15 Eylül 2014 06:00

Okul kapıları sorunlarla açılıyor

2014-2015 eğitim öğretim yılı, Türkiye’de yıllardır en çok tartışılan eğitimin karşı karşıya olduğu ve geçtiğimiz yıllar içinde birikerek büyüyen sorunların gölgesinde açılıyor. Eğitim Sen Uzmanı Dr. Erkan Aydoğanoğlu, yeni eğitim öğretim dönemini değerlendirdi.

Paylaş

Erkan AYDOĞANOĞLU*

2014-2015 eğitim öğretim yılı, Türkiye’de yıllardır en çok tartışılan eğitimin karşı karşıya olduğu ve geçtiğimiz yıllar içinde birikerek büyüyen sorunların gölgesinde açılıyor. Türkiye’de eğitim sisteminin halkın ihtiyaçlarından çok sermayenin ihtiyaçlarına göre biçimlendirilmesine paralel olarak eğitimde yaşanan açık ve gizli özelleştirme uygulamaları giderek daha görünür hale gelmeye başladı. 

Son yıllarda özellikle bütçe görüşmeleri dönemlerinde iktidar cephesinden en sık duyulan söz “eğitime en çok payı biz ayırdık” oldu. Eğitim bütçesini sadece sayısal verilerden ibaret görüp, bütçeden eğitim yatırımlarına ayrılan payı dikkate almadığımızda eğitime ayrılan payın arttığını söylemek mümkün. Ancak bu durum eğitim bütçesinin nereye harcandığı gerçeğinin üzerini örtüyor. 

Türkiye’de yıllardır en çok pay ayrıldığı iddia edilen eğitim bütçesinin yaklaşık yüzde 80’ini personel harcamaları (maaş ve sosyal güvenlik primleri) oluşturuyor. Eğitim bütçesinden yatırımlara ayrılan paya baktığımızda, 2002’de MEB bütçesinden eğitim yatırımlarına ayrılan pay yüzde 17 iken, bütçe rakamlarının arttığı son 12 yılda eğitim yatırımlarına yatırılan payın hızla azaldığı ve 2014 yılında yüzde 9’a kadar gerilediğini görüyoruz.  

Geçtiğimiz yıllar içinde devlet okullarına ihtiyaç kadar ödenek ayrılmaması, kaçınılmaz olarak velilerin eğitimin finansmanına doğrudan katılımını beraberinde getirdi. Başta “gönüllü bağış” adı altında toplanan kayıt parası olmak üzere, hemen her okulda 40’ı aşkın kalemde para toplanarak eğitim harcamaları büyük ölçüde velilerin sırtına yıkıldı. 

Eğitim Sen’in her yıl düzenli olarak yaptığı eğitim harcamaları araştırmasına göre son 12 yıl içinde bir velinin çocuğu için yaptığı eğitim harcaması en az 5 kat artmış durumda. Eğitime yeterli bütçe, okullara ihtiyacı kadar ödenek ayrılması talepleri çoğu zaman havada kalırken, özel okullar vergi muafiyeti, teşvik uygulamaları ve öğrenci başına parasal desteklerle ayakta tutulmaya ve kamusal eğitime alternatif haline getirilmeye çalışılıyor. 

OKUL BÜTÇELERİNİ DEVLET DEĞİL VELİLER YAPIYOR! 

Eğitime bütçeden yeterli pay ayrılmaması ve okullara gönderilen yetersiz ödenekler, altyapı sorunları ve fiziki donanım eksikliklerinin sürekli artmasına neden oluyor. Devlet okulları yıllardır kendi yağıyla kavrulmak, öğretmenler öğrencilerle para ilişkisine girmek zorunda bırakılıyor. Okulların önemli bir bölümü ciddi anlamda ödenek sıkıntısı çekerken, bakanlığın göndermediği kaynaklar; öğrencilerden toplanan aidatlar, bağışlar ve okulların ticari faaliyetlerinden karşılanıyor. 

Bakanlık verilerine göre; derslik başına düşen öğrenci sayısı düşük gösterilmesine rağmen, özellikle yoksul emekçi mahallelerinde Türkiye ortalamasının çok üzerinde kalabalık sınıf mevcut. Okulların fiziki donanımı, en temel eğitim araç gereçlerinin olup olmaması, okulda öğrencilerden para toplanıp toplanmamasına göre değişiyor.  

Eğitim bütçesinin dışında oluşturulan fiili bütçelerin tamamına yakını, öğrencilerden toplanan aidatlar, kermesler, okul salonlarının kiraya verilmesi, bazı okul salonlarının düğün, nişan vb gibi “sosyal” etkinlikler için kiralanması, okul bahçelerinin otopark yapılması vb ile karşılanıyor. 

EĞİTİMDE SINIFSAL FARKLILAŞMA DERİNLEŞİYOR

Mevcut eğitim sistemi okulda ve toplumsal yaşamın her düzeyinde rekabeti, hizmetin bedelini ödemeyi, öğrenci ve velilerin müşterileşmesini hedeflerken, eğitim sistemi içindeki sınıfsal eşitsizlikler giderek derinleşiyor. Aynı okul içinde sınıflar, aynı bölgede okullar ve farklı bölgeler sürekli birbirleriyle rekabet içine sokulmuş durumda. 

Okullar, özellikle eğitimde 4+4+4 düzenlemesine geçilmesinin ardından sınıfsal bölünmeler geçmişe oranla çok daha net bir şekilde yaşanmaya başladı. Okullarda aidat veren ve vermeyen sınıf ayrımları yapılıyor. Aidat veren öğrenciler daha temiz ve daha donanımlı sınıflarda okurken, aidat vermeyen öğrenciler daha az donanımlı sınıflarda ve sağlıksız koşullarda eğitim görüyor. 

Okullarda yapılan veli toplantılarında öncelikli gündemi okulun ihtiyaçları ve velilerden toplanacak aidatlar oluşturuyor. Yıllardır benimsediği piyasacı eğitim politikalarıyla “girişimciliği” ve “rekabeti” yücelten adımlar atan Milli Eğitim Bakanlığı, yoksul emekçi çocuklarını fiilen meslek liselerine, imam hatiplere ve açık liselere, gelir düzeyi yüksek ailelerin çocuklarını özel okullara ve akademik liselere yönlendiriyor. 

DEMOKRATİK, LAİK, ANADİLİNDE EĞİTİM OLMALI

Türkiye’deki mevcut eğitim sistemi, çocuklar ve gençler için okurken mutlu, gelecekleri için umutlu olacakları bir eğitim ortamı sunmuyor. Her yıl katlanarak artan ve kalıcı çözüm beklenen eğitim sorunlarıyla başlayan yeni eğitim yılı öncesinde ne öğrencilerin, ne velilerin, ne de eğitim emekçilerinin beklentilerinin karşılandığını söylemek mümkün. 

Her geçen gün daha fazla piyasa ilişkileri içine çekilen, her adımın paralı hale geldiği bir eğitim düzeninde öğrencilerin, velilerin ve eğitim emekçilerinin taleplerini gerçekleştirmenin tek yolu, herkesin eğitim hakkından eşit koşullarda ve parasız olarak yararlanmasıdır. Bunun için eğitim harcamalarının sadece devlet tarafından karşılanması yeterli değildir. 

Okullarda verilen eğitimin içerik bakımından dini değil, bilimsel esaslara dayalı olması, eğitimin demokratik bir yapıda örgütlenmesi, gerçek anlamda laik, özgürlükçü ve herkesin kendi anadilinde eğitim görebildiği bir yapıda olması gerekiyor. 

RAKAMLARLA YENİ EĞİTİM ÖĞRETİM YILI

- İlkokulda derslik başına düşen ortalama öğrenci sayısı 23... Bu sayı ortaokulda 43, lisede ise 39...

- 2012-2013 MEB Örgün Eğitim İstatistiklerine göre; kamuya ait okullarda 21 kişilik sınıflarda tekli eğitim yapılması durumunda ihtiyaç olan toplam derslik sayısı 224 bin 919.

- 2013 yılında 128 bin 867 öğretmen açığı bulunurken, 1729 norm fazlası öğretmen var. Ancak bu sayı yanıltıcı olabiliyor. Halen görevde olan on binlerce öğretmenin sınıf dışında, yönetici, uzman, görevli vb. konumlarda olması gerçek öğretmen açığı ve dağılımının nasıl gerçekleştiğinin belirlenmesini zorlaştırmaktadır. 

- 4. sınıf düzeyini içeren okullarda kütüphanesi olmayan okul oranı Türkiye’de yüzde 24 iken, bu oran uluslararası ortalamada yüzde 13, Rusya Federasyonu’nda yüzde 1...

- 2013-2014 eğitim-öğretim yılı itibariyle toplam 23 bin 880 okul, 10 bin 551 merkez okula taşınmaya başlanırken, taşınan ilkokul ve ortaokul öğrenci sayısı 825 bine çıktı. Aynı dönemde 460 bin 917 ortaöğretim öğrencisi taşımalı eğitimden yararlanırken, toplamda taşınan öğrenci sayısı 1 milyon 286 bin 726’ya ulaştı

- OECD rakamlarına göre; 6-15 yaş aralığında öğrenci başına yapılan harcamada Türkiye Lüksemburg’un onda biri düzeyinde. Harcama sıralamasında Türkiye 19 bin 821 dolar ile son sırada yer alırken, Lüksemburg 197 bin 598 dolar ile ilk sırada yer alıyor.

- 3-4 yaş nüfusunda bir eğitim kurumuna kayıtlı nüfus oranı Türkiye’de yüzde 12, Rusya Federasyonu’nda yüzde 73, OECD ülkeleri ortalamasında yüzde 74, Avrupa Birliği ortalamasında ise yüzde 81’dir.

- Türkiye’de evlerinde eğitim olanağı ‘az’ olan öğrenci oranı yüzde 54. Bu oran uluslararası ortalamada yüzde 21, Rusya Federasyonu’nda yüzde 19. 

- 4. sınıf düzeyinde temel beslenme eksikliği nedeniyle öğretimi aksayan öğrenci oranı Türkiye’de yüzde 74, uluslararası ortalamada yüzde 29, Rusya Federasyonu’nda yüzde 17.

- Türkiye’de 4. sınıf düzeyinde dezavantajlı öğrencilerin bulunduğu okul oranı yüzde 63 iken, bu oran uluslararası ortalamada yüzde 30, Rusya Federasyonu’nda yüzde 13’tür. 

* Dr., Eğitim Sen Uzmanı

ÖNCEKİ HABER

Öğrenciye türban, öğretmene sürgün

SONRAKİ HABER

Fransa, Suriye'deki askeri ve sivil personelini korumak için önlem alacak

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa