17 Eylül 2014 19:31

Emperyalizmden kaçarken ulusalcılığa tutulmak

Emperyalist bir savaşta anayurt savunması emperyalistlerin ortaya attığı ve halkların bu savaşa yedeklenmesini sağladıkları bir tür aldatmacadır.

Paylaş

Kayhan GEYİK
İstanbul


Lenin’in makalelerinden oluşan ‘Marksizmin Bir Karikatürü ve Emperyalist Ekonomizm’(1) kitabı geçtiğimiz günlerde Evrensel Basım Yayın tarafından Tonguç Ok’un çevirisiyle yayınlandı.
Herhalde kitap başka bir isim ve takma adla şahıs ve polemik yapılan isimler değiştirilerek bugün yayınlansa, emperyalizm çağında ulusal soruna dair oldukça güncel bir metin kalır elimizde. Bu nedenle yazıldıktan neredeyse yüzyıl sonra bu kitabı bir kez daha canlı bir polemik metni olarak ele alıyoruz. Şimdi okuyacağınız metin kitabın içindeki tartışmalardan bir özet içermekte.
DEMOKRASİ MÜCADELESİ İŞÇİ SINIFININ OKULUDUR!
Lenin, lafı hiç dolandırmadan ne söyleyecekse kitabın en başında söylüyor. Makalesini oportünist yorumlara en baştan kapatmak ister gibi, ulusların kendi kaderini tayin hakkını (UKKTH) reddedenleri sağ sapma ve demokrasi mücadelesini yok sayanları sol sapma olarak nitelendiriyor.
Emperyalist ekonomizm demokrasiyi küçümseyerek işe başlıyor. Ve şu bildik laflarla devam ediyor: ‘Emperyalizm çağında demokrasi mücadelesi anlamsızdır. Emperyalizmin karşısına koyulabilecek tek şey sosyalizmdir.’ Bugün de en karmaşık sorunların karşısında; ulusların kendi kaderlerini tayin hakkından laisizm sorununa, kadın sorunundan basın, ifade ve örgütlenme özgürlüğüne kadar bütün hak ve taleplere, ‘sosyalizmde çözeceğiz ötesi mümkün değildir’ diyen teorik zırvalıklar yok mudur? Demokrasi mücadelesine topyekün karşıyız diyemeyenler, 100 yıl önceki çekingen yaklaşımlarıyla, bugün dahi ‘Sosyalizm geldiğinde ulusların kendi kaderini tayin hakkına zaten gerek kalmayacaktır. Sosyalizm yokken de emperyalist bir çağda ulusların kendi kaderlerini kendilerince tayin edebilmelerinin olanağı yoktur.’ demektedirler.
Lenin makalelerinde defa kez emperyalizm ile demokrasi arasındaki karşıtlığın, işçi sınıfının talepleri etrafında bir araya geldiği, örgütlenmeyi ve yönetmeyi öğrendiği bir mücadele ve direniş okulu olarak sosyalizm ile olan kopmaz bağının altını çizecektir.
Emperyalizm koşullarında ulusal baskının artmış olması, sosyal demokrasi için burjuvazinin “hayal” olarak tanımladığı ulusların ayrılma özgürlüğü için mücadeleden vazgeçmek gerektiği anlamına gelmez. Aksine, bu alanda ortaya çıkan çelişkilerden, kitle eylemlerinin ve burjuvazi üzerine devrimci saldırıların dayanağı olarak daha fazla yararlanmak gerektiği sonucu çıkar.(2)
Kısaca, işçi sınıfı bütün demokratik yol ve kanalları burjuvaziyi alt etmek için kullanacak; demokrasi mücadelesini yadsıyarak ekonomizmin ve kendiliğindenciliğin bataklığına saplanmış, her türlü demokratik mücadeleyi, hak ve istemi emperyalizme hizmet sayan anlayış karşısında tutum alarak mücadele edecektir. Ülkemizde ulusalcılıkla nam yapmış solcuların birçoğu bu bataklıkta yüzmekte ve 100 yıl önceki emperyalist ekonomistlerden bir adım ileriye gitmeden ulusların kendi kaderini tayin hakkını burjuvaziye karşı verilmiş bir taviz olarak görmekteler.
SAVAŞ VE ANAYURDUN SAVUNULMASI
Yeni Osmanlıcılığın, yeni Türkiye kılıfıyla tekrar tekrar sunulduğu günlerde yeni yetme burjuvazinin çıkarlarıyla güdümlü hükümetimiz, Ortadoğu”daki pastadan pay kampa siyasetini çoktandır müdahale ve savaş çizgisine çekmiş ama umduğunu bulamamıştır. Ama Türkiye’nin burjuvazisinin çıkarlarının arkasından yedeklendiği bu savaş çığırtkanlığı bir anayurt savunması değildir. Böyle bir savaş Türkiye halklarının doğrudan karşısında yer alacağı ve Ortadoğu’nun yeniden paylaşılacağı bir planın parçasıdır. Lenin, savaşı siyasetin devamı olarak anlamalıyız diyor. Çünkü böylece savaşları sadece kimin nereyi işgal ettiğine, nereyi kaybettiğine bakarak yorumlamayız. Savaşın hangi nedenlerle ve hangi siyasetin ürünü olarak ortaya çıktığını kavrarsak ‘dar kafalı’ (tırnak işaretli yer Lenin’den) bir indirgemecilikten kurtuluruz.
Kievsky ve Kautsky ile Lenin’in savaş üzerine tartışması hem alaycı hem de çok yalın. Lenin ısrarla Marksizm’in her savaşı ayrı ele alıp somut bir değerlendirmeye tabi tutması gerektiğini savunmuştur. Gerçekten ancak Marksizm’in karikatürü olabilecek bir görüşle emperyalizm çağında yaşanan her savaşın emperyalist bir savaş olduğunu söyleyerek, ulusal savaşların artık imkansız olduğu tezini ortaya atanları, Marksist ekonominin mantığını anlamamakla ya da bilinçli olarak çarpıtmakla suçlar Lenin.
UKKTH, EMPERYALİZM ÇAĞINDA ERİŞİLEMEZ Mİ?
Ulusların kendi kaderini tayin hakkının, kapitalizmin en yüksek aşaması olan emperyalizm döneminde erişilemez olduğu tezinin bir tez olarak bile değeri olmadığını Lenin birkaç örnekle açıklayacaktır. Ama önemlisi yaşadıkları çağda bile Norveç gibi UKKTH’nin erişilebilirliğinin somut örnekleri vardır. Daha da önemlisi İsveçli işçiler kayıtsız şartsız ayrılma haklarını tanıyarak, şovenist İsveç burjuvazisine yedeklenmeyerek enternasyonalist bir tutum almışlardır.
Kievsky’nin ezen ulus ve ezilen ulus arasında ikicilik yaratmakla suçladığı tezleri bir açıdan doğrudur. Çünkü ortadaki nesnel durum Marksistlere göre dualisttir. Ezen ulus ile ezilen ulus ekonomik, sosyal ve ideolojik bakımdan aynı değildir. Ama işte Norveç ve İsveç işçilerinin eylemi UKKTH çerçevesinde monisttir. Birleşiktir ve ulusalcılıktan uzaktır.
Burada iki temel vurgu önemlidir. Birincisi: Emperyalizm halk yığınları arasındaki demokratik talepleri için mücadele eğilimini zayıflatmaz, tersine güçlendirir. İkincisi: Emperyalistler arasındaki çatışma ve savaş, ittifak ve stratejiler, tekellerin gelişimi ve çıkarları daha küçük ulusların siyasal bağımsızlıklarını kazanmaları noktasında belirleyici olabilir. Emperyalizm çağında UKKTH erişilebilirdir ve Marksistler bu hakkı tanımadan tutarlı bir demokrasi mücadelesinin parçası olamazlar.
İşçi sınıfı sadece kendi için değil, tüm halk ve emekçiler için bir slogan ve program öne sürer. Sosyalistler bütün ezilen uluslar için ayrılma özgürlüğünü savunurken, bütün ulusların ve halkların eşit, özgür ve kardeşliğe dayalı birlikteliğinin yolunu açar. Zorbalık ve zorunluluğa dayalı bir birlikteliğin yerine, işbirliği ve gönüllülüğe dayalı bir kaynaşmayı koyacaktır.
Ulusların kendi kaderini tayin hakkı için mücadelede, sosyal demokrasinin amacı, ulusa baskı politikasına son vermek, bu politikayı imkânsız kılmak ve böylece uluslar arasındaki çekişmeyi ortadan kaldırmak, köreltmek ve en aza indirmektir. Sınıf bilinçli proletaryanın politikasını, ulusal mücadeleyi şiddetlendirip alevlendirmeye, ulusal hareketi de sürdürüp bilemeye çalışan burjuvazinin politikasından ayıran temel yan budur.(3)
Stalin’in özetlediği bu görüş, Türkiye gibi ulusal sorunun sürdüğü ülkelerde Marksistlerin yaklaşımlarını özetliyor. Eklemek gerekiyor ki bir ulusun bağımsızlığı gibi demokratik dönüşümler, bu türden kazanımlar bir dizi devrimle taçlanmadan nihai bir çözüme ve istikrara kavuşamaz.
Kitap, daha ayrıntılı analizler ile birlikte, diyalektik ve tarihsel materyalizmin bilimsel bir yöntem olarak bir tartışmada nasıl kullanıldığını Lenin’in kalemiyle okuyucunun dikkatine sunuyor. Yine de sorunu anlamak ve tartışmayı kavramak için bir giriş kitabı olarak değerlendirilmelidir. Makalelerden oluşan bu kitabı ‘Marksizm ve Ulusal Sorun’, ‘Kapitalizmin En Yüksek Aşaması Emperyalizm’, ‘Ulusal Sorun ve Ulusal Kurtuluş Savaşları’, ‘Marksizm Ulusal Sorun ve Sömürge Sorunları’, ‘Ne Yapmalı’ başta olmak üzere Lenin ve Stalin gibi proletaryanın öğretmenlerinin temel eserleriyle daha anlaşılır kılabilirsiniz. Hepimize iyi okumalar.

(1)    V.İ.Lenin, Marksizmin Bir Karikatürü ve Emperyalist Ekonomizm, E.B.Y, İstanbul, 2014.
(2)    V.İ.Lenin, Sosyalist Devrim ve Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı (tezler) Ocak-Şubat 1916
(3)    J.Stalin, V.İ.Lenin, Marksizm ve Ulusal Sorun, EBY, Temmuz, 2005.

 

ÖNCEKİ HABER

Kültür ve sanat insanı olarak Yılmaz Güney

SONRAKİ HABER

Tutuklu bulunan CHP’li Eren Erdem'in bir kulağı artık duymuyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa