Arap devrimleri ekonomik statükoyu maskeliyor

Arap devrimleri ekonomik statükoyu maskeliyor

Dünya Bankası ve IMF Ortadoğu ekonomilerinin yeniden ayakları üzerine dikilecek biçimde yapılandırılmasını, yardım yapılmasını tartışıyor. Yardımdan kastedilen özelleştirme ve yapısal uyum sürecinin, birçok yoksulu yeniden dizleri üzerine çökertmekten başka bir işe yaramayacağı kesin. IMF ve Dünya Bankası Ortadoğu&r

Mark LeVine

“İNFİTAH” DÖNEMİ

Ortadoğu’nun yerel hükümetleri sürekli Batılı borç kuruluşları tarafından baskı altına alındılar. Asıl olarak 1967 sonrası dönem, pazar ekonomisine geçiş dönemi olarak tanımlanabilir. 1970’ler bu nedenle “infitah” yani “açılış” dönemi olarak adlandırılır. Bu dönemde özellikle Enver Sedat, Dünya Bankası ve IMF’nin reçeteleriyle kemer sıkma politikaları uygulamaya başlamıştı. Bu yeni ekonomik dönüşüme karşı binlerce eylem, düzinelerce kitlesel protesto gerçekleşti. Bu protestolar ve isyan o zamanlar sadece Mısır’da değil Türkiye’de, Lübnan’da, Ürdün’de ve Cezayir’de de gerçekleşiyordu. Kamu harcamalarının kesilmesini, yabancı malların ülkeye alınmasını, ithalat vergilerinin düşürülmesini, özelleştirmeyi, yabancı yatırımı, kamu varlıklarının satılmasını, döviz girişinin serbestleştirilmesini savunan “Washington Konsensüsü” politikalarına karşı yerel hükümetler den de itiraz sesleri yükseliyordu. Mısır’da 1978’de sol kanat gazete sayfalarından biri uygulanan bu “yeni” programları kastederek bir başyazı yayımladı. Başlığı şuydu: “Mısır IMF’yi uyardı.” Uyarı haksız sayılmazdı nitekim yeni dönem doğmadan öldü. Mısır’ın ABD liderliğindeki ekonomik sistemden ayrı ve bağımsız bir yol izlemesi engellendi, ülke tuzağa düşürüldü. O yüzden Mısır 19. yüzyılın ortalarından beri başlayan ve hâlâ devam eden, hayal kırıklığına uğramış ekonomik bir modele sahip olarak kaldı. Avrupa’nın ekonomik baskısı altındaki Osmanlı, Avrupa ile ittifak kurarak Mısır üzerinde ekonomik baskı oluşturdu. Muhammed Ali döneminde uygulanmaya çalışılan bağımsız modernist model bu baskılardan dolayı uygulanamamış ve Mısır yarım yüzyıldan fazla İngiltere’nin kontrolü altında kalmıştı.. Bu kontroller altında yaşamaya devam edemeyen Mısır ve Osmanlı ekonomisi doğal olarak iflasa sürüklendi.

YENİ BİR EKONOMİK ANLAYIŞ MI?

Bölgedeki geçmişi çok eskilere dayanmasa da Dünya Bankası, IMF ve diğer ana akım kuruluşlar, bölgede başarıya ulaşmak için asıl gerekli olanın ekonomik yapılandırmaya uygun politik reformların gerçekleşmesi olduğunu ileri sürüyor. Ünlü bankacı Robert Zoellick Ortadoğu konusunda şimdi harekete geçilmesini çünkü devrim zamanlarında statükonun azaldığını hatta bulunmadığını dile getiriyor. Zoellick, hükümetlerin artık kendi halklarını dinledikleri, kendi gelişme süreçlerini kapsayan yeni bir sosyal sözleşmeye ihtiyaç duyduklarını ve bankasının da zaten bunu amaçladığını iddia ediyor. Aynı şekilde, IMF yetkilisi  Christine Lagarde bölgedeki ayaklanmalardan çıkarılması gereken dersin öncelikle “sürdürülebilir ve kapsayıcı bir büyüme uygulanmak isteniyorsa adalet, güvenlik ve iş konularının önemsenmesi” olduğunu vurguluyor. Lagarde Mısır’daki bu yeni koşullarda, özel sektörün parçalı durumunun daha fazla süremeyeceğini belirtiyor. Mısır’da demokrasi taraftarı Wael Ghonim ise IMF başkanı Dominique Strauss Kahn’ın liderliği döneminde Mübarek rejimine destek verilmesini ve Mısırlıların çoğunun çıkarlarına zarar vermiş  hükümet politikalarını düze çıkaran analizler sunulmuş olmasını doğru bulmadığını belirtiyor. IMF ve Dünya Bankası şuan daha da yüksek sesle Arap rüzgarının onları düşündürdüğünü belirtiyor. Bu kuruluşlar yaşananlardan doğru dersler çıkarılması ve bu yüzden de insanların dinlenilmesi gerektiğini vurguluyorlar. Sadece ayrıcalıklı azınlıklar için değil her bir kişi için zenginleşmenin sağlanmasının gerektiğini, bu yüzden de insanlara yardım etmek gerektiğini  ileri sürüyorlar. Böyle bir sürecin, yani daha geniş bir nüfusu kapsayan ve onları dikkate alan insani gelişime odaklanmanın, küçük azınlıkların ekonomik göstergelerinden çok daha övgüye değer olacağını dile getiriyorlar. Bankanın taahhütlerinin de bu yönde olduğunu belirten yetkililer  “aşılamayan engeller”den dolayı bin yıllık gelişme hedeflerinin uygulanamaz hale geldiğini kaydediyorlar.

KRİZİ ŞİDDETLENDİREN ABD’NİN OTONOM TAVRI

Hatırlayacak olursak ilkin, banka ve fonun politikalarının ideolojisi inşa edildi. Böylece örneğin Mısır’da ve Tunus’ta, verimlilik ve etkinlik sağlamak amacıyla yapılan düzenlemeler ekonomileri istihdamla şişirdi ve sözde güçlendirdi. Oysa şimdi kuruluşun liderleri işsizliği, Mısır ve komşuları tarafından karşı karşıya kalınan en zor problem olarak görüyor. Benzer problemler yabancı ticaret ve ihracata dayalı büyümeye açık ekonomilerin çoğunda da meydana geldi.  Harcama ve tüketim, ağırlıklı olarak yerel üretime dayalı ekonomiden güya daha faydalı olacaktı. İkinci olarak değişim rotasına duyulan arzu,  Mısır’da azgın yolsuzluk ve  zengin olma çabasıyla bağlantılı otoriter yönetimlerde, daha büyük yapısal ekonomik dengesizliklere neden oldu. Küresel sistemin doğasının doğal sonucu olarak endüstri ülkeleri tarafından ortaya çıkarılan baş belası problemler artık Amerika içinde de ciddi sorunlar yaratıyor. Fakat ABD, uzun süredir DB ve IMF’nin raporlarıyla belirtilerek eleştirilen “otonom genişleme çabalarıyla” ayakta durabilmişti. Sonuçta bu “ABD otonom hareketi” uluslar arası ekonomik sistemin krizini daha da şiddetlendirdi.

