18 Eylül 2014 06:00

Kürd’ün diline mühür

Kürtler yüz yılı aşkın bir zamandır, özgürlükleri için mücadele ediyor. Birinci paylaşım savaşı sonunda, Kürdistan’ın parçalanmasıyla, Kürtler bulundukları dört parçada, adeta ölüm kalım sürecine girdiler. Öyle ki savaşsız, sürgünsüz, kırımsız bir günleri olmadı. İsmail Dindar yazdı...

Paylaş

İsmail DİNDAR* 

Kürtler yüz yılı aşkın bir zamandır, özgürlükleri için mücadele ediyor. Birinci paylaşım savaşı sonunda, Kürdistan’ın parçalanmasıyla, Kürtler bulundukları dört parçada, adeta ölüm kalım sürecine girdiler. Öyle ki savaşsız, sürgünsüz, kırımsız bir günleri olmadı. 

Kanlı kırımlardan yaralı da olsa kurtulmayı beceren Kürtler, sıra beyaz katliama geldiğinde, bütün direnme çabalarına rağmen, özellikle Kuzeyde bunun kolay olmadığını son otuz yıllık savaş sürecinde ve asimilasyonist sömürgeci siyasetin Kürt kültürü ve dilinde yarattığı tahribatı anladıklarında gördüler. Bundandır ki son on beş yıllık mücadele sürecinde, askeri direnişin yanı sıra, dil ve kültürel dirilişe de ağırlık vererek bu alanda da, mücadeleyi yükselttiler. Kürtçe dil kursları, enstitüler, Kürtçe yayıncılık vb. adımların yanı sıra, ana dillerinde eğitim hakkını elde edebilme amacıyla çeşitli eylem ve etkinliklerle, Türkiye ve dünya kamuoyuna seslendiler.

Başta gelen ve en çok tekrarlanan eylem çeşidi de, okulların açıldığı ilk gün veya haftada,  okula gitmeyerek, Türk(çe) eğitim sistemini protesto ettiler. Kürdistan ve ana dilinde eğitim hakkı gerçekliğinde bu eylem ve istemler, kuşkusuz annelerinin ak sütü kadar hak ve meşrudur. 

Bu yıl bir haftalık boykotun yanı sıra, Gever, Cizîr ve Amed’de Kürtçe eğitim yapacak üç tane okulun açılması, süreçten bağımsız, geç kalmış, doğru ve yerinde bir adım olarak değerlendirilmelidir. Ancak unutulmaması gereken temel doğru şudur ki genelde eğitim, özelde de ana dilinde eğitim;

1- Temel, çağdaş, tartışılmaz, olmazsa olmaz bir insan hakkıdır. 

2- Dünyanın her tarafında bu görev kamu görevidir. Devletler bu hizmeti, tüm süreçlerde vatandaşlarına karşı sorumluluk bilinciyle yerine getirmekle müklleftirler.

Eğer Kürtler bu ülkenin vatandaşları ise -ki kimse inkar etmiyor- ve Kürt vatandaşlar devlete karşı görevlerini yerine getiriyorsa, -ki getiriyorlar- Kürt Memed, her yerde, her zaman, nöbette ve tetikte ise, -ki bu güne değin hep öyle olagelmiş- öyleyse devlet Kürd’ün kendi dilinde eğitim görebilmesi için üzerine farz olan her hizmeti yerine getirmek zorundadır. Ama gelin görün ki; Kürtlerin kendi kıt imkanlarıyla açmaya çalıştığı üç tanecik okul, devletin askeri, hukuki, idari saldırılarına maruz kalarak, yıllardır, baskı ve hile ile Kürd’ün dilini kelepçeleyip mühürledikleri gibi, Kürt çocuklarını, Kürtçe eğitecek bu üç tane okul da mühürleniyor.

Oysaki genel anlamıyla eğitim, özelinde de ana dilinde eğitim bir hak ise eğer - ki dünyanın her yerinde, bu hak tüm vatandaşlara tanınıp, hayata geçirilmektedir- Kürt vatandaşların veya  sivil toplum örgütlerinin Kürdistan’da devletin eğitim sisteminden ayrı bir örgütlenmeye gitmesine gerek yok, zaten bir toplumun eğitim sistemini ekonomik olarak örgütleyebilmek, devlet kurumunun dışında mümkün değildir. Kürtler mevcut durumda bir devlet sahibi olmadıklarına göre bu görev mevcut devlet kurumunun görevidir. Gever, Cizîr ve Amed’deki okullar her ne kadar, sivil itaatsizlik, fiili hak kullanımı temelinde değerlendirilebilse de, ana dilinde eğitim hakkının meşruluğu ve zorunluluğu paralelinde, bu hizmetin aynı zamanda toplumu yöneten, devlet idaresinin vazgeçilmez bir görevi olduğu gerçeği de işin ta başından savunulmalıdır.  

Karşı çıkılması gereken diğer önemli bir konu da, Kürtçe eğitimin özel okullarda yapılma yasasıdır. Kürt siyasetinin, sivil toplum örgütleri, sendikaları, dernekleri, eğitim emekçileri  ve velileriyle, mevcut okullarda, yani vatandaşın verdiği vergilerle inşa edilen, elektrik, su gideri vatandaşların paraları ile ödenen, çalışanlarının ücretleri Kürt vatandaşlardan toplanan vergilerle ödenen okullarda Kürtçe eğitim yapmaktır. Nitekim geçtiğimiz eğitim yılında, Eğitim-Sen’in aldığı karar doğrultusunda, ilkinde bir ders, ikincisinde iki ders Kürtçe ders işlenmiştir.  

Eğer fiili bir olgudan bahsedeceksek, fiili durumun mevcut devlet okullarında yaratılması, en doğru, en meşru haktır. Diğer yandan okulu boykot etmek yerine, okulda Kürtçe ders işleyerek alternatif yaratmak, gereksinimi karşılamak da meşru ve doğru yoldur.

Kuşkusuz Kürtler nasıl ki inkar ve imha politikalarına karşı, yıllardır ağır bedeller ödeyerek, kendi varlıklarını dört yandaki egemenlere kabul ettirip, Ortadoğu siyasetinde elle tutulur, gözle görülür bir ağırlık oluşturmuşlarsa, kendi toplumlarında meşru iktidarlar oluşturup ulusal, ekonomik, kültürel kazanımlar elde etmişlerse, okullarına vurulan mühürleri de bir bir kırıp sökmesini bilecekler. Daha da ötesi, kendi vergileriyle kurulup işleyen okullarda kendi gereksinimi olan eğitimlerini de verebilme olanağını elde etmeyi başaracaklardır. Çünkü Kürtler bu güne zihinlerinde inşa edilen  karakolları yıka yıka geldiler. 

Bu son durum da açıkça göstermiştir ki, cumhuriyetin ilk yıllarında çarşı-pazarda Kürtçe konuşan vatandaşına konuştuğu kelime sayısı oranında para cezası veren faşist zihniyet, bir asır sonra Kürt vatandaşın çocuklarını kendi dillerinde eğitmek için açtığı okulların kapılarını mühürledi. Demek ki günümüzde kanayan bir yara olarak tanımladığı Kürt, pardon Türk sorununu çözeceğim iddiasında olan zihniyet ile bir asır öncesinin zihniyeti  arasında zerre kadar fark yokmuş, niyet aynı niyet, amaç aynı amaç. Ama unutulmamalı ki Kürtler aynı Kürtler değil…

* Eğitimci - yazar

ÖNCEKİ HABER

İskoçya halkı kaderini oyluyor

SONRAKİ HABER

İşkence iddiaları karşısında devletin kapısı duvar: İşkenceye sıfır yanıt

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa