Meclis temsil gücüne sahip değil

Meclis temsil gücüne sahip değil

Ege Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nilgün Toker Kılınç’la seçimlerden sonraki gelişmeleri konuştuk.Kılınç, Meclisin bugünkü haliyle temsil gücüne sahip olmadığını ifade ederek, AKP’nin seçimlerden önceki despotik tavrını seçimlerden sonra da art

Emine Uyar

Kılınç, Meclisin bugünkü haliyle temsil gücüne sahip olmadığını ifade ederek, AKP’nin seçimlerden önceki despotik tavrını seçimlerden sonra da arttırarak sürdürdüğünü belirtti. Kürt sorununda AKP’nin aldığı yüzde elli oya güvenerek kendi çözümünü dayatma eğiliminde olduğunu belirten Kılınç, bunun ise asla bir çözüm olmayacağını belirtti.

Seçim öncesi Emek Demokrasi ve Özgürlük Blokunu desteklemiş bir akademisyen olarak Blokun şu an Mecliste olmamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Haklı buluyorum. Hatip Dicle’nin milletvekilliğinin onaylanmaması meselesi sadece şahsi olarak Hatip Dicle sorunu değil, bu durum halkın siyasetinin temsilcilerine izin vermemenin açık göstergesi. Halkın iradesini hiçe sayan bir bakış açısına tepki verilmesi gerekiyordu. Bu mesele çözülene kadar da meclise gitmemeleri gerekiyor. Çünkü Meclis sırf adı Meclis diye kutsal olmaz. Meclisin neyi temsil ettiği önemli. Gerçekten temsil edilmesi gereken kesimlerin önüne her türlü engeli koyuyorsanız Meclis temsil etme gücüne sahip değildir. O zaman da bu oyunu oynamamak gerekiyor. Meclisin şu anda temsil gücüne sahip olmadığının gösterilmesi gerekiyordu.

Blokun Meclise gitmeme, CHP’nin de yemin boykotu karşısında Başbakanın, “İsterlerse gelirler, istemezlerse gelmezler yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

CHP ne kadar direnecek bilmiyorum ama şu anda Türkiye’de siyaset enteresan bir durumda. AKP’nin yüzde 50 alması acayip bir despotik psikoloji verdi. Başbakanın bütün seçim sonrası konuşmalarında, geçtiğimiz hükümet döneminde çok yakından izlediğimiz despotizmini çok daha yüksek görmeye başladık. İkincisi bir anlamada ‘Yargı diktası’ dediğimiz bir şey var ve bu AKP’nin çok işine yarıyor. Bizim gibi demokratikleşememiş toplumlarda demokratikmişiz yanılsaması yaratan uygulamalar -seçimler gibi mesela- genellikle bir yargı diktası ile sürdürülür. Yargının bu yapısı da AKP’nin çok işine yarıyor ve bunu değiştireceklerini zannetmiyorum. AKP çok güçlü olarak iktidarını sürdürmek istiyor. CHP’yle belki çözebilirler. Ama BDP ya da Blok adaylarının Meclise girmesi için bir şey yapacaklarını zannetmiyorum. Konuşulan bir şey var. “Eğer düzenleme yapılırsa Apo da hapisten çıkar” diye bir başka tehdit yapılmaya çalışılıyor. Ama bu kadar meşruiyeti tartışmalı bir Meclisi ne kadar sürdürürler bilmiyorum. Önümüzü hiç görebildiğimizi zannetmiyorum.

Böyle bir ortamda yeni bir anayasa yapılması mümkün müdür sizce?

Bu koşullar altında yeni bir anayasa yapılamaz. CHP’nin de kendisi için bir çözüm bulunsa bile bir anayasa uzlaşmasına yanaşacağını zannetmiyorum. Aslında CHP’nin nasıl tavır alacağı olası bir kurultaydan çıkacak sonuçlara bağlı. Bir anayasa yapılsa bile meşru olmaz. Türkiye’de bunlar mümkündür.  12 Eylül Anayasası ile onca yıl yönetildik AKP Anayasasıyla da yönetilebiliriz ama bu artık faşizmden faşizm beğen gibi bir şey olur. Demokratik anayasa tartışması rafa kalkmış olur.

BDP’li vekiller Diyarbakır’da bir araya geldi ve grup toplantılarını da orada yapacaklarını söylediler. Sizce bu tavrın demokratik özerklik talebi ile ilişkisi nedir?

Grup toplantılarının Diyarbakır’da yapılmasını demokratik özerkliğin ilanının bir sembolü olarak görüyorum. Aslında demokratik özerklik yasal olarak kabul edilir ya da edilmez -tabii edilmesi çok önemli- ama edilmese bile demokratik özerklik bir şekilde hayata geçiriliyor. Oralara gidenler bunu görürler. Yasalara rağmen demokratik özerkliğin bir sembolü olarak Diyarbakır’da Meclise alınmayanların meclisinin oluşturulması bence anlamlı. Bunu sivil itaatsizliğin bir parçası olarak da tarif edebiliriz. Tam da yasaların antidemokratikliğini gösterecek şekilde eylemdir. Tabi oraya nasıl bir destek olacağı önemli. Gerçekten bu Meclisten dışlananların Meclisinin toplum tarafından görülmesi ve desteklenmesi gerektiği kanısındayım. Konuşmayı sürdürmek lazım.

Değişik kesimler Kürt sorununun çözümüne ilişkin değişik önerilerde bulunuyor. TESEV örneğin bir rapor açıkladı. Hasan Cemal Kandil’e gidip yazı dizisi yayınladı. Bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’de tüm kesimlerin Kürt meselesinin çözümüne aşinalaştırıldığı kesin. Bu artık bugün her kesimin üzerine çok rahat konuşabildiği bir şey. Her yerde konuşulan bir şey ama burada siyasal irade dediğimiz şey önemli. Bu siyasal iradenin taraflarından biri Kürt siyaseti ve iradesini koyuyor. Oturup konuşmaya da hazır görünüyor. Üstelik de seçim sürecinde gösterdikleri performans bu işi Mecliste çözmek istediklerine ilişkin de bir performanstı. Ama seçim sonunda ortaya çıkan işaretler var. AKP, “Sorunu çözmüyorum” demiyor zaten, kendi istediği gibi çözme gücüne sahip olduğunu düşünüyor. Bütün mesele o. Temsili demokrasilerde böyle bir handikap var. Çoğunluk diktasına yol açabiliyor. Oysa demokrasi azınlıkların gözetildiği rejimdir. Liberalizmin de yol açtığı bir şey, sert bir liberal perspektif var. Ekonomik liberalizm, siyasal liberalizm bile değil. Tümüyle despotik diktatoryal bir tavır içerisinde halk olarak kendi çoğunluğunu referans veriyor. Oysa halk tanımsız değildir kesimleri vardır. Her kesimden onaylanmadığınız sürece demokratik bir şey olmaz. “Koca bir kesimin ihtiyaçlarını ben belirlerim” diyorsanız antidemokratik bir tavır olur. AKP, “Ben istediğim gibi çözeceğim” diyor. Buna çözüm denmez. Sorunu çözülmek istenenlerin ortaya koyduğu iradeyi görmezden geliyorsanız çözmüyorsunuzdur aslında.

Bundan sonrası için neler yapılmalı sizce?

Kürtlerin son yıllarda son derece dinamik bir siyaset yaptıklarını düşünüyorum. Siyaset yapmayı sürdürmelerini istiyorum onu bekliyorum. Siyasetin karşısında savaş seçeneği var ve ben bunu istemiyorum. Hem şiddete karşı olduğum için hem de siyaset seçeneğini bıraktığımız anda çok geriye gideceğimizi düşünüyorum. Zaten aktif ve dinamik siyaset yapmayı becerdikleri kanaatindeyim ve onu sürdürmelerini bekliyorum. Bu siyaseti desteklemeyi de Türkiye’nin demokrat kamuoyunun sürdürmesi gerekiyor ki o siyaset güçlenebilsin. Bu sadece, “onlar yapsın” demek değil. Biz de uyanık olmayı sürdürmek zorundayız. (İzmir/EVRENSEL)

www.evrensel.net