17 Eylül 2014 06:00

IŞİD, Hollande’a nefes mi aldırdı?

Radikal islama karşı global mücadele Fransa Cumhurbaşkanı Francois Hollande’a yakın zamanda derin bir nefes aldırdı.

Paylaş

Nabila RAMDANİ

Radikal islama karşı global mücadele Fransa Cumhurbaşkanı Francois Hollande’a yakın zamanda derin bir nefes aldırdı.
Ülke içinde aldığı acınası yüzde 13 destek, şefkatli ama politik olarak etkin salaş sosyalist imajı ile 60 yaşındaki Fransa Cumhurbaşkanı, hala dünyanın belalı sorunlarını ağıbaşlılık ve azimle bir adımda aşmaya yelteleniyor.
Hollande pazartesi günü Paris’te, ülkenin derinleşen güvenlik krizini tartışmak için yapılan koalisyon toplantısına hazırlık için geçen hafta Irak’ı ziyaret etti. Hollande, Irak’taki ağır silahlı IŞİD grubuna karşı mücadele için askeri destek taahhüt ederken olabildiğince bir devlet adamı gibi konuşmaya çalıştı. Irak Cumhurbaşkanı Fuad Masum’a yönelik bir mesajında, Fransız Devletinin Lideri, “sınır tanımayan” “küresel terörist tehdit”ten bahsetti.

ŞAHİN POLİTİKA

Paris’ten Bağdat’a giden başkanlık uçağında 15 ton insani yardım vardı, hepsi de IŞİD’de karşı savaşın liderliğini yapan Kürtlere götürülüyordu. Fakat Hollande, kendi politikalarına da ihtiyaç olduğunda ısrarcıydı. “Bağdat’a, Fransa’nın Irak’a çok daha fazla askeri yardım sağlama olanağının varlığını taahhüte geldim” dedi.
Zaten Kürt peşmergeler için silahları çoktan göndermişti. Bunu bizzat kendi parlamentosunun ve kamuoyunun iradesine rağmen yapmıştı. Yoklamalar gösteriyor ki Fransa halkı, diğer ülkelerin sorunlarına müdale edilmesini istemiyor ve Meclis de Suriye’ye yönelik askeri bir eyleme kesinlikle ve çoğunlukla karşı çıkıyor. Hollande ise, bu muhalefeti görmezden gelmeye hazırlıklıydı.
“Irak’a askeri yardım” denilen şeyin tam içeriği net değil, fakat hiç şüphe yok ki Hollande’ın Ortadoğu ve Kuzay Afrika sorunlarına yaklaşımı tereddütsüzce şahin bir yaklaşım, tıpkı komşu ülkelere yaklaşımında da olduğu gibi.
2012’de iktidara geldiğinden beri el-Kaide ile savaşmak için Mali’ye, Orta Afrika Cunhuriyeti’ne askeri birlikler gönderdi. Her iki ülkede de savunmasız görülen bu ülkeleri ele geçirmek isteyen aşırıların bastırılmasında göreceli olarak bir başarı sağlandı. Ülkelerden birinin ya da daha da kötüsü ikisinin birden ele geçirilmesi bölgesel istikrar açısından ve aslında tüm dünyanın güvenliği açısından ciddi bir tehlike yaratabilirdi.
Hollande ayrıca Beşar Esad’ın Suriye’deki kasaplığına, özellikle de kendi halkına kimyasal silah kullanma kararına karşı askeri harekatı savunan az sayıda batılı liderden biriydi. Yine Libya’da için de “özel destek” çağrısı yaptı ki, 2011 Arap baharı ayaklanmaları sırasında Fransız hava kuvvetleri bu ülkeyi Muammer Kaddafi’den “kurtarmaya” yardım ettiğinden beri bu ülke bir anarşinin içine düşmüş durumda. Yine de Bay Hollande, ülkeye kaos getirmeyi sürdüren silahlı milisler sorunu halledilmezse “terörizmin bölgeye yayılacağı” uyarısı yapıyor.

FRANSA’DA DALGA KONUSU

Aslında cüretkar ve sınırlı müdahalelerle kombine edilmiş kelimeler, Hollande’ın genel olarak katostrofik iktidarı döneminin kesinlikle en başarılı yanı.
Fransa’da işsizlik sarmalının 3.4 milyonu aşması, ekonominin durgunlaşması ile Hollande, siyasi muhalifleri tarafından dalga konusu haline getirildi. Hatta eski karısı Valerie Trierweiler bile yeni kitabında,  hem profesyonel hem özel hayatında yalancı bir ikiyüzlü portresi çizdi.
Hollande’ın sağa kaymasıyla hayal kırıklığına uğrayan eski destekçileri, dış politikasındaki belirgin u-dönüşüne dikkat çekiyorlar.
Seçim kampanyası boyunca, Fransız birliklerini sadece, Taliban’a karşı savaş koalisyonu sırasında ülkesinin 88 askerinin öldüğü Afganistan’dan değil, tüm terörizme karşı savaş cephesinden cekeceği konusunda güvence vermişti.
Bazıları da Hollande’ın sivillerin yaşamını korumaya bu yeni adanmışlığının sadece Hıristiyan toplulukların bulunduğu bölgelere yönelik olmasından endişeli. Irak’ta özel olarak Hıristiyan mültecilerin barındığı bir kiliseyi ziyaret etti, IŞİD’ten kaçan binlerce kişiye Fransa’da sığınma hakkı teklif etti.
Suriye’ye müdahale motivasyonunun temeli de Esad’ın seküler diktatörlüğünde yaşayan Hıristiyanlar konusundaki endişesinden geliyor. Tüm bunlar yoruma açık, fakat  yaz boyunca İsrail’in Gazze’ye yönelik son askeri saldırısında öldürülen binlerce Filistinli için böyle bir etik duruş göstermedi.


5 MİLYON FRANSIZ MÜSLÜMAN TEDİRGİN

Tutarsızlıkları, Hollande ve şovenist Başbakanı Manuel Valls’ın Ortadoğu ve Kuzey Afrika’ya yönelik politikalarını, kendilerini damgalamak için kullanıyor olmaları Fransız Müslümanları özellikle tedirgin ediyor.
Hollande ve Valls’in baş düşmanları olarak İslam adına yapılan terörizm değil doğrudan İslam’ın kendisi gibi görünüyor.  Bu aralar, aralarına yenilerini de kattığı sinsi kelimeler kullanıyorlar, örneğin Hollande, “sekülarizm açısından ibadethanelerin” daha fazla “izleneceği”ni söyledi ve bu, camilerde daha fazla ajan olacak, Müslümanları kendilerinden korumak lazım olarak tercüme edildi. 
Dünyayı dolaşarak savaşa katılmaya giden potansiyel militanları önleme girişimlerinin de rahatsız edici sonuçları var, örneğin özellikle okul çağındaki kız çocukları sosyal medya paylaşımları nedeniyle yasal olarak cezalandırılma tehditi altındalar. 
Hollande ve sosyalist yardımcıları, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’ya yönelik dş politikalarını korumak adına sivil hakların üzerine basıp geçmekte sıkıntı çekmedikleri düzenli olarak kanıtlıyorlar.
Uluslararası Af Örgütü başta olmak üzere insan hakları örgütleri Gazze savaşına karşı Paris’teki sokak eylemlerinin yasaklanmasına karşı öfkelerini dile getirmişlerdi.
Resmi aldatmacanın kamu düzenine yönelik tehdit korkusu- geleneksel olarak radikal olan Fransa başkentindeki neredeyse her eylem kastediliyor- masum Filistinlilerin kendi anavatanlarının sistematik olarak başlarına yıkılmasına karşı öfkeyi geçiyor.
Bütün bu politika, Mali ve Orta Afrika Cumhuriyeti’ndeki sınırlı başarıya karşı, kalbura dönmüş bir tutarsızlık ve aldatmayla birlikte gidiyor.


IŞİD’İ BÖYLE ZENGİN ETTİLER

Bu beceriksiz, ketum yaklaşımın, Fransa’nın rehinelerin serbest bırakılması için düzenli olarak milyon dolarlar ödediğini suçlamalarında da kendini gösteriyor. Sağlam kaynaklı iddialar, 2008’den bu yana ABD ve Fransa’nın fidye olarak toplam 125 milyon dolar ödeme yaptığını söylüyor.  ABD’li iki tutsağın başının kesilmesinden kısa bir süre önce Suriye’de IŞİD tarafından kaçırılan 4 Fransız gazeteci Nisan ayında kurtarıldılar.  Hollande, ısrarla Fransa’nın fidye ödemediğini savunuyor, fakat Alman Focus gazetisindeki sağlam kaynaklara dayanan rapor, 18 milyon doların uluslararası şirketlerin şöförleri, karanlık aracılar, hatta Türk ajanlar tarafından IŞİD’in kasasına konduğunu ileri sürdü.  Paris ise bu raporu tamamen reddiyor. Gerçekte ise, o uğursuz IŞİD’in böyle müthiş bir mücadele grubuna dönüşmesinde ödenen milyonlarca dolarlık fidyenin de temel rolü var. Eğer Hollande, evindeki başarısızlıklarından dikkati kaçırmak için dış politika anlaşmalarını bu şekilde kullanmayı sürdürecekse, bazı azınlıkların değil ortak çıkarların  korunabilmesi için uluslararası toplumla yakın çalışmak zorunda.  Bu da Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da Arap halklarının desteklenmesi anlamına geldiği kadar, Fransa’da yaşayan milyonlarca müslümana da saygı gösterilmesi anlamına geliyor.

*Middleeasteye.net’ten çeviren Elif GÖRGÜ, başlık Evrensel’e aittir.

ÖNCEKİ HABER

Tema inşaat işçileri sendikalaşacak

SONRAKİ HABER

Cumartesi Anneleri 742. kez buluştu: Kaybetme suçunu işleyenler hesap versin

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa