Ankara suyunda ne oluyor, ne tartışılıyor?

Ankara suyunda ne oluyor, ne tartışılıyor?

Ankara, su kesintilerinin yaşandığı 2007'den bu yana her yaz musluklardan akan suyu tartışıyor. Sağlık örgütleri aynı zamanda içme suyu olarak kullanılan çeşme suyuna ilişkin uyarılarda bulunuyor. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in uyarılara yanıtı ise bardaklı, sürahili, bol sulu basın toplantıları oluyor

Cem GURBETOĞLU
Ankara


Ankara, günlerce süren su kesintilerinin yaşandığı 2007 yılından bu yana her yaz musluklardan akan suyu tartışıyor. Sağlık örgütleri ve meslek odaları, aynı zamanda içme suyu olarak kullanılan çeşme suyuna ilişkin uyarılarda bulunuyor. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in uyarılara yanıtı ise bardaklı, sürahili, bol sulu basın toplantıları oluyor.

Gökçek uyarıları dikkate almak yerine en yetenekli olduğu işi yapıyor. Meslek örgütleri temsilcilerinin tek bir cümlesini cımbızlayıp adeta laf yarıştırıyor, onları “damacana lobisine hizmet etmekle” suçluyor, yetmiyor, hepsini toptan CHP’li ilan ediyor.

Aslında tartışmanın başlangıç noktası olan basın açıklamasında aralarında, Ankara Tabip Odası’nın da bulunduğu meslek örgütleri, Ağustos ayında ishal vakalarının geçen yılın aynı ayına göre arttığı yönündeki gözlemlerini paylaşmışlardı. Bazı hastanelerde vakalarda geçen yıla göre 2.5 kat artış olduğu yönünde iddialar vardı. Gerçekten de karın ağrısı ve ishal geçtiğimiz ay Ankara’da sıkça karşılaşılan bir şikayetti. Diğer yandan suyun rengi ve kokusuna ilişkin şikayetler de sıkça dile getirilir hale gelmişti. Tüketici hakları ve şikayet sitelerinde vatandaşlar konuya ilişkin gözlemlerini paylaşıyordu.

MESLEK ÖRGÜTLERİ NE DEDİ?

Başkentte günlük sohbetlerin bir parçası olan bu şikayetleri, tabip odası ve ilgili meslek örgütlerinin  görmezden gelmesi mi beklenmeliydi? Kuşkusuz hayır. İshalin küçümsenemeyecek bir sağlık sorunu olduğu, dünyada her yıl binlerce ölüme neden olduğu hatırlatılan açıklamada, şunlar ifade edilmişti: “İshal vakalarındaki bu artışın kesin nedenlerine dair araştırmalarımız devam etmektedir.  Ankara Tabip Odası; Ankara Halk Sağlığı Müdürlüğü’ne, Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Başkanlığı’na ve Türkiye Kamu Hastaneleri Başkanlığı’na konu ile ilgili olarak yazılı başvuruda bulunmuş ve bu dönemde Ankara ili genelinde görülen gastroenterit vakalarının sayısını geçmiş yıllarla karşılaştırmalı olarak talep etmiştir.

Ayrıca, Ankara Halk Sağlığı Müdürlüğü’nden içme ve kullanma sularının mikrobiyolojik, fiziksel ve kimyasal analiz sonuçlarını istemiştir. İlgili kurumların bu sonuçları bir an önce bildirmesini beklemekteyiz”. Görüldüğü gibi, infiale yol açmamayı amaçlayan, gayet temkinli bir açıklama.

KIZILIRMAK SUYU

Ancak ortak açıklamanın ardından, meslek örgütlerinin başından beri karşı çıktığı Kızılırmak Suyu gündeme gelince, kurum temsilcileri geçmiş yıllarda da dile getirdikleri eleştirileri yinelediler.

Hatırlatmak gerekirse; Ankara 2007 yılında ciddi su sorunu yaşamış, günlerce süren kesintiler ve ardından patlayan borularla su başkentin temel meselesi olmuştu. Eleştirilerin hedefinde ise DSİ’nin Bolu-Gerede projesi yerine Kızılırmak’tan su taşımayı tercih eden Ankara Büyükşehir Belediyesi vardı. Kızılırmak hattının maliyetli olması bir yana, getirilecek suda ağır metal başta olmak üzere kimyasal kirlilik olması da uzun süre tartışılmıştı.

Tüm uyarı ve itirazlara rağmen Kızılırmak suyu şebeke suyuna verilmiş, üstelik bu işlem uzun bir süre halktan gizlenmişti. Su sıkıntısının azalmasıyla büyük yatırımlarla getirilen Kızılırmak suyunun şebekeye artık verilmediği açıklanmıştı. Ancak suyun yaz aylarında düşük oranlarda şebeke suyuna verildiği Gökçek tarafından duyurulmuştu.

AĞIR METAL VE KIRIKKALE ÖRNEĞİ

Kesikköprü Barajı’nda biriktirilen Kızılırmak suyu, bu noktaya gelene kadar geçtiği tüm yerleşim noktalarının kentsel ve sınai atıklarını topluyor. Bu nedenle suda ciddi bir kimyasal kirlilik söz konusu. En tehlikelisi de ağır metal yoğunluğunun normal değerlerin üstünde olması. Etkileri kısa sürede gözükmeyen ağır metal kirliliği için klasik arıtma tesisleri yeterli olmuyor. Bunun için çok pahalı ve özel arıtma tesisleri kurmak gerekiyor. Kızılırmak suyunu kullanan Kırıkkale Belediyesi, Kızılırmak suyunda klorür, sülfat ve Arsenik kirliliği olduğunu tespit ettiği için tesislerini de buna uygun şekilde yeniledi. Ağır metal kirliliğini arıtmak için tesislerinde Reverse Osmosis (Ters Osmoz) kısmı yer alıyor. Bu kısım sülfat, klorür, ağır metal ve kokuya sebep olan maddeleri yüzde 98 oranında gideriyor. Yani Kızılırmak suyunun esas içme ve kullanma suyuna dönüştüğü bölüm arıtma tesisinin bu kısmı. Ancak Ankara’nın çeşme suyunun işlendiği İvedik Arıtma Tesisi’nde Ters Osmoz işlemi yapılamıyor.

İVEDİK YETERSİZ Mİ KALIYOR?

Ankara’nın merkez ilçelerinin musluk suları İvedik Arıtma tesisinden geçiyor. Ancak tesisin yaz aylarında Ankara’nın kullandığı suyu arıtmakta hacmen yetersiz kaldığı ve bu nedenle suyun gerektiği gibi arıtılmadan şebekeye verildiği, Gökçek’in tüm laf kalabalığının içinde yanıt vermediği bir iddia olarak varlığını koruyor. Görüştüğümüz uzmanlar, tesiste Alüminyum Sülfat ile çökeltme işlemi yaptığı belirtiyorlar. Bu sudaki sülfat oranının artmasında bir faktör. Üstelik Kızılırmak suyunun kendisinin de sülfat bakımından fazlasıyla zengin olduğu düşünülünce, çeşme suyunda sülfatın kirlilik derecesinde tespit edilmiş olması normal gözüküyor. Sülfatın karın ağrısı ve ishal şikayetlerinin kaynağı olabileceği konusunda Gökçek de uyarılmış olmalı ki, basın toplantısında bu konuya yanıt vermeye çalıştı.

VERİLER MANİPÜLATİF Mİ?

Arıtma tesisinin çıkışından alınan su örneklerinde ise bir anormallik gözükmüyor. Fakat bu işlemi yapan belediyeye bağlı ASKİ de, Ankara Halk Sağlığı Müdürlüğü de güven vermiyor. ASKİ zaten Gökçek’e bağlı bir kurum ve belediyede Gökçek’in projelerine eleştiri getirenlerin nelerle karşılaştığı herkesin malumu. Bağımsız bir kurum olarak görülmüyor. Üstelik uzmanlar, birkaç yıldan beri ASKİ’nin açıkladığı tüm verilerin limitlerin fazlasıyla içinde olmasını şüpheyle karşılıyor. “Zaman zaman limitlerin aşılması söz konusu olabilir. Ama verilerde böyle bir durum görülmüyor. Acaba limit dışı veriler gizleniyor mu?” diye soruyorlar.
Halk Sağlığı Müdürlüğü her ne kadar Sağlık Bakanlığı’na bağlı bağımsız bir kurum gibi gözükse de, yolsuzluk operasyonlarına imza atan savcı ve polislerin hükümet eliyle görevden alındığı koşullarda, AKP’li bir belediye başkanının Bakanlıkça kollanacağı, açıklarının gizleneceği görüşü yaygın. Bu nedenle bu kuruma da güven düşük.

www.evrensel.net