14 Eylül 2014 08:04

Duvar

Sevgili öğrencim. Tatilin nasıl geçti, bir kompozisyonla anlat bana. Çizgili kağıda olmaz, dolma kalem kullan. “Okuduğumuzu anladık mı?” sorularına sonra geçeriz. Beni soracak olursan ben bu okuduğun sayfalardaydım tatil boyunca. Son günlerde de bir türkü doladım dilime. Pink Floyd’un Wall diye bir şarkısı var.

Paylaş

Özge KURU

Sevgili sayın okur. Seni ne çok severim bilirsin ama bu hafta senden izin istiyorum. Yarın 3 ay aradan sonra öğrencilerimle buluşacağım. İzinin olursa bu hafta onlarla biraz dertleşeyim, meramımı anlatayım.

Sevgili öğrencim. Tatilin nasıl geçti, bir kompozisyonla anlat bana. Çizgili kağıda olmaz, dolma kalem kullan. “Okuduğumuzu anladık mı?” sorularına sonra geçeriz. Beni soracak olursan ben bu okuduğun sayfalardaydım tatil boyunca. Son günlerde de bir türkü doladım dilime. Pink Floyd’un Wall diye bir şarkısı var. Video klibi de şarkısı kadar güzeldir. Okulun giriş kapısında birbirinden farklı ve neşeli öğrenciler vardır. Çıkış kapısında ise paketlenmiş, birbirinin tıpkısı çocuklar. Ne bileyim aynı renk, aynı biçim yüzlerce ev eşyası düşün, blender ya da ütü gibi mesela. Aynı şeye programlamış, aynı sesi çıkaran. En sonunda “Hey öğretmen, biz çocukları kendi başımıza bırak. Ne de olsa sen de o duvarda bir tuğlasın” diye bağırırlar.  Yo, hayır hayır sevgili öğrencim. Her ne kadar öğrenci merkezli eğitim anlayışına sahip olsam da dilime doladığım bu değil. Bir karşı-Wall uzun havası çığırıyorum ben. “Ey öğrenci, biz öğretmenleri kendi başımıza bırak. Ne de olsa sen de o duvarda bir tuğlasın.”  

O DUVARIN USTALARI

Bizim okulların mimarisi kesinlikle kendine özgü. Dışarıdan her bina gibi dört duvar görünse de içinde başka başka duvarlar var. Benim sıklıkla takılıp tökezlediğim duvarlar. Dışında da… Okulun bahçesinde gökyüzüne yükselen duvarlar… Gerçek yaşamla okul denen soyutluğu birbirinden ayırıp, okulu kendine hapseden duvarlar. Senin ve benim birer tuğla olduğumuz ama kendimize ayna tutmadığımız için hep karşımızdakini tuğla olmakla suçladığımız duvarlar. Benim etim, senin kemiğinle örülen ve gittikçe kalınlaşan, gittikçe yükselen duvarlar… 

Biz tuğlayız da nasıl örülüyor, kim örüyor bu duvarları? Mesela dizi izliyorsun biliyorum, tatilde de izledin. Kaçak Gelinler diye bir dizi çekiliyor harıl harıl. Setinde bir tecavüz olayı yaşandığını biliyor musun peki? Tecavüzün kadınlar için nasıl iki ucu bıyıklı bir tehdit mekanizması olduğunu. Saldırıya uğrayan da kadın, saldırı tehdidiyle kafasına kafasına kadınlığı vurulan da. Peki aynı sette, uzun uzun diziler çekilsin, tuzlu tuzlu reklamlar alınsın diye üç günde 1 ya da 4 saat uykuyla 45 saat çalıştırılan bir set emekçisinin kalp krizinden öldüğünü? Sen bir soru daha çöz de belki mühendis çıkarsın, bunları yaşamazsın. Öyle mi dersin? 

Duvar deyince senin aklına Facebook’taki duvarın geldi di mi? Bak orada da duvarlar pek meşhur. Bir arkadaşının duvarındaki direniş fotoğrafını beğendiği için işten atılan Sütaş işçilerinin tosladığı duvar. 

Her okula bir duvar, her katına da bir İmam Hatip bölümü kampanyası duydun mu peki? Çok programlı lisenin de mahallenin tek ortaokulunun da bir katı İmam Hatip bölümlerine rezerve. Bunları bulamadıkları yerde kaçak kat çıkıp tabela asıyorlar. Dini inançla bunu karıştırma lütfen. Herkes hasta olur ama herkes hemşirelik ya da tıp okumaz di mi? Tıp bölümü kaç puandan başlıyor sen bilirsin. İnanan, inanmayan, Alevi ya da ateist öğrencileri İmam Hatip Liseleri’ni TEOG sonuçlarına göre kayıt etmek bambaşka şey. Ateist imam nasıl fikir sence? Sen Kaçak Gelin’de mi kaldın? Ah bu duvar. Kaç net yapmışsın? İyi mi bari sonuçlar?

OKUDUĞUMUZU ANLADIK MI?

Bak dikkatli oku, bunu sınavda sorarım. Hiç merak ettin mi niye “Okuduğumuzu anladık mı?” diye sorup duruyoruz sana? Biz anlamıyoruz da ondan. Yorumlarsın diye ödümüz kopuyor. Senin de ödün kopuyor gerçi. Öyle böyle geçinip gidiyoruz. Dışarıda bir hayat akıyor, biz duvarımızı örüyoruz. Şükür ki hayat bize teğet geçiyor. Duvar kalın, ondan. 

LGS, OKS, SBS başka ne S kalmamış olacak ki, en son TEOG olan sınavla geldiğin lisenden ancak LYS’yle çıkarsın diyorlar sana. Sen de yükleniyorsun test kitaplarına. Ne isteyebileceğini bilmiyorsun, neyi hak ettiğini de. Beni bile görmüyorsun çoğunlukla. Ama ben artık aramızdaki o duvarda, parçası olduğumuz kendi duvarımız da, duvarlardan oluşan bu eğitim labirenti de yıkılsın istiyorum. Tek adamdan başlayıp okullarımızın koridorlarına, dersliklerine doğru inen saçma sapan bir hiyerarşinin parçası değil, birlikte ürettiğini paylaşan taraflar olalım. Bak bunu not aldın mı, sorarım. Ne olmuyor muşuuuuuuz? Hiyerarşiyi yanlış yazanın bütün puanını kırarım. Öğretmenim ben! 

Neyse, öpüyorum seni öğrencim. Seviyorum da çokça. Cıvıl cıvıl neşeni, enerjini nereye harcayacağını bilemediğin için arkadaşınla boğuşmalarını, aşık olduğunda heyecanını, sevgilinden ayrıldığındaki üzüntünü, evdeki sorunları anlatırken küçük omzuna büyük gelen çaresizliğini, gelecek kaygını sakladığın test kitaplarına boğulmanı, her şeyini seviyorum. “Gezici” olduğumu düşünerek bana “Molotofçu öğretmen” demeni… Ama bak senin etin kemiğinle, benim tüm enerjimi sömürerek yükselen bu duvarın parçası olacaksan gelme, öğretmenleri rahat bırak. Biz böyle iyiyiz. 

ÖNCEKİ HABER

IŞİD, İngiliz David Haines\'i de başını keserek katletti

SONRAKİ HABER

Diyarbakır'da HDP'lilere polis ablukası ile müdahale

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa