Şiirin diri kalbi: Hüseyin Peker

Şiirin diri kalbi: Hüseyin Peker

Şair Hüseyin Peker’i, şiirimizin alçak gönüllü şairlerinden biri olarak tanımlamanın çok yerinde olduğuna inanıyorum. Bunu sadece benim ifade ettiğim düşünülmesin; onunla karşılaşan ve onu tanıyan herkesin ortak kanısıdır bu.

İsmail BİÇER

Şair Hüseyin Peker’i, şiirimizin alçak gönüllü şairlerinden biri olarak tanımlamanın çok yerinde olduğuna inanıyorum. Bunu sadece benim ifade ettiğim düşünülmesin; onunla karşılaşan ve onu tanıyan herkesin ortak kanısıdır bu.

Ne zaman elime bir Hüseyin Peker şiiri alsam, hakiki ve samimi bir şiir yazma derdi olan bir şairle karşılaşırım. Şiire çok ciddi boyutlarda emek veren Peker, kendini nedense şair olarak değil; şiire emek veren biri olarak görür.

Nice önemli ödüllere değer görülmüştür. Buna rağmen, hiçbiri onu şımartmamış… Sanırım onun için en büyük ödül yazdıklarının şiir severlere, kitaplar ve dergiler vasıtasıyla ulaşılmış olmasıdır. Şiir dünyası içinde kutuplaşmalara itibar etmediği gibi, poetik tartışmalara son derece düzeyli katıldığını ve katkı sunduğunu söylemeliyim. 

Hüseyin Peker’in tek bir derdi var: Şiir… Şiiri şiir yapan ne varsa, onunla başını hep derde sokmuştur. Çünkü şiire ilk adımını 1965’te Soyut, Yordam, Alan 67 dergileriyle adım atmış olsa da, kendisine Arakadaş Z. Özger Ödülü’nü getiren “İnsan Arkadaşınındır” adlı ilk kitabı 1997’de yayımlanmış. Aradan geçen onca yıl…  Dedim ya; şiiri şiir yapan ne varsa, Peker ona demlenmiş.

Şiirin imge olduğuna inan şairlerdendir Peker. İmgeyi şiirin suyu olarak görür. Şiirlerinde düz anlatımlardan kaçması, sıradanlığı aşan bir anlatıya ve tekdüze olmayan bir şiir kurgusuna sahip olması bundandır. 

Rimbaud’u çok iyi tanır. Seferis yol arkadaşıdır. Blaise Cendrars amcasıdır. Kavafis cüzdanında sürekli taşıdığı bir resim. Ritsos mahalleden komşusu.  Ama bir dize isterseniz, intihar eden yeğeni Cesare Pavese’den okur:  “ölüm senin gözlerinle gelecek”

Hüseyin Peker, “Beni Oyuna Kaldır”da, bir İzmirli olmanın imbat duruşuyla çıkıyor karşımıza. İmge örgüsüyle, özgün söyleyişiyle, coşkun ve hakikat düşüncesiyle, şiirimize canlılık katıyor.

 “ölmüştü atlarım/ el değmemiş yazlık gömlekle, üzerinde/ yer arıyordum, püsküllerini sık tarayarak/ sonsuzluğun merkezi dünya/ telli defterlere yazılmış bir yığın anıyla/ bağcıklarımı gevşettim at üzerinde// nehir sandığım su yoluna yüz sürdüm/ beni hatırlayınız dedim/ su sızmıyor atın yeleleriyle/ kanat çırpıyor acı çeken/ benim akan kuş sürülerim içinde/ kesici darbeler yemişim dava kapısında/ zafer gecikti, dirilmiş ölüler üstümde/ dünyanın çatısına kenetleniyorum/ örücüye yama satılmaz/ iğneyi al eline, çorap ördüğünü sansınlar ötekiler/ güllerle süsle, gittiğimde/ şu bizim dört ayaklıyı…/ buz kırılabilir ses çıkararak/ fırtına ve yağmuru yağdırır gidişim/ yıldırıma hükmeder, bunu düşünme!// alışırsam kalırım, gidemem/ balmumu heykel müzesinde/ kış erken bastırmıştı, yer arıyorken kendime/ altın kürsüde tenimi iplik ediyordum/ doğu yazması eserler/ dürbünlü tüfekle gözlemeler: ötesini…/savaşa açıldım sanki yaşadığımda/ bir tekerlek gibi ezdi geçti ömrüm beni// geri döndüğümde at gibi kırbaçla/ dalları ağaçlara kavuştur her seferinde” (Dava Kapısı, S. 24-25).

Hüseyin Peker, “Beni Oyuna Kaldır”da, toplumsal izlekler, aşk yangınları ve şehir takıntıları üzerine kurduğu “Afili Külhan”, “Kalbi Kırık Aşk Şarkıları” ve “Topraktepe” adlı üç bölümden oluşan, özgün ve çarpıcı şiirler toplamıyla, günümüzün 1946 doğumlu genç şairi olmaya devam ediyor.

Beni Oyuna Kaldır
Hüseyin Peker
Noktürn Yayınları
2014, 144 sayfa

www.evrensel.net