13 Eylül 2014 06:00

Her şey yarım kaldı bize dair

Eşini inşaatta bir iş cinayetinde kaybeden Olga Gündoğan, Torun Center’da 10 işçinin ölümünün ardından hissettiklerini yazdı: “Yüreğim hep ağzımda. 158 diyorlar, bir rakam... Ben ise daha kaç kadın, kaç anne, kaç baba, kardeş, dost, ben gibi kat sayacak, etinden et koparır gibi diyorum...”

Paylaş

Olga GÜNDOĞAN
İstanbul

Yaşamımızı daha bir anlamlı kılan günler vardır. Hani sizler de bilirsiniz. Oğlum Doğan Agit’i ilk koklayışım gibi… Bir de yaşamayı daha doğrusu nefes almayı bile zorlaştıran günler. Erkan’ı sevdiğimi, hayat arkadaşımı yitirişim gibi... 4 Ağustos 2008 kara gün! Kişisel tarihimin dönüm noktası. Nasıl yazılır, bu eller şimdi nasıl kalem tutar da o günü anlatır? 6 koca yıl geçti Erkan’ı yitireli. Ama acı ilk günkü gibi, hasreti ise tarif edilemez. İşte her gün okuduğumuz adına iş kazası denilen cinayetleriyle, kaybettiğimiz her canla bir kez daha sızlıyor bu yara. Ailelerini, çocuklarını düşünüyorum ben gibi… İşçi katliamları benim gibi ateşin düştüğü yürekler yaz dedirtiyor bana!

Oğlumuz 1 yaşını henüz bitirmiş. Bir gün öncesi yeni başlayacağı işle ilgili sohbet ediyoruz Erkan’la. Asıl işi kaynak ustalığı. Yeni işinin başlamasına 15 gün olduğu için o dönemi boş geçirmek istemiyor. Yaklaşan gençlik kampı için kampa gitmek isteyen gençlere destek olmalı diyor. Bir de on beş gün boşta nasıl geçecek ki iki çocukla. Kızımız o sene okula başlayacak, sonra Doğan daha küçük ihtiyaçlar bitmiyor ki... Bir arkadaşımız aracılığıyla bulduğu dış cephe boyama işine gitmeye karar verdi. Sohbet ediyoruz bir gün öncesi, yeni başlayacağı işten, çocuklardan, arkadaşlardan, hafta sonu ne yapacağımızdan ve daha birçok şeyden. Neyse uzatmayayım ama bilinsin ki son sohbetimizdi. Her cümlesi, her satırı defalarca beynimin içinde tekrarlanan, yeniden yeniden yaşatılan gün! Genelde çalıştığı yerlere dair ayrıntılı sorular sormam ama o gün soracağım tutuyor. Bina kaç katlı, kaç kişisiniz, nerede..? Çok yükseğe çıkma sakın diye uyarmayı da ihmal etmiyorum tabii. İş kıyafetlerini ayarlıyoruz beraberce... Genelde sabah erken çıkardı evden biz hâlâ uyurken. Uyandırmaya kıyamazdı yarim bizi... Usulca öper öyle giderdi. Eminim, o sabah son kez beni ve oğlumu uyandırmadan öpmüştür.

Ahh o bina! İzmit merkezde, 9 katlı. Önce asma iskele 8. katta arızalanıyor ve 2 arkadaşı öylece kalıyorlar sepette. Erkan ve arkadaşı kurtarıyor ikisini de. Sonra aynı iskelenin 6. katta halatı kopuyor. Bu sefer Erkan... Sonrası karanlık yalnızca Erkan için değil benim için de koyu, derin, tarifsiz bir karanlık... Bir yaşında babasını sadece fotoğrafları ve bizlerin anlattıklarıyla tanıyan ve tanıyacak bir oğul, ilkokula yeni başlayacak, babasına dair anıları hep 7 yaşında kalacak bir kız çocuğu... Bize dair en yalın en gerçek cümle her şeyin yarım kalması olmalı sanırım. Evet her şey yarım kaldı bize dair.

Bu anlattıklarım benim hikayem. Keşke sadece benle de kalsa diyor insan ama bu acıyı her gün kaç kişi yaşıyor bu memlekette! Daha doğrusu kaç aile yaşamak zorunda bırakılıyor! Erkan’ı kaybedişimin ayı olan bu kara ağustos var ya sadece bu sene, bu ayda kaybedilen can sayısı en az 158’miş. Ben Erkan’ı yitirişimden bu yana ne zaman yüksek bir binanın yanından geçsem katları sayarım.1,2,3,4,5,6... 6x3 metre=18 metre. Erkan! İnşaat hele de iskele görmeye ise hiç tahammülüm yok! Yüreğim hep ağzımda. Şimdi ağustos için 158 diyorlar, bir rakam...Ben ise daha kaç kadın, kaç anne, kaç baba, kardeş, dost, ben gibi kat sayacak etinden et koparır gibi diyorum...

Bu aymazlık, bu para hırsı, bu göz göre göre ölüm! Ne yana baksam, ne yana çevirsem olmuyor... Erkan’ın patronu üç kuruş fazla maliyet olmasın diye çelik yerine yumuşak halat kullanmıştı iskelede. İşte Erkan o iskelenin halatlarının kopması sonucu yitip gitti. Aynı para hırsı Torun Tower ‘da 10 insana mal oldu. Her bir dairesi milyon dolarlar eden rezidansın bakımı yapılmayan bir asansörü vardı değil mi? Tabii bir an önce bitmeli ve satılmalıydı o lüks daireler. Bu sebeple insanlık dışı koşullarda çalışan, her tuğlasında alın terleri olan ve açık ki rezidans bittiğinde kapısından dahi alınmayacak 10 kardeşimiz yitip gitti. Hıdır Ali, Erkanım gibi Dersimliydi. 20 yaşında okul masrafları için ordaydı .Tahir ve Ferdi kardeşler, astımlı kızının tedavisi için çalışan İsmail, 2 çocuk babası Cengiz; evlenme hazırlığında olan Cengiz Bilgili, eşi 8 aylık hamile olan Murat ve Bilal, Menderes, Vahdet...

Öfkeyle, kahrederek, yüreğim sıkışarak, gözyaşlarıyla izliyorum haberlerde hikayelerini. Pazar günü bu duygularla katıldım o devasa binanın önündeki eyleme. Yine alışkanlık sayıyorum katları 1-2-3...6 ‘dan sonrası yine yok! Yüreğim paramparça... 32x3 metre hesap edemiyorum yüksekliği... Ayakta durmakta zorlanıyorum, babamın koluna daha bir sıkı tutunuyorum. Rezidansın önünde acı var! Öfke var! Yeter diyenler olarak vardık! Daha ne kadar canımızı kurban vereceğiz doymayan para hırsınıza! Daha kaç yüreği parçalayacaksınız! Taşeronlaştırma bir cellat olmuş kılıcını sallıyor koca koca binaların tepesinde. İş güvenliği önlemleri alınsın, taşeronlaştırma kaldırılsın iş cinayetleri durdurulsun diye...Özlemle, inançla, acıyla ama en çok da öfkeyle yeter diyoruz!

ÖNCEKİ HABER

Atanmayan öğretmenler bir araya gelse ülke kurar

SONRAKİ HABER

Hindistan ABD'den ithal edilen 28 ürüne ek gümrük vergisi getirdi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa