09 Eylül 2014 06:00

Erkan Yücel ışığıyla yolumu aydınlatanlardandı

‘70’li yılların başında birçok tiyatro gibi, Ankara Sanat Tiyatrosunun da (AST) İstanbul turnelerinin bir ayağı Kartal Belediye sinemasıydı. Kartal’a turneye gelen AST oyunlarını izlerdim.

Paylaş

Mesut KARA

‘70’li yılların başında birçok tiyatro gibi, Ankara Sanat Tiyatrosunun da (AST) İstanbul turnelerinin bir ayağı Kartal Belediye sinemasıydı. Kartal’a turneye gelen AST oyunlarını izlerdim. İlkokul çağımda izlediğim oyunları bugün anımsamıyorum. AST’ın anımsadığım ilk oyunu “Ana”ydı. Oyun olarak bazı sahnelerini hayal meyal hatırlasam da, oyuncu yüzleri şekillenmiyordu belleğimde.
Hareketli yıllardı. O yıllarda, Ankara Sanat Tiyatrosunda iyi anımsadığım bir bölünme yaşanmıştı. Bir gurup oyuncu AST’tan ayrılarak Devrimci Ankara Sanat Tiyatrosunu kurmuştu. Devrimci Ankara Sanat Tiyatrosunun oyuncularını da tanımıyordum henüz isim olarak da, yüz olarak da.
İlk oyunlarıyla Kartal’a turneye geldiklerinde tanıştık hepsiyle. Erkan Yücel’i ilk kez orada tanımıştım. Fuat Çiyiltepe’yi de, Mualla Çiyiltepe’yi de, Halil Hoca’yı da, diğer oyuncuları da. Oyun öncesi sohbetler yapılmıştı Belediye Sinemasının fuayesinde. O ana kadar her şey normaldi. Fakat oyun başlayıp da Erkan Yücel sahneye çıktığında ilk büyü yaşanmış, ilk tiyatro ateşi düşmüştü içime. Öncesinde de amcamdan kaynaklanan sinemaya ve oyunculuğa olan tutkum, Erkan Yücel’in sahnedeki büyüsüyle, ışığıyla, izini yıllarca süreceğim başka bir sevdaya dönüşmüştü. Bu etkilenme sadece benim için de geçerli değildi. Belediye Sinemasını tıka basa dolduran herkes, Erkan Yücel’den çok etkilenmişti. Onun sahneye çıktığı an, salonda bir dalgalanma yaşanıyor, gülmekten kırılıyordu herkes.
Erkan Yücel’in, ilk izlediğim oyunları “Halkın Gücü”, “Toprak” ve “Deprem ve Zulüm”dü. Erkan Yücel’li sahneler ve oyunlarda söyledikleri türküler, marşlar yıllarca silinmedi belleğimden. Oyunlardan sonraki günlerde, uzunca süre Erkan Yücel’in oyunculuğunu ve repliklerini taklit ederdik. Bugünden baktığımızda bazı oyunlar kaba, slogancı, ajitatif de olsa, o yıllarda bizleri sarıp sarmalayan, motive eden ve aynı zamanda da tiyatroyu sevdiren oyunlardı, çabalardı. O günlerdeki politik duruşu ve seçimi nedeniyle Anadolu’yu köy köy dolaşıyordu Erkan Yücel, Devrimci Ankara Sanat Tiyatrosu topluluğuyla.
1977 yılıydı, 9 Eylül’de düzenlenecek bir geceye katılmak için İzmir’e Açık Hava Tiyatrosuna, Fuar’a gitmiştik. Topluluğun büyük bir kısmı tiyatro sahnesinde yatıyordu. O günlerde de Erkan Yücel’i görme, kısa da olsa sohbet edebilme imkanı bulmuştum. Fuarda sahneledikleri oyunlardan biri “Vatandaş Hamdi” idi ve gişede asılı olan duyuruda “Hamdi’lere ücretsiz” yazıyordu.
Devrimci Ankara Sanat Tiyatrosu, uzun turne dönemini bitirmiş, adını da Ankara Halk Tiyatrosu olarak değiştirerek Ankara Menekşe Sinemasında yerleşik düzene geçmişti. İstanbul’a turneye geldiklerinde bütün oyunlarını izliyorduk.
Aradan aylar geçmiş ve etkileri bugün de süren 12 Eylül darbesi yaşanmıştı, bütün eziciliğiyle, vahşetiyle. Artık gençler sokak ortalarında çatışmalarda yok ediliyor, 17 yaşındaki gençler yaşları büyütülerek idam ediliyordu. İşkencenin en ağırı, karanlığın en koyusu yaşanıyordu. O koşullarda üniversitede okumak üzere Ankara’ya gitmiştim. İlk gençlik yıllarımda oyunculuğuna hayran olduğum, içimdeki oyunculuk tutkusunu da tetikleyen Erkan Yücel’in, çok özel bir yeri vardı bende. Yanılmıyorsam 1982 yılıydı, Ankara Halk Tiyatrosunun oyunculuk kurslarına katılmıştım. “Jan Dark” oyununu çalışıyorduk. O günlerde fuayede karşılaşıyorduk Erkan Yücel’le. Çok kısa süren, devam ettiremediğim kursiyerlik döneminde, nedense hiç konuşma fırsatım olamadı.
Erkan Yücel “Endişe”, “Bereketli Topraklar Üzerinde” ve “Hakkari’de Bir Mevsim” filmlerinde oynayarak, usta oyunculuğunu sinemada da göstermişti. Yılmaz Güney’in, Yumurtalık hâkimini öldürdüğü gerekçesiyle yeniden cezaevine girdiği günlerde, “Endişe” filminde izlediğimiz Erkan Yücel’in oyunculuğu artık belleklerimize kazınmıştı. Bakışları, gözleri, sahici bir pamuk işçisi, ırgat sandığımız o muhteşem oyunculuğu izleyen herkesi etkilemişti. O güne dek politik seçimleri nedeniyle onu yok sayanlar bile, karşılarında çok önemli bir aktör olduğunu kabul etmek zorunda kalmışlardı. “Endişe”deki oyunuyla Antalya Film Festivali’nde “En İyi Erkek Oyuncu” seçilerek Altın Portakal alır. 20. San Remo Uluslararası Film Festivali’nde de “En İyi Erkek Oyuncu” ödülünü kazanır. “Bereketli Topraklar Üzerinde” filmindeki Şarlo’yu çağrıştıran, dünya çapında bir aktör olduğunu belgeleyen oyunculuğu ve “Hakkari’de Bir Mevsim” filmindeki yüzü, artık belleklerimize olduğu kadar sinema tarihine de büyük harflerle yazılmıştı.
9 Eylül 1985 tarihinde Kuşadası’nda geçirdikleri kazada hayatını kaybeder Erkan Yücel. Daha oynayacak çok filmi, sahneleyecek çok oyunu, gerçekleştireceği çok düşü varken.
Erkan Yücel’in umutları yaşıyor ve ışığıyla bugün de yolumuzu aydınlatıyor. Onat Kutların dediği gibi; “Şimdi bizlere düşen, en azından bu ışıklı anıyı, unutuşa terk etmemektir.”

ÖNCEKİ HABER

Size Gazze\'den sesleniyoruz: Bu mücadelenin sonucu size bağlı

SONRAKİ HABER

İbrahim Tatlıses: Tayyip Erdoğan için ölürüm

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa