05 Eylül 2014 06:00

İstinaf mahkemesi ve Yargıtay

Ülkemizde istinaf mahkemesi olmadığından tüm temyiz işlemini Yargıtay yüklenmiş, daireler dosyalara boğulmuş, içtihat yapamaz durumuna düşmüştür. Oysa Yargıtay bir temyiz mahkemesinden çok içtihat kurma mahkemesi olarak hukukta adalete ulaşma yolunu göstermelidir.

Paylaş

Zeki EKMEN
Emekli Yargıç / İzmir

Bilindiği üzere Yargıtay: Anayasamızın l29. maddesinin ilk fıkrasına göre adliye mahkemelerince verilen karar ve hükümlerin son inceleme mahkemesidir. Bi rde Türk Dil Kurumu l988 basımı Türkçe sözlüğü birinci cilt 725 .sayfasında tanımını bulan istinaf mahkemesiyse yerel mahkemenin verdiği kararı kabul etmeyenlerin yeni bir karar vermesi için başvurduğu mahkemedir. Temyiz mahkemesi anlamına gelen bu mahkeme Yargıtay gibi son mahkeme değil, Yargıtay ile yerel mahkeme arasında yer alan bir ara temyiz mahkemesi olmaktadır.

Ülkemizde istinaf mahkemesi olmadığından tüm temyiz işlemini Yargıtay yüklenmiş, daireler dosyalara boğulmuş, içtihat yapamaz durumuna düşmüştür. Oysa Yargıtay bir temyiz mahkemesinden çok içtihat kurma mahkemesi olarak hukukta adalete ulaşma yolunu göstermeli, temyiz görevini kurulması gereken istinaf mahkemesi yüklenmelidir.

Son zamanlarda bireysel başvurularla Anayasa Mahkemesi: İlk yerel mahkemelerinin kararlarında hukuka aykırılık varsa bunu hükümsüz sayarak yeniden yargılamaya karar vermektedir. Bunun anlamı Anayasa mahkemesinin Yargıtayın yerini alarak temyiz görevini yüklenmesidir. Hukuka aykırılık varsa Yargıtay zaten hükmü bozmakta, yeniden yargılama yapılması için mahkemesine geri göndermektedir. Ayrıca Anayasa Mahkemesinin bunu yaparak Yargıtayın görevini yapması gereksiz değil mi? 

Anayasa mahkemesinin asıl görevi: Anayasanın l47. maddesinde belirtildiği gibi “Yasaların, TBMM içtüzüklerinin anayasaya uygunluğunu denetlemek, ikinci fıkrasında belirtilen kişileri görevleriyle ilgili suçlardan yargılamaktır. Yargıtayın görevini yaparsa bu asıl görevini ne zaman, ne kadar doğru yapabilir? 

Mahkemelerin böylesi birbirinin görevlerine karışması kargaşaya, yargı ve adalete güvensizliği doğurup geliştirmekten başka işe yaramamaktadır.  

Antalya Barosu dergisi 200l yılı nisan ayı 40. sayı ve ardından aynı yıl temmuz ayı 4l. sayısında yayınlanan “YARGI BAĞIMSIZLIĞI VE YARGIÇ GÜVENCESİ” makalemde ayrıntılarıyla anlattığım gibi adalet bakanıyla müsteşarının Hakimler Savcılar Yüksek Kurulundan çıkartıldığı anayasada, yargıç ve hakimler, savcılar yüksek kurulu yasalarında değişiklik yapılmasıyla yargı bağımsızlığı ve yargıç güvencesi sağlanmalı, C. başsavcılıklarına bağlı adli kolluğun kurulması, İstinaf mahkemelerinin kurulmasıyla yargıya, adalete tam güvenin sağlandığı, hukuk devletinin sağlandığı görülecektir.

Yargının bağımsız kılınmayarak yürütmenin etkisinde bırakılması bugün A-iktidarına yarasa da yarın B- iktidarında A-iktidarını yargılayacak, belki de adli olmayan yaralara yol açan hükümler olmayacağına inanmak doğru olur mu? Tabii ki hayır. O zaman “Bağımsız olmayan yargının o hükümlerini tanımıyoruz” diye bağırmanın hiçbir yararı olmayacaktır.

Çevirisi yapıldığında tekerlemesi esprisini yitireceğinden Kürtçe bir sözü aynen yazmak yararlı olur kanısındayım. “Pışti tre kezikure” Türkçesi: Osurduktan sonra eyvah ben vah ben ne yaptım da osurdum” diye saçını, başını yolmak, iyi mi olur? Diğer bir Türkçe sözle: “Atı alan Üsküdar’ı geçmiş” olmaz mı? Ya da geçti Bor’un pazarı, sür eşeğini Niğde’ye” denmez mi o zaman?

Ortalığı kasıp kavuran dedikodulardan emekli yargıç olarak rahatsız olduğumdan yazmak zorunda kaldım.

Önemli bir anımsatma yapmak gerekirse: Yargı bağımsızlığı ve yargıç güvencesi sağlanmadan bunların hiçbir yararı olmaz. Art niyetlilerin elinde daha da kötü sonuçlar doğurabilir. “Yargı bağımsızlığı ve yargıç güvencesini sağlamak çok mu zor?” diye sormadan da edemiyorum doğrusu.

ÖNCEKİ HABER

Diyarbakır stadyumu yıkılıyor, esnaf çaresiz

SONRAKİ HABER

AA'dan 31 Mart seçimleri açıklaması: AA veri aktaran bir medya kuruluşudur

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa