Şaşıranlara şaşırmak lazım

Şaşıranlara şaşırmak lazım

Her fırsatta dile getiriyoruz. “Profesyonelleşme ve endüstrileşmenin, sporda pislik doğurması kaçınılmazdır” diye.O nedenle ülke gündemini sarsarcasına ortaya dökülen pislikler bizim için hiç de şaşırtıcı olmadı. Paranın, rantın kutsandığı ve temel hedef konumunda bulunduğu bir toplumsal düzende, devasa bir r

Mehmet Özyazanlar

Her fırsatta dile getiriyoruz. “Profesyonelleşme ve endüstrileşmenin, sporda pislik doğurması kaçınılmazdır” diye.
O nedenle ülke gündemini sarsarcasına ortaya dökülen pislikler bizim için hiç de şaşırtıcı olmadı. Paranın, rantın kutsandığı ve temel hedef konumunda bulunduğu bir toplumsal düzende, devasa bir rant haline gelen futbol organizasyonunun temiz kalabilmesi mümkün olabilir mi?
Sahadaki başarının aynı zamanda büyük bir ekonomik rant elde etme anlamına gelmesiyle birlikte, “Ne pahasına olursa olsun kazanma” anlayışı neredeyse sporun temel düsturu haline geldi. Tabii bu “Ne pahasına olursa ol”un içinde şike, teşvik primi, doping, hakemleri baskı altına alma gibi kirli yöntemlerin yer aldığını herkes tahmin edebilir.
Profesyonelleşme ve endüstrileşmenin çıkara, fırsatçılığa dayalı değerlerine teslim edilmesinden bu yana sporun; sağlık, oyun, eğlence, keyif gibi asli değerleri geri plana atılarak giderek unut(tur)uldu. Spor deyince artık akla, sportmenlik, centilmenlik, temiz mücadele, kardeşlik, dayanışma değil, rekabet, fanatizm, mutlak kazanma, şike, teşvik primi, bahis, doping gibi kavramlar geliyor.
“Mutlak kazanmacı” anlayış yaygınlaşıp egemenliğini pekiştirdikçe, buna bağlı olarak sporda ahlaki ve insani değerler konusunda duyarlı ve bu değerleri dikkate alıp önemseyen, yaşama geçirmeye çalışan kişiler de pek kalmadı.
Lafa gelince ağızlardan hiç eksik edilmeyen, doğruluk, dürüstlük, erdem, hak, adalet, onur gibi kavramları gerçekten umursayan birilerinin olduğuna inanmak güç…
Herkes gözünü karartıp, tüm gücüyle belirlediği hedefe doğru koşuyor. Gözler kararınca da ahlaki değerlerin hiçbir anlamı ve değeri kalmıyor. “Bahis” adı altında kumarın yasallaştırıldığı, paranın insanlara tek kurtuluş çaresi olarak dayatıldığı bir düzende, şike, teşvik primi, doping gibi pisliklerin ortaya çıkmasına değil, çıkmamasına şaşırmak gerekiyor.
Mesele elbette şu kulüp, bu kulüp meselesi değil. Sorun, sporun içeriğinde egemenliğini sağlamış görünen “mutlak kazanmacı” anlayıştan kaynaklanıyor. Para ve rant hedefli bir spor düzeninde yer alan bütün kulüplerin kazanmak adına ellerinden geldiğince ve güçleri yettiğince her türlü yönteme başvurduğunu söylemek yanlış olmaz. Ama tabii büyük hedeflere oynayanlar, burada da büyük oynamak zorunda kaldıkları için açık vermeleri daha bir kolaylaşabiliyor.
Bu arada, bazı taraftarların hakkında soruşturma açılan kulüplerini ve yöneticilerini savunmak adına gösterdikleri otomatik tepkiye de dikkat çekmek gerekiyor. Burada herkesin, “Soruşturma olabildiğince derinleştirilsin, işin ucu nereye giderse gitsin kesinlikle geri dönüş olmasın.
Yeter ki bütün pislikler ortaya çıksın. Gerekirse taraftarı olduğumuz takım küme düşürülsün” şeklinde bir duyarlılığa sahip olması beklenirken, kimilerinin tam tersine körü körüne yöneticileri savunmaya geçmesi de futbolda fanatizm üzerinden yaşanan zihin ve algı kirlenmesinin bir göstergesi sayılabilir.

(*) Spor Yazarı

www.evrensel.net