14 Eylül 2014 08:14

12 Eylül’ün devamcıları yargılayabilir ama adaleti sağlayamaz!

12 Eylül askeri darbesinin üzerinden 34 yıl geçti. AKP cenahı ve eski Başbakan yeni Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da '12 Eylül’le yüzleşmeyi gerçekleştiriyoruz' demelerinin üzerinden 4 yıl geçti. Zaman zaman yine bu, ‘koz’ olarak kullanılıyor elbette. Peki ya yüzleşme?

Paylaş

Hasan AKBAŞ

12 Eylül askeri darbesinin üzerinden 34 yıl geçti. AKP cenahı ve eski Başbakan yeni Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da “12 Eylül’le yüzleşmeyi gerçekleştiriyoruz” demelerinin üzerinden 4 yıl geçti. Zaman zaman yine bu ‘koz’ olarak kullanılıyor elbette. Peki ya yüzleşme? Ortada yaygarası koparılan yüzleşme darbeci generaller Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya’nın darbe suçundan ‘yargılandığı’ dava. Bu dava 18 Haziran günü neticelendi. 12 Eylül 2010’da yapılan referandumun ardından başlayan soruşturma kapsamında hazırlanan iddianame ile ilk duruşması 4 Nisan 2012’de Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nde bir dava başladı. Darbe döneminde işkenceye maruz kalan, yakınlarını yitiren çok sayıda kişi ve emek, meslek örgütleri ile siyasi partilerin katılımıyla yüzlerce kişi ilk duruşma için adliye önüne gelmişti. 

BERFO ANA AMBULANSLA ADLİYEYE GELMİŞTİ

Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 3 gün süren duruşmalarda yaşananlar hükümetin iddia ettiği gibi yargılamanın adalet getirip, getirmeyeceği konusundaki samimiyetini en baştan belli etmişti. Gözaltında işkenceyle kaybedilen faili meçhul Cemil Kırbayır’ın 103 yaşındaki annesi Berfo Ana da duruşmalara ambulansla da olsa katılmış, müdahil olmuştu. Tek bir kere de olsa darbeciler o duruşma salonuna ayak dahi basmadı. Hatta davanın 3. duruşmasında müdahil avukatları tarafından darbeci paşaların tutuklanması talebine ilişkin mahkeme heyetinin tavrı tartışmalara neden olmuştu. Adeta duruşmanın büyük bölümü bu tartışmalarla geçmişti. Daha davanın ilk evrelerinde paşaların sağlık sorunları mahkeme heyetinin gündemi oluvermişti. Ve nihayetinde 6 Nisan’daki 3. duruşmada sanıklar Evren ve Şahinkaya için tutuklu yargılama talebi reddedilmişti. Üstüne bir de, ‘gerektiğinde duruşmaya getirilmeleri için de sağlık raporu istenmesi’ne karar verilmişti. Adli Tıp Raporu da öyle hemen verilecek bir şey değil evet. Hem nerede görülmüş ki darbecilerin tutuksuz yargılandığı? Binlerce işkence gören, yaşamından olan insan söz konusuyken, Türkiye’nin geleceği ve geçmişine dair ağır balyozlar indirilmişken, neyin sağlığıdır düşünülen? Belki de davanın samimiyeti açısından en altın anahtar da bu noktadadır. Aylarca süren yargılama süreci sonunda bu yıl 18 Haziran’da karar verildi. Birçok belgenin ortadan kaybedildiği, saklandığı, gün yüzüne çıkarılmadığı bir yargı süreci... 

MÜEBBET HAPİS CEZASI VERİLMESİ ADALETİ SAĞLAR MI?

12 Eylül mimarlarının yargılandığı dava denildiğinde kuşkusuz akla gelen en baskın şey ‘skandallar davası’ olur. Yazsak köye yol olur , cilt cilt kitap olur. Nihayetinde dava sonuçlandı sonuçlanmasına amma demokratikleştik mi gerçekten de? Herkesin yüreğine su mu serpildi? Hayır, kimi kesimlerin olumlu bulduğu karar tam bir kandırmaca aslında. Türkiye’de adalet sadece iktidar, devlet, sermaye üçgeninde döner...  Çünkü 12 Eylül’den beri bu böyle devam ediyor. Darbecilere verilen cezalar yine devletin bekası adına kazanımdır.  ‘Sanıklara müebbet hapis cezası verildi deli misin sen’ diyenleri duyuyorum. Müebbet hapis cezası verildi evet, peki işkenceciler, işkenceler? Evlerinden, yurtlarından edilenler?  Faili meçhuller? darbe anayasası? darbenin, darbecilerin isimlerinin yer aldığı sokak, cadde, okul isimleri? 17 yaşında idam edilen genç komünist Erdal Eren’in hesabı? Yakılan kitaplar, dergiler, gazeteler? Çocukluğunda, gençliğinde kolluk dipçiğiyle tanışıp eli, vücudu titreyen insanların yaşama yetilerinin ellerinden alınışı? Cezaevlerinde dışkı yedirilen, elektrik verilen devrimciler? Eğitim, bilim, sanatın içinin boşaltılıp, milli ve dini duyguların egemenleştirilmesi? Darbecilerin izinden giden bir iktidar hangi yüzle demokratikleşildiğini, yüzleşildiğini savunabilir. Savunamaz. Sadece adaletin sağlanması için yapılacak esas noktalara örtü yapmak için yine iki generali sözde yargılama yaparak devletin sürekliliği için göstermelik yargılamalar yapılabilir. Çünkü en basit haliyle yukarıdaki sorular cevabını bulmuş değil. Yani adalet ortada yok. Yargılama yapılması adaletin sağlandığı anlamına gelmez. Yargılama yapılıyor evet ama adalet sağlanmıyor. Türkiye yargı sisteminin durumu tam da budur. 

YARGILAMALARDA NE KADAR SAMİMİLER?

Peki adalet nasıl sağlanır? Adaletin sağlanması için darbeci generallerden, kolluk görevlisine, alt kademe, üst kademe demeden işkencecilerin, katillerin, darbenin fedailiğini yapıp ‘devletin bekası’ adına insanlığını kaybedenlerin yargılanması yüzleşme adına atılabilecek adımlardan bir tanesidir mesela. Türkiye eğer darbeyle yüzleşseydi, binlerce işkence gören vatandaşın işkencecileri şu an yargı önünde olurdu. Bu konuda bir adım ne yazık ki yok. Örneğin geçtiğimiz Perşembe günü Amasya Ağır Ceza Mahkemesi’nde işkence yaptığı iddia edilen Yüzbaşı Atasoy Fitoz hakkında açılan dava zamanaşımından düşürüldü. Üstelik Fitoz hakkında dava açan vatandaşın işkence izlerini rapor ve belgelerle kanıtlamış olmasına rağmen. Hem de darbenin yıl dönümünde verilen bu karar aynı zamanda bu ve benzeri davalar için bir emsal niteliği taşıyacak. Yani bu kararla birlikte tüm işkence davalarında zamanaşımı kararları verilebilecek. 

ADALET 12 EYLÜL’ÜN DEVAMCILARIYLA DEĞİL, SOSYALİZM’LE GELİR

 Devrimci 78’liler Federasyonu Genel Başkanı Nejat Kangal ile yaptığım bir haber için aldığım görüşte şöyle demişti:  her şey yerinde duruyor. 12 Eylül Roboski’yle, Gezi’yle, iş cinayetleriyle, darbecilerin sokaklarda meydanlardaki isimlerinin gözümüze kadar sokulmasıyla, anayasasıyla, devlet gelenekleriyle hala yaşıyor. Hem de can alıcı bir şekilde. Buysa yüzleşme evet yüzleşiyoruz. Her seferinde katilleri, işkenceleri hatırlıyoruz. Unutmuyoruz. “ demişti. Darbeyle yüzleşmek darbenin tüm kurumlarının ortadan kaldırılmasıyla sağlanır ancak. Hala gençlerin öldüğü bir ülkede, yüzleşmeyi, demokratikleşmeyi sağlayacak bir irade de ne yazık ki görünmüyor. Yine 12 Eylül’ün yıldönümünde Ankara’da yapılan bir eylemde yapılan basın açıklamasından örnekle sonlandıralım. Darbe yıl dönümü vesilesiyle Amerikan büyükelçiliğine yürüyüş yapıldı. Aynı saatlerde Amerikan Dışişleri Bakanı John Kerry de Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşme halindeydi, Ortadoğu’da yaşananlar görüşülüyordu. Yapılan yürüyüşte de özetle şunlar dile getirildi; darbe ürünü olarak ortaya çıkan AKP hükümeti ve halklara zulmeden devlet olgusuna karşı halkların barış, adalet, özgürlük mücadelesi ortak zeminlerde buluşmalıdır. Türkiye’de 12 Eylül’ün sona ermesi halkların bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelesiyle gelecektir.  

ÖNCEKİ HABER

Adını kurşuna yazdılar

SONRAKİ HABER

DAY-MER'in 30. Kültür ve Sanat Festivali, geniş katılımlı resepsiyonla başladı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa