Yüksekten birer birer düşüp ölüyorlar!

Yüksekten birer birer düşüp ölüyorlar!

İş cinayetlerinde birinciliği kimseye kaptırmayan Türkiye'de inşaat işleri, iş güvenliği olmaksızın onlarca metre yükseklikten birer birer düşerek yaşamını yitiriyor. İnşaat sektöründe yaşanan sıkıntılara çare bulunmadığını belirten Diyarbakırlı işçilerden sıva ustası Salim Çelik, "Aldığımız para ile geçinmeye çalışıyoruz. Çalışmazsak açlıktan, çalıştığımızda ise kazadan ölüyoruz. Ama mecburuz buna" diyor.

İsmail Eskin

İş cinayetlerinde birinciliği kimseye kaptırmayan Türkiye'de inşaat işleri, iş güvenliği olmaksızın onlarca metre yükseklikten birer birer düşerek yaşamını yitiriyor. İnşaat sektöründe yaşanan sıkıntılara çare bulunmadığını belirten Diyarbakırlı işçilerden sıva ustası Salim Çelik, "Aldığımız para ile geçinmeye çalışıyoruz. Çalışmazsak açlıktan, çalıştığımızda ise kazadan ölüyoruz. Ama mecburuz buna" diyor.

İş cinayetlerinde Dünya üçüncüsü, Avrupa'da birinci olan Türkiye'de neredeyse her gün bir işçi hayatını kaybediyor. Son olarak İstanbul'da yaşanan ve 10 işçinin ölümü ile yeniden gündeme gelen işçi ölümlerinden ilk sırayı inşaat sektörü alıyor. İnşaat sektöründe çalışan ve çoğunluğu Kürt işçilerden oluşan emekçilere yaptıkları yapılar mezar olurken, bu yapılar yüz binlerce liraya alıcı buluyor. Günde 12 saat zor koşullarda ve dünyanın en tehlikeli mesleğini icra eden inşaat işçilerinin kimi zaman sigortaları yatırılmıyor, kimi zaman ise eksik yatırılıyor. Güvenli çalışma koşullarının olmadığı ve halatsız bir şekilde çalışmak zorunda kalan işçiler, geçirdikleri kazalarda ya ölüyor ya da sakat kalarak hayatının geri kalanını yatakta geçiriyor. Diyarbakır'da gelişen inşaat sektöründe de gözle görünür bir artış ile birlikte iş kazası riski de artıyor. Yükselen binaların dış cephelerinde kurulan tahtadan bozma iskelelerde çalışan inşaat işçileri yıpranma payı en yüksek olan iş ile akşam evlerine götürecekleri ekmekleri için mücadele veriyor. 15 yıldan bu yana sıvacılık yapan Cüneyt Keklik isimli inşaat emekçisi, günlük olarak aldığı ücretin 50 TL olduğunu, çoğu zaman ise sigortasız çalışmak zorunda kaldığını belirtiyor. İşe başladıkları zaman ilk birkaç hafta sigortalarının yatırıldığını, ancak daha sonra işverenin bunu kestiğini ifade eden Keklik, "Biz genellikle yüksek binaların dış cephelerinde çalışıyoruz. Bazen bir kalasın üzerinde metrelerce yükseklikte halatsız bir şekilde çalışıyoruz. İş kazası olma riski çok yüksek. Sigortamıza güveniyoruz. Ama o da bazen yatırılmıyor" diye konuştu.

'BİNANIN CEPHESİNDE SAVAŞTA GİBİYİZ'

Arkadaşlarının birçoğunun iş kazası geçirdiğini ve yanında ölen arkadaşının olduğunu söyleyen Keklik, bunun korkusu ile yaşadığını kaydetti. Tüm mücadelesinin ailesini geçindirme üzerinden verdiğini vurgulayan Keklik, "Aldığımız para hiçbir şeyimize yetmiyor. Bazen 12 saat çalışıyoruz ama karşılığını alamıyoruz" dedi. İnşaatta çalışmanın çok zor olduğunu ve bu işi belli bir yaşa kadar yapabileceğini belirten Keklik, ilerleyen yaşlarda iş bulmanın bile zorlaştığına dikkat çekti. "Biz ölüm ile karşı karşıya kalıyoruz. Cepheye çıkıyoruz sanki savaşta gibiyiz" diyen Keklik, bir an dalgınlığın yüksekten düşerek ölüme sebep olacağını söyledi. İnşaat sektöründe milyonlarca insanın çalıştığını ve devletin işvereni değil işçiyi koruyacak yasalar çıkarmasını isteyen Keklik, "Devlet bizim bu mağduriyetimizi görsün" dedi. İnşaata çalışan bazı insanların gündüz saatlerinde hiç dışarıyı göremediğine işaret eden Keklik, "Sabahın köründe geliyorsun, gecenin karanlığında gidiyorsun. Bazen işveren sabah güneşi doğmadan bizi inşaata getiriyor gece evimizin önünde bırakıyor. Biz güneşi bile göremiyoruz bazen" şeklinde konuştu. Ailesine vakit ayıramadığını ve uzun çalışma saatleri sonrasında evlerine yorgun bir şekilde gittiklerini ifade eden Keklik, "20 günden bu yana aynı evde yaşadığım babamın yüzünü bile göremedim. Ben gittiğimde uyumuş oluyor, sabah ise erkenden çıkıyorum" dedi.

'45 YAŞIMDAYIM ARTIK ÇALIŞAMIYORUM'

25 yıldan bu yana binaların dış cephelerini onarma işinde çalıştığını söyleyen Medeni Aslan da, bu güne kadar sadece 1500 günlük sigortasının yatırıldığını belirterek, "Şimdiye kadar emekli olmak gerekiyordu. 45 yaşımdayım ama işveren bu güne kadar sigortamı tam yatırmadığını için emekli de olamıyorum" dedi. Patronların işçileri işe aldığı günlerde sigortalarının giriş ve çıkışını yaptıklarını, ilerleyen günlerde ise bunu kestiklerini kaydeden Aslan, "Biz bu sistemden memnun değiliz. Kendimizi hiç güvende hissetmiyoruz. Ne olacağı belli değil. Ben niye topraklarımı bırakıp Karadeniz'e Marmara'ya ya da Ege'de çalışmaya gideyim ki?" diye konuştu. Toprakları dışında yerlerde çalıştıkları zaman Kürt işçilerinin hor görüldüğüne de değinen Aslan, "Ben Diyarbakırlıyım dediğim zaman başka şekilde davranıyorlar bana. O yüzden oralarda zaten hiç sigortamızı yatırmıyorlardı. Paramı bile alamadım" dedi. Arslan, "Ben 45 yaşımdayım ama artık çalışamıyorum. Bu saatten sonra ben ne iş yapacağım. Mecburum bu işi yapmaya" diyerek, devletin işçiyi sahiplenmediğine işaret etti.

'ÇALIŞSAK KAZADAN, ÇALIŞMAZSAK AÇLIKTAN ÖLECEĞİZ'

İnşaat işçilerinin zamanında paralarını alamadıklarını ve ailelerine yeterince destek olamayacağını ifade eden sıva ustası Salim Çelik, işçilerin çoğu zaman kandırıldığını ve emeklerinin çalındığını söyledi. Her gün bir işçinin ölümünü gazetelerde ve televizyonlarda duyduklarını kaydeden Çelik, bunun kendilerini tedirgin ettiğini ancak yine de çalışmak zorunda olduklarını vurguladı. Her mevsim başka bir yerde çalıştıklarını belirten Çelik, "Yaz aylarında buralarda, kış aylarında ise ya batıda yada Irak'a gidip çalışıyoruz. Nerede olsa çalışıyoruz. Aldığımız para ile geçinmeye çalışıyoruz. Çalışmazsak açlıktan, çalıştığımızda ise kazadan ölüyoruz. Ama mecburuz buna" dedi. (Diyarbakır/DİHA)
 

www.evrensel.net