DİKTATÖRLERİN KORUYUCUSU ABD’NİN “YENİ” SEÇENEKLERİ

ABD, Mısır’da olduğu gibi Ortadoğu’nun  bir çok diktatörünü destekledi. Çünkü ABD, Mısırlıların çoğunluğunun çıkarları ve taleplerine karşıydı. Ne de olsa, hem otoriter hükümetlerin hem de patronların, güçlü bir orta sınıf ve güçlü bir sivil toplumdan yana ya da orta sınıfın liderliğinde bağımsız bir grubun oluşmasından çıkarı kalmamıştı. Şuan fon ve bankaların ana  hedeflerinin başında sivil toplumu koruyan ama eskisine nazaran nispeten güçsüz (ya da güçlendirilmeyen) ve devlete bağlı nüfus üzerinde gücü az olan bireysel vatandaşlar yaratma hedefi var. Devletin aygıtlarından bazılarının kaldırılması ve devletin sorumluluk alanından çıkartılması.
Açık bir kriz gerçeği, yetkililer ve araştırmacıların onca açıklamalarına rağmen izlenilen yol  aynı. Gelişmiş ve uluslar arası arenada çok güçlü ülkelerle diğerleri arasındaki ekonomik ve politik eşitsizlikleri derinleştiren politikaların pekiştirilmesine devam ediliyor.
Arap ayaklanmaları Washington Sözleşmesi’nin sonuçlarıdır. Banka ve şirket yetkilileri ayaklanmaların olduğu ülkelerde vazgeçilen programlara yeniden dönülmesi için
bölgede çalışmalar yapmaya devam ediyorlar. Yeni hükümetler ise bu krizle sonuçları açıkça ortaya çıkan yanlış yönlendirilmiş  ekonomik reformlardan vazgeçileceğini belirtiyorlar. Dünya Bankası ve IMF ise ”geniş ekonominin kendi çıkarlarını garanti altına alınması için ekonomik ve politik reformlarla yola hızla devam edilmesi gerektiği”ni ileri sürüyor. Oysa asıl endişe, yerel hükümetlerin liberal ekonomik reformlara inançlarını kaybetmiş olmasıdır. Gerçekte yeni hedef alışkın olunduğu gibi barışı satın almaktır. Hedef, yeni harcama paketleri adı altında verilen sadakalarla oluşturulacak bir “barış”ın sağlanmasından ibaret”.

YENİDEN GELİŞİMİN TEMELLERİ

Neoliberalizm ve kapitalizm sadece Arapları köleleştirmemiştir. Küresel kapitalist sistem 16. yüzyıldan beri Avrupa emperyalizminin hızlı gelişmesine sıkı sıkıya bağlı olarak şiddet ve sömürüyle halkları köleleştirmiş, ülkeleri koloni yönetimler ve zorunlu sömürü ilişkileri ile de tutsak etmişti. Ulus devlet ideolojilerinin doğuşu da küresel ekonomik düzenin yaydığı ve giderek arttırılmasını teşvik ettiği bir kuruluş biçimidir. Sömürgelerdeki halklar bağımsızlıklarına ulaştılar; otonom kurulları ve iletişim ağlarını yaratmayı denediler. Fakat aynı ülkeler kendi bağımsız gelişmelerini hayal kırıklığına uğratan anlaşmalarla da karşı karşıya bırakıldılar.  Arap “sosyalizmi” nin gölgesi ve batı kapitalizminin tehditleri altında kurulan 1950 ve 1960’lar Mısır için en iyi dönem olarak dillendirilse de sonlandırıldı.

PASTANIN YENİDEN BÖLÜŞÜMÜ    

Uluslararası finans kuruluşlarının bölgede varolma ihtiyacı, devrim sonrası ülkelerin politik ekonomik çerçevesini çizme ihtiyacından doğdu. Bazı araştırmalar Ortadoğu’da herkesin acı çektiği yolsuzluğun gerçekte özelleştirmelerle hızlandığını vurguluyor. Bu tür biçimleriyle yolsuzluk sadece Mısır’a özgü değil. Yolluklar, rüşvetler daha önce bahsettiğim büyük küresel sistemin bir parçası olduran programın uygulanmasından kaynaklı aktarılan Amerikan paylarıdır. Bu şeffaf tablo ABD’de de Mısır’da da hükümet ve iş çevreleri ittifakıyla aynı şekilde uygulandı. Bu yorumlardan çıkaracağım sonuç, IMF ve Dünya Bankası yetkililerinin biraz yumuşamış olabileceği ve ABD’nin, Obama iktidarı altında, geçmiş çeyrek yüzyılın çok daha fazlasında kendisine kar sağlayan bir sistemi değiştirmek için gücünün ve değiştirilmesinden çıkarı olduğudur. Eninde sonunda, Mısır Yüce Askeri Konseyinin generalleri ve Wall Street’in baronları (Pentagodaki müttefik generaller) bütün ülkelerin bağımsız politik ekonomik yüzeysel değişiklikle yapmasına  izin verecek.

“BEN” HAYAL ETMEK ZOR AMA...

Mısır’ın Maliye Bakanı Samir Mohamed Rıdwan, bir ticaret odası toplantısında izleyiciye şöyle sesleniyor: “Çok basit. Paraya ihtiyacım var.” Mısır, ekonomik gelişmesini sağlamak için milyonlarca dolar borçla uğraşırken ve ayaklanmanın etkisiyle gelirleri düşmüşken bir “ben” hayal etmek epey zor ama onun Mısır’ın tümünü kastedercesine “ben” diyerek soruları yanıtlaması dikkat çekici.  Son birkaç yılda  Mısır’daki sistem, borç içindeki ülkeye yapılacak milyarlarca dolar destek ve yatırım için oluklar açılmasıyla idare ediliyordu. Yolsuzlukla beslenen iktisadi kararlarla, verimli ve Mısır’ın çıkarlarına hizmet eden bir ekonomik sistem kurmak zor olacaktır.Ülkede hala kontrollerini yitirmeyen ekonomik elit, güçlerini muhafaza etmek için kendisini az önemli görmemektedir. Milyonlar için mücadele şuan devrimin başlangıcındaki noktadan  daha uzak görünüyor. İç dinsel çatışma, Mısır’ın dış politik entegrasyonundaki değişiklikler ya da diktatörü deviren gençlik hareketinin gücü ve  bir sonraki nesil için sürdürdüğü mücadele muhtemelen ülkenin geleceğini tayin edecektir.


ENDÜSTRİLEŞMEMENİN TEŞVİK EDİLMESİ

Nüfusun çoğunluğunun çıkarını sağlayacak  para politikaları ve mali yapısal ayarlar arzu eden hassas halk talebi, fon ve banka borçlarıyla eli kolu bağlanan yönetimlerce bir kıyıya bırakılmıştı. Yerel hükümetler çeşitli şartlar altında politikalar yaptılar. Batı hükümetleri bu hükümetleri politik araçlar olarak kullanıldılar. Ortadoğu hükümetleri Batıyı karşılarına alabilirlerdi ama insanlarının içinde bulunduğu gerçek sosyal koşullar bu yaptıklarını takdir etmeyebilirdi. Batının çıkarlarından biri de dış kontrole açık, gelişmekte olan ekonomilere manivale olacak yardımları yapmaktı. Bu zaman diliminde bölgenin her tarafında uygulanan yapısal ayarlarla, mevcut olan merkezileşmiş endüstriler tarumar edildi. Başka bir ifadeyle söyleyecek olursak endüstrileşmeme teşvik edildi. IMF ve Dünya Bankasının borçları, tartışmalarda sıklıkla koz olarak kullanıldı. Onlara para göndermelerinin şartı stratejik kamu sektörü yatırımlarının anlamlı olarak azaltılması ve sosyal barış unsurlarının ortadan kaldırılmasıydı. Sadece yapısal ayar politikalarının teşviki değil aynı zaman da yapısal ayar politikalarının olumsuz etkileri de ülkeleri batılı bağışçılara göbekten bağladı. Kredi kuruluşları yerel gelişme ve yerel ekonomiler üzerinde uygulanan zorlu ayarların olumsuz kötü etkilerini iyileştirmek için de cesaret verici yardımlar yapıyorlardı.


ORDU, MÜBAREK VE OSLO ANLAŞMASI

Öte yandan bugün bazı Mısırlı araştırmacılar, özellikle, ordunun Mübarek’i “kolay” bir şekilde nasıl kurban edebildiğini tartışıyorlar. Bazı açıklamalara göre ordu zaten Mübarek’in oğlu Cemal’in ve arkadaşlarının artan gücüne karşı öfkeliydi. Öte yandan ekonominin finanse edilmesinde önemli bir isim olan eski yönetici IMF ile ilişkiler sorumlusu Yusuf Boutros Ghali de ordunun ve bazı geleneksel ulusal kapitalistlerin güçlerini azaltmakla suçlanıyordu, nitekim ayaklanma sonrası tutuklandı ve şuan yargılanıyor. Sonuç olarak Mısır’da ve diğer Arap ülkelerinde ayağa kalkan nefret IMF ve Dünya Bankası tarafından derinleştirilen neoliberal politika türüne karşı galip geldi. Bugün banka ve fonun kıdemli yetkilileri, asıl  suçlu olarak “Washington Konsensüs”ünü gösteriyorlar. Tunus devrimini başlatan, ülkeyi geliştireceği ileri sürülerek uygulanmaya çalışılan ama hayal kırıklıkları yaratan aynı şeylerdi: “yapısal programlar”. Bazı yazarlar yapılandırma programlarının Oslo barış sürecini beraberinde getirdiğini vurguluyorlar. Mısır dışa açılarak bu anlaşmanın  imzalanması koşullarını da oluşturmuştu. Uygulanan yapısal programlar ülkeyi Oslo’ya götüren koşulların oluşmasına torpido etkisi yapmıştı. Şuan ekonomik entegrasyonun aynı zamanda Filistinlilerin fiziksel olarak izolasyonuna neden olduğu daha açık şekilde tartışılıyor. Bu anlaşmalarla Batı Şeria gibi işgal edilen bölgeler oluşturulması hızlandırılmış ve İsrail’in Filistinliler üzerindeki iktisadi etkisi katlanmıştı.


LİBERALİZMİN SOSYAL BEDELİN GÖRMEZDEN GELİNMESİ

ABD ve diğer batı güçleriyle gerginliklere rağmen bu dönem, ekonomik büyüme ve göreceli ekonomik eşitliğin her ikisinin birlikte sağlanmaya çalışıldığı tarihe damgasını vurmuş bir dönemdi. Mısır, Suriye ve Irak gibi toplumlar sadece görünüşte de olsa sosyalist olan ilhamlarla geliştiler. Fakat 1970’ler ve özellikle 1980’lerde bu ülkelerin liderleri kendilerini batı politika ekonomilerine entegre etmeye başladı. Bu tür bir büyüme nedeniyle zenginliğin eşitlikçi dağılımı çok daha berbat bir şekilde son buldu ve tersine çevrildi.  Bu yön değiştirme ve kapitalizme entegrasyon trendini araştırdım ve küreselleşme deneyimi nin Ortadoğu’daki sürecini anlatan 2005’te çıkan kitabımı yayınladım: “Neden bizden nefret etmezler: Şeytan ekseninde ekonomik peçeden kurtulmak.”.  Onca greve neden olan Washington Konsensüsü modeliyle takip edilen politikaların sonucunda ülkeler ne oranda büyüdü? Peki ekonomik büyümenin olduğu ülkelerde aynı zamanda ortaya çıkan yoksulluk ve büyüyen eşitsizlik modeli nasıl kabul edilebilmişti? Bu sorular şaşırtıcı olmamalı, çünkü 2000’lerin ilk yarısı ve 1990’larda ana akım küresel ekonomik yazılar bu sistemi hararetle savunuyordu. Ama sonuçları açısından bakılınca Ortadoğu ekonomisi dünya sayfalarında o kadar da yer almamaya başladı.Ayaklanmalardan önce, uzun bir süre IMF ve Dünya Bankası yaygın olarak Tunus, Mısır ve Fas’taki durumdan övgüyle bahsediyordu. Fakat politikaların son haliyle ortaya çıkardığı sosyal bedel görmezden gelindi. Kamu sektörü kapasitelerinin azaltılması, özelleştirmeler, yatırımlar üzerindeki kontrollerin kaldırılması, teşviklerin ve ithalat üzerindeki gümrük vergilerinin kaldırılması ve ticaret rejiminin liberalleştirmesi. Önemli olan bunların analiziydi.

El Cezire

www.evrensel.net