15 Eylül 2014 06:00

Öğrenciye türban, öğretmene sürgün

Eyüp İMKB Ticaret Meslek Lisesi’nde yeni müdürün dayatmalarına karşı çıktığı için sürgün edilen öğretmenlerden Eğitim Sen İşyeri Temsilcisi Günay Deniz yaşadıklarını Evrensel'e yazdı.

Paylaş

Günay DENİZ
Eğitim Sen İşyeri Temsilcisi

TEOG denilen bir bela var ki başımızda hem öğrenci hem veli ve hem de öğretmenler bundan oldukça rahatsızlar. Bununla beraber okul müdürlerinin toplu kıyıma uğratılmasının ardından sıra müdür yardımcılarına gelecek. Kimler gidecek kimler kalacak, toplu kıyımdan sonra belli olacak. Kimi öğretmenler norm kadro fazlası olarak hangi okula gönderilecek, hangi öğretmen istemeye istemeye branş değişikliğine gidecek. Bunların hepsi eğitimin niteliğini hem olumsuz etkilemekte hem de gelecek kuşakları harcamaktadır.

Güya Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra ülkeye demokrasi gelecek, özgürlükler genişleyecek ülke rahat bir nefes alacaktı. Herkes inancını istediği gibi yaşayacaktı. Bunun  adı da ileri demokrasi olacaktı. Yesinler böyle ileri demokrasiyi. İnsanlar düşüncelerini bile açıklayamıyor. Düşüncelerini kamuoyunda açıklamayı bırakın kendi yetkili kurullarında bile dile getiremiyorlar. Getirenler hemen suçlanıyor, şikayet ediliyor, soruşturuluyor ve hukuka uygunluğuna bile bakılmaksızın sürgün ediliyorlar.

Örneğin İstanbul Eyüp İMKB Ticaret Meslek Lisesinde yaşanan olayda olduğu gibi. Okula yeni atanan müdürün ilk işi okulda mescit açtırmak ve kız öğrencilerin tüm derslere türbanla katılımını sağlamak. Eğitimin bütün sorunu buymuşçasına dört elle sarılarak uygulamaya koymak istemesi. Öneriyi öğretmenler kuruluna getirdiğinde biz Eğitim Sen’li öğretmenler gerek kendi düşüncemiz ve gerekse sendikamızın bu konudaki düşüncesini dile getirmemiz bardağı taşıran damla olmuştur. Mescit olayıyla eğitim kurumlarını dinselleştirmenin bir aracı olarak gördüğümüzü, laik, bilimsel ve demokratik eğitim anlayışımızla çeliştiğini, okulların imam hatipleştirileceğini, yalnızca belli bir mezhebin egemen kılınmasının yolunu açacağını, diğer inanç ve mezhepteki öğrencileri olumsuz etkileyeceğini ve en önemlisi de ayrıştıracağını ifade etmemiz suç sayılmıştır. Hani fikir özgürlüğü nerede kaldı? Nerede ileri demokrasi, nerede inanç özgürlüğü. Kız öğrencilerin türbanla derse girmesi meselesine gelince, bizler kıyafet serbestliğinden yanayız. Sadece türbana özgürlüğü değil tüm kıyafetlere özgürlük talebimiz de suç sayılmıştır. İsteyen istediği kıyafeti seçme hakkına sahip olsun dedik. Bunlar güya özgürlükten yanaydılar ya! İstedikleri sadece kendi özgürlükleri olduğu tüm çıplaklığıyla açığa çıkmıştır. Okulda iş barışını bozan bu uygulamalar nedeniyle  sorumlu olarak bizler hedef tahtasına konularak hakkımızda soruşturma açılarak 3 eğitim emekçisi sürgün edildik, bir müdür yardımcısı kişi de müdür yardımcılığından alındı. Hem de hukuka ve insan haklarına aykırı olarak. Soruşturmayı yürüten maarif müfettişlerinin yanlı tutumu ve soruşturmayı savsaklamaları ile asıl sorumlular okulda kalmış bizler ayrı ayrı okullara sürgün edildik. Hem de okulların açıldığı ilk gün kararnameler elimize tutuşturuldu.  Bu ülkede hukukun olmadığını, özgürlüğün olmadığını, hakkın ve hukukun çiğnendiğini biliyorduk. Bu kadarına da pes dedirtecek cinsten bir uygulamayla karşı karşıya kaldık.

Şimdi şunu sormak istiyorum. Bu yaşananlara boyun eğip kaderimize razı mı olacağız yoksa  direnip haklı olduğumuzu kabul mu ettireceğiz? Bütün mesele bu. Bugüne kadar mitinglerde, basın açıklamalarında hep şu sloganı atıyorduk: “Direne direne kazanacağız.” Biz çocuklarımıza onurlu bir gelecek bırakacağız ya siz? Çocuklarımıza onurlu bir gelecek bırakmak için yaşanan tüm bu rezalete son vermek için haydi el ele, omuz omuza mücadeleye!

ÖNCEKİ HABER

Öğretmenler yeni eğitim yılını değerlendirdi

SONRAKİ HABER

Mısır’ın devrik Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi mahkeme salonunda öldü

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa