02 Eylül 2014 06:00

KÖZ: Anlatılan senin hikayendir!

Köz, N. Cemal imzalı bir roman. Daha önce Tekelin Elleri-Mücadele ve Yordam kitabında TEKEL işçilerinin direnişini içeriden bir dille (bildiri, belge ve direnişçilerin anlatımlarıyla) bizlere aktaran N. Cemal, bu kez roman dilini tercih etmiş.

Paylaş

Oya ÖZNUR

Köz, N. Cemal imzalı bir roman. Daha önce Tekelin Elleri-Mücadele ve Yordam kitabında TEKEL işçilerinin direnişini içeriden bir dille (bildiri, belge ve direnişçilerin anlatımlarıyla) bizlere aktaran N. Cemal, bu kez roman dilini tercih etmiş. Romanın ana eksenini yine bir işçi direnişi oluşturuyor. Bu kez kendimizi Zonguldak maden işçilerinin grevinde ve büyük Ankara yürüyüşünün içinde buluyoruz. Tekelin Elleri-Mücadele ve Yordam için yapılan bir söyleşide N. Cemal “Benim tek isteğim işçilerin okuyabilmesi” demişti. Maden işçilerinin grev ve yürüyüşünü roman diliyle yazma tercihini bu vurguyu hatırlatarak sorunca; “Evet. İşçi arkadaşlarımın daha rahat okumasını istiyorum. O nedenle roman dilini tercih ettim” diyor.

Köz, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin acımasız işkence sahneleriyle başlıyor. İstanbul Sansaryan Han ve Ankara Mamak Askeri Cezaevi, askeri mahkeme yargılanmaları, yargısız infazlar, gözaltında kayıplar, Cumartesi Anneleri… Hepsi birden romanın yapı taşlarını oluşturmuş. “Köz, sence de sert ve acımasız işkence sahneleri içermiyor mu?” N. Cemal bu soruyu soruyla yanıtlıyor: “Sert olan romandaki işkence sahneleri mi yoksa işkence denilen fiilin bizzat kendisi mi? Dikkat ederseniz roman karakterlerinden birisi ‘Bir kez daha anladı ki işkence ve işkencehane hayal edilemez, ancak yaşanır’ değerlendirmesinde bulunuyor. Köz taslaklar halinde ortaya çıkmaya başladığında ilk bölümlerini Sevgili Bilgesu Erenus’a gösterme fırsatı buldum. Bu benim için büyük bir şanstı. Bilgesu da işkence sahneleri için benzer şeyler söylemişti. ‘Bunları romanına koyma’ gibi bir usta tavsiyesinde asla

 bulunmadı. Ama ‘Genç işçi arkadaşlar bu satırlardan korkabilir’ demeyi de ihmal etmedi. Acımasız olan yazdıklarım değil, işkencenin kendisidir ve bu bir gerçektir. İşkence bir insanlık suçudur. Bu suçu bütün devletler gibi bu devlet de defalarca işlemiştir, işlemeye de devam etmektedir.”

“Köz, 12 Eylül 1980 ile 3 Mart 1992 arasında geçiyor. Yeni bir 12 Eylül romanı mı?” sorusuna N. Cemal’in verdiği yanıt net; “Bu fili tutuğunuz yerden tarif etmeye benzer ki, bütününe baktığınızda ortaya farklı bir tablo çıkar.”

Romanın ana zeminini 1990-1991 Zonguldak maden işçileri grevi oluşturuyor. “Yazdıkların tamamıyla kurmaca mı yoksa tanık anlatımlarına mı dayanıyor?” sorusuna ise şöyle yanıt veriyor; “Köz kendi yaratmış olduğum karakterler üzerine örülmüş bir roman. Karakterlerin tümü hayatın içinden çıktılar. Efraim Usta’dan Aysema ve Ayfer’e, Ahmet’ten Işık ve Deniz’e kadar hepsi hayatımın ve hayatımızın bir parçası. Madencilerin grevi ve Ankara yürüyüşü ise romanımı ve yarattığım karakterleri sergilediğim gerçek bir sahnedir. Bire bir yansıtma kaygısı taşısaydım ortaya roman tadında okunacak bir şey çıkmazdı. Evet, ‘tanık anlatımları’ da var. Ama o tanık da benim. 1990-1991 Zonguldak grevini ve büyük Ankara yürüyüşünü günü gününe yaşadım. Romanımdaki karakterleri süzüp çıkarabileceğim ve yeniden ete kemiğe büründürebileceğim o kadar çok maden işçisi tanıdım

 ki. Evlerinde kaldım, aylarca sofralarını paylaştım.”

Köz sadece Zonguldak grevini  anlatmıyor. İşkencede sorgulanan devrimci işçiler perdeyi aralıyor. Yeraltı dünyasından bir mafya kesiti var: Antalya’dan başlayıp Ankara’ya uzanan bir “fuhuş pazarı”, Ankara’nın pavyonlar alemi, ceketleri omzunda gezinen “delikanlılar” ve kanlı piyasa hesaplaşmaları. Sanayileşmeye ve kapitalist gelişmeye karşı ayak diremeye çabalayan bir esnaf. Ve bol anasonlu çilingir sofraları...Yani bir anlamda 12 Eylül sonrasının memleket hali anlatılıyor.

Kızıl Sakal Kamil, Kazmacı Ramazan, Kıvırcık Ali ve Çavdar Mehmet’i soruyoruz: “Onlar, 1965 Kozlu maden işçilerinin kanla bastırılan isyanından sufleler alıyorlar. Onların içine donanma erleri tarafından katledilen Satılmış Tepe ve Mehmet Çavdar’ın ölümsüz ruhları girmiş. O kuşağın uzantısı olan madenciler bütün yaşananların canlı hafızası olup aktarmışlar” diyor. Zonguldak grevinin “efsane” ismi Şemsi Denizer ise, resmi tarih anlatımlarının peçesi yırtılarak, gerçek yüzüyle karşımıza çıkıyor.

Köz’de oldukça güçlü kadın karakterlerle karşılaşıyoruz. Erkeklerin dünyasını birer matkap gibi içten içe oyuyor, derinliklerine kadar işliyorlar. Kadın eliyle şekil veriyorlar. Yeter karakteri bu eril dünyaya da kendilerine dayatılan kölelik kaderine de yeter demesini bilen kadınlardan. Kapitalizmin erkek egemen dünyasını temel alan romanda kaderlerine boyun eğmeyen Aysema ve Ayfer gibi başka kadınlar da var. Dişe diş mücadele ediyorlar. Bedel ödüyorlar. Bedel ödetiyorlar.

N. Cemal’in Nisan 2013 tarihini taşıyan romanı Temmuz 2014’de h2o Kitap tarafından yayımlandı. 12 Eylül generallerinin yargılandığı davanın sonuçlandığı, Soma’da 301 maden işçisinin katledildiği, işçilerin sendika bürokrasilerine karşı seslerini yükseltmeye çalıştığı ve Gezi isyanının birinci yılını devirdiği bugünlerde yakın tarihimize dair hafıza tazelemekte fayda var. Hem de roman tadında.

ÖNCEKİ HABER

Barış üstünüze olsun

SONRAKİ HABER

Yolcu otobüsündeki tacizci tutuklandı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa