Sivas katliamının iz düşümünde emekçi Aleviler

Sivas katliamının iz düşümünde emekçi Aleviler

Alevi emekçilerin geldikleri nokta, ilerici sınıf ve kitle hareketinin dibe vurmasından bağımsız değildir.2 Temmuz Sivas katliamının iz düşümünde, tarihten günümüze katliamlar ve emekçiler ezenle ezilen arasındaki savaşın bir tarafında ezen sınıfın temsilcileri; krallar, sultanlar, şahlar, derebeyler, çarlar varsa, diğer

Göksel Rıza Özkan

2 Temmuz Sivas katliamının iz düşümünde, tarihten günümüze katliamlar ve emekçiler ezenle ezilen arasındaki savaşın bir tarafında ezen sınıfın temsilcileri; krallar, sultanlar, şahlar, derebeyler, çarlar varsa, diğer tarafta da emekçi insanlık vardır. Emekçi halklar yengi ve yenilgilerle dolu tarih sayfalarına adlarını yazdırırken onurla dolu direniş destanları not etmişlerdir. Çeşitli milliyetlerden Alevi emekçiler de tarihin sayfasında her dönem emekçi niteliklerinin gereği, direniş ve ayaklanmalarla yer almışlardır. Bu 600 yüzyıl süren Osmanlı İmparatorluğunda da böyleydi, cumhuriyet yıllarında da böyleydi, ‘60’lardan başlayarak süregelen toplumsal mücadeleler döneminde de böyle oldu.

Pir Sultan Abdal, Sivas Yıldızeli İlçesi’ne bağlı Banaz Köyü’nde yaşamıştır. İçinde yaşadığı halkın diliyle ve sazıyla halk kültürünü yaygınlaştıran ve yaşatan bir ozandır. Dönemin Osmanlı yönetiminin baskı, katliam ve soygununa karşı çıkarak halkı örgütleyen bir halk öncüsüdür. Bu özelliklerinden dolayıdır ki önderliğini yürüttüğü isyana Alevilerin dışında Kürtler, Ermeniler ve Türkmenler başta olmak üzere değişik inançlardan ve milliyetlerden halklar katılmış ve desteklemişlerdir. Osmanlı yönetiminin şimşeklerini üstüne çekmesi fazla uzun sürmemiş, sonuçta Sivas’ta asılmıştır.
Osmanlı yönetimi, Pir Sultan Abdal’ı asmakla da yetinmemiş, her sömürgeci baskıcı sınıf iktidarı gibi ozanların deyişlerini, şiirlerini ve onları anımsatacak tüm izlerini yasaklamıştır. Tüm baskı yok etme ve yasaklara karşın, halk, Pir Sultan Abdal’ı unutmamış; yüzyıllardan beri deyişlerini, şiirlerini sözlü olarak kuşaktan kuşağa aktararak bugünlere getirmiştir.

Alevi emekçilerin kaderi büyük umut bağladıkları ve destek verdikleri Kurtuluş Savaşı sonrası cumhuriyet yönetiminde de maalesef değişmedi. İttihat Terakki geleneğinden gelen devlet kadroları kuruculuğunu yaptığı cumhuriyet rejiminde de bildik politikalarına devam etmiştir. Ulusal niteliklerinin ağır basmasının yanı sıra Alevi inancını taşımalarıyla öne çıkan Koçgiri ve Dersim isyanları tarihte eşine az rastlanır bir katliamla bastırılmıştır. Katliamdan sağ kurtulanlar ise ya sürülmüş ya da çocuklarına kadar parçalanarak dağıtılmışlardır. Kuruluş felsefesi “tekçilik” üzerine kurulan cumhuriyet rejimi, baskılamasını asimilasyon politikalarıyla iç içe geçirerek beslemiştir.

Bugün bilim, köy tanımı yaparken “Devlet içinde camisi olan..” diye başlar ki bu, yok sayma politikasının farklı bir şekilde ifadelendirilmesidir.

1968 yılı sonrasının gelişen sınıf ve kitle hareketi, toplumun her tabakasını etkilerken, bundan Alevi emekçiler de bir biçimde etkilenmiştir. Ezici çoğunluğu işçi ve emekçilerden oluşan Aleviler, genellikle işçi ve emekçilerin mücadelesinden yana tavır almıştır. Bu tercih elbette ilerici sosyalist hareketle buluşmasını, onun içerisinde aktif olmasını beraberinde getirmiştir. Osmanlı’dan beri “Kızılbaş” damgasıyla aşağılanan Aleviler aynı söylem üzerinden komünist suçlamasıyla yeni saldırıların hedefi olmuşlardır: Malatya’da, Çorum’da, Maraş’ta ve son olarak Sivas’ta. Alevi emekçilerin maruz kaldığı her katliamı kendi tarihsel koşulları içerisinde değerlendirmek gerekir. Nasıl ki Maraş Katliamı sosyalist hareketin kitleselleşmesi evresine rastlamışsa, ‘93 Sivas Madımak katliamının da bir yandan gelişen “Kürt intifadası”, diğer yandan Bahar Eylemlerini arkasına alan “gençlik ve kamu emekçilerin mücadelesinin” yükselişe geçtiği döneme denk gelmesi sürpriz olmamıştır. Burada yalnızca Alevilere değil bir bütün olarak Türkiye emekçi halklarına bir mesaj verilmek istenmiştir. Özellikle aydınların hedef seçilmesi böylesi bir mesajın amacına uygundur: Sisteme muhalif olan kim olursa olsun “Katli vaciptir.” Ve fakat bu katliam ile asıl amaçlanan sınıfsal konumları gereği bir arada durması gerekenler arasında “Mezhepsel, ulusal düşmanlık tohumları ekmektir!”

Gerçekte ulus, her mezhep “İki sınıftır!” Her ne kadar paylarına katliam ve baskılanmadan başka bir şey düşmese de, Türkiye sermaye sınıfının gelişip zenginleşmesiyle birlikte Aleviler içerisinden de zengin bir sınıf ortaya çıktı. Sınıf atlayan temsilcileri üzerinden iktidardan pay isteyen örgütlenmeleri oluşturdular. Bugün Alevi emekçilerinin ilerici-demokratik talepleri etrafında örgütledikleri “Alevi Bektaşi Federasyonu”, seçim döneminde zenginlerin düzen partilerinin kapılarında dilencilere dönüşen basiretsiz yöneticiler çıkarmıştır. Alevi emekçilerin geldikleri bu nokta, tabii ki sosyalist hareketin etkisizleşmesinden, sınıf ve kitle hareketinin dibe vurmasından bağımsız değildir. Alevi emekçiler, demokratik taleplerine sahip çıkarken, bunu, tüm emekçilerin ortak kurtuluş mücadelesiyle birleştirdiklerinde “Modern Hızır Paşa”larının hakkından gelebileceklerdir.

Her türden sınıfsal, ulusal, mezhepsel baskı ve yok etmenin, Diyanet İşleri Başkanlığı ve “zorunlu din dersleri” gibi dinci dayatmaların olmadığı bir dünya mümkün; o dünyayı kuracak irade emekçilerin birleşik örgütlü, militan mücadelesiyle Alevi Emekçilerin onurlu mücadelesini birleştirmelidir. Gerisi teferruattır.

*Eğitim Emekçisi

www.evrensel.net