16 Eylül 2014 06:00

Şantiyeler üzerine...

İnşaat Mühendisi Taylan Yiğit yazdı: Torun Center şantiyesindeki kaza ne ilkti ne de son olacak. Buyurun birlikte bakalım sebeplerine..

Paylaş

Taylan YİĞİT
İnşaat Mühendisi

Torun Center şantiyesindeki kaza ne ilkti ne de son olacak. Buyurun birlikte bakalım sebeplerine..

Memleketin üretime dayalı tüm iş kolları peşkeş çekilmiş, kapatılmış, atıl bırakılmıştır. Bir ülkede iç üretim yapılmadığı sürece kapitalizme bağımlılık devam eder. Özellikle 80 darbesi sonrasında; özelleştirme adı altında sektörler tasfiye edilerek, taşeronluk sistemi yaygınlaştırılarak, üretim hammadde anlamında, teknoloji anlamında dışa bağımlı ve sadece montaj seviyesinde bir hale dönüştürülmüştür.

Büyüyen Türkiye yalanıyla, beton yığınlarının ortaya çıkması gelişimin bir göstergesi olarak sunulmuştur. Hızla burjuva kapitalizmine entegre olmaya çalışan Türkiyeli kapitalist işbirlikçiler, üretimin ve ekonomik döngünün kontrolünü sadece vergi toplama seviyesine çekmiştir. Darmadağınık bir ekonomik keşmekeşinin içinde palazlanan, her dönem hükümetine yakın iş adamı denilen burjuva takımı için kaçırdıkları verginin, kara paranın, uyuşturucu ve silah kaçakçılığından ortaya çıkan kapitalin bir an önce piyasada eritilmesi için; Yeni Türkiye’nin, modern ülkenin, kalkınmanın göstergesi inşaat piyasası hızla desteklenmiş ve ülkenin en önemli potansiyeli haline getirilmiştir.

Bu potansiyel tamamen özel sektör eline bırakılmış, inanılmaz bir sömürü ve rant kaynağı haline gelmiştir. Kâğıt üstünde denetimi yapılan bu şantiyelerde, her şey para ile ölçülür olmuş. Kalite ve sağlamlık bile paraya yenik düşmüştür. (Bakınız Marmara depremi, yeni yapılan binaların tek tek yıkılması) Bu vahşi süreçte şantiyede çalışan işçinin sigortası, çalışma koşulları, yaşam şartları minimum düzeyde tutulmuş olup, işveren destekçisi hükümetler ve odalar tarafından kanunda gözüken ufak tefek işçi hakkı varsa da bunlar Mecliste elbirliği ile iyice budanmıştır. (Şantiyelerde çalışan personelin genelde günlük yevmiye üzerinden çalıştığı, ortalama aylıklarının 80*25 gün =2000 TL olduğu devlet, hükümet, SGK tarafından bilinmesine rağmen, eğer işçi sigortası yapılacaksa asgari ücretten yapılarak, patronun cebinden fazla prim ödemesi çıkmasın demektir. Bu açıkça kaçakçılıktır.) 

Bu kadar aleni sömürü ve hırsızlık düzeni içinde konut maliyeti ile satış fiyatı arasında yaklaşık yüzde 500-600 kâr farkı vardır. Buna rağmen işçi koşulları ve hakları konusunda patronların cepleri boş ve insafları bitiktir. Kanun zaten patronlara göre kırpıldığı için kanunen bir korkuları yoktur. Bu inanılmaz rant yerel yönetimler, devlet kurumları ve hükümete yakın insanlar arasında rüşvet olarak pay edilir. Rant öyle yüksektir ki, herkes rahat rahat ziftlenir. 

Bir tek emekçiler hariç. Onların payına düşen hiç durmadan çalışmak, şefin bir sözü ile işten atılma korkusunu duymak, geceyi gündüze katmak ve ölmek. Ölsün ne olacak ki, sırdaki gelir çalışmaya. Oda mı öldü sırada ki gelir çalışmaya. Ne de olsa eğitimin verilmediği, bilinçli olarak mesleksiz bıraktırılanlar, memleketlerin de iş istihdamı sağlanmayanlar kuzu kuzu inşaatlara gelip ne iş olsa yaparım abi diyorlar. Ölen, sakat kalanlar sadece işveren için bir sayıdır. İnşaatın durumu sorulduğunda kaç işçi var 500. Konu orada kapanır. Bunların alacakları, yaşam koşulları, sosyal hakları zaten konu başlığı değildir ki, niye konuşulsun? Aynı Torunlar şantiyesinde olduğu gibi Asgari ücretten sigortasını yatır, 3 ayda bir giriş-çıkış yaptırarak iyice rezil et sigorta primini, yerin dibinde, havasız, güneşsiz beton zindanlarda binlerce işçiyi köle gibi yatır. Yemeklerinde kurt çıkart (Çünkü yemek firması ile anlaşılırken kalite ve temizlik değil, en ucuz yemek hizmeti  konuşulur. Çünkü yiyenler onlara göre hayvandır. Kaliteye ne gerek var?)

Ölüm onlara ne kadar yakındır. Küçükten beri kadercilikte öğretilmiştir. Ne güzel öldü, kaderimizde bu varmış densin, kervan yürüsün….

Yürümesin bu kervan; dursun bu soysuz, namussuz sömürü. Onlar insan. Oturdunuz evi yapan, yemek yediğiniz restoranı, alış veriş yaptığınız AVM‘yi yapan, kullandığınız metroyu yapanlardır. Ülkenin yönetildiği meclisi yapanlardır. Sessizdir onlar, her gün hayatı kurarlar. Sırası gelen ölür! Artık olmasın ölümler, olmasın alçak sömürü, olmasın bu hayasız yok oluş. Madem üretiyoruz, madem kuruyoruz hayatı, o zaman yönetebiliriz de. Yerin altındaki madenci Mehmet ile birlikte yönetiriz, tarlada ki ırgat Hasan ile yönetiriz. Plaza emekçileri ile yönetiriz ülkeyi. Kamu emekçileri ile yönetiriz. Biz buna muktediriz. Koca binaları yapanlar, koca ülkeyi de yönetirler. Emeğin iktidarıdır kurtuluşumuz. Bizden olanların yönettiği özgür bir vatandır hayalimiz. Verdik mi el ele, işçi, emekçi kardeşler, verdik mi omuz omuza, yıkar da geçeriz tüm kötülükleri…

Biliyoruz ki kurtuluş ellerimizde, emeğin iktidarında, sosyalizmde…

ÖNCEKİ HABER

İşçilerin sendikalarda söz sahibi olması için birleşelim

SONRAKİ HABER

Kremlin: Esad, Soçi'deki çalışma sonuçlarına tam desteğini açıkladı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa