09 Eylül 2014 06:00

‘Endişe’nin ustaları Yılmaz Güney ve Erkan Yücel

“Umudunu Çukurova’ya inip pamuğu bağlayan bir ailenin, özellikle de kanlılarının peşinde dolaştığı Cevher’ in (Erkan Yücel) dramı. Cevher, kendine tanınan süre içinde ya kan borcunu ödeyecek ya da öldürülecektir. Kızı Beyaz’ı isteyen hem yaşlı hem de evli olan çiftçi başına “Evet” derse başlık parası hazırdır...

Paylaş

“Umudunu Çukurova’ya inip pamuğu bağlayan bir ailenin, özellikle de kanlılarının peşinde dolaştığı Cevher’ in (Erkan Yücel) dramı. Cevher, kendine tanınan süre içinde ya kan borcunu ödeyecek ya da öldürülecektir. Kızı Beyaz’ı isteyen hem yaşlı hem de evli olan çiftçi başına “Evet” derse başlık parası hazırdır... Tarlaya makine girip pamuk ırgatlarının işlerinin bozulması, ağa tarafından sömürülen işçilerin taban fiyatlarını artırmak için imza toplamaları ve grev sahneleri filme toplumsal bir eleştiri getirir.” Agah Özgüç Endişe filmini böyle anlatıyor kitabında. Endişe Yılmaz Güney’i ve Erkan Yücel’i bir araya getiren ilk filmdi. Endişe, Makineleşmenin başladığı dönemlerde kırsal kesimde yaşayan ağa tarafından sömürülen köylülerin yaşadığı sıkıntıları konu alır. Film bu tür olaylara eleştirel bakışla bakıyor. Film 1975 yılında düzenlenen 12. Altın Portakal Film Festivali’nde en iyi film ödülüyle birlikte 5 farklı dalda ödül kazanır.
Bugün bu iki ustanın, Yılmaz Güney’in ve Erkan Yücel’in aramızdan ayrılışlarının yıl dönümü.
 “İkimiz de genç birer komünisttik. İçimizde başka bir inanç vardı. Ülkemizi çok seviyorduk...” diyor Tuncel Kurtiz, en yakın arkadaşı Yılmaz Güney’i anlatırken. Sürgünde geçen onca yılın ardından yaptığı her konuşmada bu ülke sevgisinden bahsediyor Yılmaz Güney; “Dağlarımız, ovalarımız ve ırmaklarımız bizi bekliyor...”
Ölümünün 30. yıl dönümünde Çirkin Kral’ı anmak kolay olmuyor, Kurtiz’in de dediği gibi ‘Yılmaz’ı anlatmak çok zor...’
1937 yılında, toprağı olmayan yoksul bir köylü ailenin iki çocuğundan biriydi. Gerçek soyadı Pütün’dür. Yılmaz Güney, Pütün’ün kırılması zor sert meyve çekirdeği olduğunu söyler bir sorana.
Adana’da büyüyen Güney, çocukluğunun, ilk gençliğinin bu kentini filmlerine mesken eyler. İstanbul’a yolu üniversite yıllarında düşer. O sıralar tanıştığı Yönetmen Atıf Yılmaz, yazdığı hikayelerin de etkisiyle sinemayla yakınlaşmasını sağlar.
1959 yılında Atıf Yılmaz’ın yönetmenliğini yaptığı Bu Vatanın Çocukları ve Alageyik isimli filmlerin hem senaryosunu yazar hem de filmlerde rol alır Yılmaz Güney. Yeni Ufuklar ve On Üç gibi dergilere öyküler yazan Güney, bir öyküsünde komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle 1961 yılında bir buçuk yıl hapis cezasına mahkum olur.
Cezaevinden çıktıktan bir süre sonra setlerde kaldığı yerden devam eder. Yılmaz Güney’in bu dönemde çektiği filmler, ona  ‘Çirkin Kral’ lakabını getirir. Bu dönemdeki en önemli Lütfü Akad’ın yönettiği ve kendisinin yazdığı bir film olan Hudutların Kanunu olur. Bu dönem boyunca oyunculuğunu geliştirir Yılmaz Güney, abartısız ve yalın oyunculuk anlayışı bu dönemde artık oturtmuştur.
‘63’te cezaevinden çıkan Yılmaz Güney, 1972 yılında bu kez de  “Devrimcilere yardım ve yataklık yaptığı” gerekçesiyle 2 yıl hapse ve sürgüne mahkum edilir. Arkadaş filmi bu sürecin içinden gelir ‘74’de. Cezaevinde geçirdiği süre boyunca sinemaya dair fikirlerini, kendi sinema dilini ve oyunculuğu hakkındaki duruşunu geliştiren Güney, bunları Yol ve Sürü filmlerine yansıtır. Zeki Ökten tarafından çekilen Sürü ve Şerif Gören tarafından çekilen Yol dönemin en önemli filmleri oldular.
Yol’un, 1982 Cannes Film Festivali’nde ödül alması Yılmaz Güney’in kuşkusuz Türkiye’de ve dünyada sinemasına dair bakışları netleştirdi. Yılmaz Güney Türkiye’ye Cannes’dan ödül getiren ilk yönetmen olmuştu.
Son yıllarını sürgünde kaldığı Paris’te geçiren Güney, mide kanseri nedeniyle 9 Eylül 1984’te yaşamını yitirdi. Çocukluğunun Adana’sı, “delikanlılık çağları”, cezaevi yılları ve aşkı Yılmaz Güney’in filmlerinde hep olmuşlardır. Son filmi Duvar, Güney’in, 1976 yılında Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevinde tanıklık ettiği, çocuklar koğuşunda çıkan ve tüm cezaevine yayılan bir isyanın hikayesidir.


BU HAFTA YILMAZ GÜNEY İZLENECEK

Yılmaz Güney, ölümünün 30. yılında SETEM Akademi’de bir film haftası düzenlenerek anılıyor. Sinemamızda derin izler bırakan Yazar, Yönetmen ve Oyuncu Yılmaz Güney, ölümünün 30. yılında SETEM Akademi’de 9 Eylül Salı-14 Eylül Pazar günleri arası bir film haftası düzenlenerek anılıyor.

YILMAZ GÜNEY VE ERKAN YÜCEL BİRLİKTE ANILACAK

Etkinlikte Yılmaz Güney filmleri gösterilip, Yılmaz Güney Sineması hakkında konuşulacak. Hafta boyunca Yılmaz Güney’in; Endişe, Yol, Aç Kurtlar, Seyithan, Düşman, Sürü, Umut, Zavallılar, Arkadaş, Duvar, Ağıt filmleri gösterilecek. Etkinlik Programı 9 Eylül 2014 Salı günü  Yılmaz Güney ve Erkan Yücel birlikte anılacak. Erkan Yücel’de Yılmaz Güney gibi 9 Eylül tarihinde aramızdan ayrılmıştı. 
Saat 16.00’da Yılmaz Güney’in senaryosunu yazdığı, Şerif Gören’in yönetmenliğini üstlendiği, Erkan Yücel, Ayşe Emel Mesci ve Kamuran Usluer’in başrollerini paylaştığı “Endişe” filmi ile başlayacak. 
“Endişe” filminin gösteriminden sonra saat Yılmaz Güney’in senaryosunu yazdığı, Şerif Gören’in yönetmenliğini üstlendiği, Tarık Akan ve Şerif Sezer’in başrollerini üstlendiği “Yol” filmi gösterimi yapılacak. 
10 Eylül 2014 Çarşamba günü saat 18.00’de yönetmenliğini ve senaryosunu Yılmaz Güney’in üstlendiği, başrollerini Yılmaz Güney, Sevgi Can ve Hayati Hamzaoğlu’nun paylaştığı “Aç Kurtlar” filmi gösterilecek.
 Saat 20.00’de ise  yönetmenliğini ve senaryosunu Yılmaz Güney’in üstlendiği, başrollerini Yılmaz Güney, Nebahat Çehre ve Hayati Hamzaoğlu’nun paylaştığı “Seyithan” filmi gösterilecek. 11 Eylül 2014 Perşembe günü saat 18.00’de de Zeki Ökten’in yönetmenliğini yaptığı, Aytaç Arman ve Güngör Bayrak’ın başrollerini paylaştığı “Düşman” filmi gösterilecek. Ardından ise yine Zeki Ökten’in yönetmenliğini yaptığı, Tarık Akan, Melike Demirağ ve Tuncel Kurtiz’in başrollerini paylaştığı “Sürü” filmi gösterilecek. 


ÇİRKİN KRAL ADANA’DA ANILACAK

Türkiye Sineması’nın “Çirkin Kralı”, Yılmaz Güney ölümünün 30. yılında Adana’da anılacak.

Çukurova Belediyesinin düzenleyeceği anma etkinlikleri kapsamında, bugün 19.00’da Kenan Evren Bulvarı Kapalı Semt Pazarı önünde toplanılacak ve burada oluşturulacak kortejle Doğal Park Amfi Tiyatro’ya kadar yürünecek. Burada Yılmaz Güney’i anlatan bir sinevizyon gösterimi yapılacak, şiirler okunacak ve bir söyleşi gerçekleştirilecek. (İstanbul/EVRENSEL)


ERKAN YÜCEL IŞIĞIYLA YOLUMU AYDINLATANLARDANDI

Mesut KARA

‘70’li yılların başında birçok tiyatro gibi, Ankara Sanat Tiyatrosunun da (AST) İstanbul turnelerinin bir ayağı Kartal Belediye sinemasıydı. Kartal’a turneye gelen AST oyunlarını izlerdim. İlkokul çağımda izlediğim oyunları bugün anımsamıyorum. AST’ın anımsadığım ilk oyunu “Ana”ydı. Oyun olarak bazı sahnelerini hayal meyal hatırlasam da, oyuncu yüzleri şekillenmiyordu belleğimde.
Hareketli yıllardı. O yıllarda, Ankara Sanat Tiyatrosunda iyi anımsadığım bir bölünme yaşanmıştı. Bir gurup oyuncu AST’tan ayrılarak Devrimci Ankara Sanat Tiyatrosunu kurmuştu. Devrimci Ankara Sanat Tiyatrosunun oyuncularını da tanımıyordum henüz isim olarak da, yüz olarak da.
İlk oyunlarıyla Kartal’a turneye geldiklerinde tanıştık hepsiyle. Erkan Yücel’i ilk kez orada tanımıştım. Fuat Çiyiltepe’yi de, Mualla Çiyiltepe’yi de, Halil Hoca’yı da, diğer oyuncuları da. Oyun öncesi sohbetler yapılmıştı Belediye Sinemasının fuayesinde. O ana kadar her şey normaldi. Fakat oyun başlayıp da Erkan Yücel sahneye çıktığında ilk büyü yaşanmış, ilk tiyatro ateşi düşmüştü içime. Öncesinde de amcamdan kaynaklanan sinemaya ve oyunculuğa olan tutkum, Erkan Yücel’in sahnedeki büyüsüyle, ışığıyla, izini yıllarca süreceğim başka bir sevdaya dönüşmüştü. Bu etkilenme sadece benim için de geçerli değildi. Belediye Sinemasını tıka basa dolduran herkes, Erkan Yücel’den çok etkilenmişti. Onun sahneye çıktığı an, salonda bir dalgalanma yaşanıyor, gülmekten kırılıyordu herkes.
Erkan Yücel’in, ilk izlediğim oyunları “Halkın Gücü”, “Toprak” ve “Deprem ve Zulüm”dü. Erkan Yücel’li sahneler ve oyunlarda söyledikleri türküler, marşlar yıllarca silinmedi belleğimden. Oyunlardan sonraki günlerde, uzunca süre Erkan Yücel’in oyunculuğunu ve repliklerini taklit ederdik. Bugünden baktığımızda bazı oyunlar kaba, slogancı, ajitatif de olsa, o yıllarda bizleri sarıp sarmalayan, motive eden ve aynı zamanda da tiyatroyu sevdiren oyunlardı, çabalardı. O günlerdeki politik duruşu ve seçimi nedeniyle Anadolu’yu köy köy dolaşıyordu Erkan Yücel, Devrimci Ankara Sanat Tiyatrosu topluluğuyla.
1977 yılıydı, 9 Eylül’de düzenlenecek bir geceye katılmak için İzmir’e Açık Hava Tiyatrosuna, Fuar’a gitmiştik. Topluluğun büyük bir kısmı tiyatro sahnesinde yatıyordu. O günlerde de Erkan Yücel’i görme, kısa da olsa sohbet edebilme imkanı bulmuştum. Fuarda sahneledikleri oyunlardan biri “Vatandaş Hamdi” idi ve gişede asılı olan duyuruda “Hamdi’lere ücretsiz” yazıyordu.
Devrimci Ankara Sanat Tiyatrosu, uzun turne dönemini bitirmiş, adını da Ankara Halk Tiyatrosu olarak değiştirerek Ankara Menekşe Sinemasında yerleşik düzene geçmişti. İstanbul’a turneye geldiklerinde bütün oyunlarını izliyorduk.
Aradan aylar geçmiş ve etkileri bugün de süren 12 Eylül darbesi yaşanmıştı, bütün eziciliğiyle, vahşetiyle. Artık gençler sokak ortalarında çatışmalarda yok ediliyor, 17 yaşındaki gençler yaşları büyütülerek idam ediliyordu. İşkencenin en ağırı, karanlığın en koyusu yaşanıyordu. O koşullarda üniversitede okumak üzere Ankara’ya gitmiştim. İlk gençlik yıllarımda oyunculuğuna hayran olduğum, içimdeki oyunculuk tutkusunu da tetikleyen Erkan Yücel’in, çok özel bir yeri vardı bende. Yanılmıyorsam 1982 yılıydı, Ankara Halk Tiyatrosunun oyunculuk kurslarına katılmıştım. “Jan Dark” oyununu çalışıyorduk. O günlerde fuayede karşılaşıyorduk Erkan Yücel’le. Çok kısa süren, devam ettiremediğim kursiyerlik döneminde, nedense hiç konuşma fırsatım olamadı.
Erkan Yücel “Endişe”, “Bereketli Topraklar Üzerinde” ve “Hakkari’de Bir Mevsim” filmlerinde oynayarak, usta oyunculuğunu sinemada da göstermişti. Yılmaz Güney’in, Yumurtalık hâkimini öldürdüğü gerekçesiyle yeniden cezaevine girdiği günlerde, “Endişe” filminde izlediğimiz Erkan Yücel’in oyunculuğu artık belleklerimize kazınmıştı. Bakışları, gözleri, sahici bir pamuk işçisi, ırgat sandığımız o muhteşem oyunculuğu izleyen herkesi etkilemişti. O güne dek politik seçimleri nedeniyle onu yok sayanlar bile, karşılarında çok önemli bir aktör olduğunu kabul etmek zorunda kalmışlardı. “Endişe”deki oyunuyla Antalya Film Festivali’nde “En İyi Erkek Oyuncu” seçilerek Altın Portakal alır. 20. San Remo Uluslararası Film Festivali’nde de “En İyi Erkek Oyuncu” ödülünü kazanır. “Bereketli Topraklar Üzerinde” filmindeki Şarlo’yu çağrıştıran, dünya çapında bir aktör olduğunu belgeleyen oyunculuğu ve “Hakkari’de Bir Mevsim” filmindeki yüzü, artık belleklerimize olduğu kadar sinema tarihine de büyük harflerle yazılmıştı.
9 Eylül 1985 tarihinde Kuşadası’nda geçirdikleri kazada hayatını kaybeder Erkan Yücel. Daha oynayacak çok filmi, sahneleyecek çok oyunu, gerçekleştireceği çok düşü varken.
Erkan Yücel’in umutları yaşıyor ve ışığıyla bugün de yolumuzu aydınlatıyor. Onat Kutların dediği gibi; “Şimdi bizlere düşen, en azından bu ışıklı anıyı, unutuşa terk etmemektir.”

ÖNCEKİ HABER

Erkan Yücel ışığıyla yolumu aydınlatanlardandı

SONRAKİ HABER

UNISON Konferansı'nda Türkiye'deki baskılar konuşuldu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa