31 Ağustos 2014 09:14

Afrika’nın en belalı virüsü

Ebola borsada uçurdu” TRT Haber’in sitesindeki bir ebola virüsü haberine koyduğu muhteşem başlık böyle diyor… Afrika’da bu yazı yazıldığında 1552 can almış olan bir hastalığın şirketleri uçurabildiği toplumsal sistemde yaşamak düştü şansımıza. Afrikalılar yıllardır yakından tanıdıkları halde kıymetini bilmiyor şu kapitalizmin, neyse ki ilaç şirketleri değerinin farkında…

Paylaş

Elif GÖRGÜ

“Ebola borsada uçurdu”

TRT Haber’in sitesindeki bir ebola virüsü haberine koyduğu muhteşem başlık böyle diyor… Afrika’da bu yazı yazıldığında 1552 can almış olan bir hastalığın şirketleri uçurabildiği toplumsal sistemde yaşamak düştü şansımıza. Afrikalılar yıllardır yakından tanıdıkları halde kıymetini bilmiyor şu kapitalizmin, neyse ki ilaç şirketleri değerinin farkında…

Virüsün geçtiğimiz mart ayında ilk yayıldığı günlerde, yoksulları iyileştirmenin pek kârlı görülmediği doğru. Bayer şirketi CEO’sunun eboladan sadece birkaç ay önce, çok pahalı kanser ilacının Hindistan’da halka ucuza satıldığını duyunca ne dediğini hatırlayın: “Biz o ilacı Hindistanlılar kullansın diye üretmedik, gücü olan Batılılar alsın diye ürettik!”

Günahlarını alıyor olabiliriz ama günah stokları sağlam olduğundan çok sorun olmayacaktır, ne zaman ki virüsün Avrupa’ya yayılma tehlikesi baş göstermeye başladı ilaç tekelleri önce ebolaya sonra borsaya el atıverdi gibi görünüyor.. Atılan el boş da kalmadı. Ebolayı tedavi edecek serum üzerine çalışan Kanadalı “Tekmira Pharmaceuticals” şirketini ABD Savunma Bakanlığı finanse ediyor. Kaça ediyor? 140 milyon dolar! TKM-Ebola adı verilen serum işe yararsa şirketin 2017 yılına kadar en az 100 milyon dolar kazanması bekleniyor..
Tekmira şirketinin ‘bilimsel’ çalışmalarına yatırım yapan şirketlerin başında ise GDO’lu tarım tekeli Monsanto geliyor. Afrika’dan Latin Amerika’ya dünya topraklarını genetiği değiştirilmiş tarımla ele geçiren, bilim insanlarını ayağa kaldıran bu gıdaları yasal ve yasadışı yollarla soframıza sokan, bu arada yüzbinlerce çiftçiyi de tarım kölelerine çeviren bu tekel de Tekmira laboratuvarları kendisine de çalışsın diye geçen ay 1.5 milyon dolardan açmış yatırımı…

BU ŞİRKET Mİ İYİLEŞTİRECEK?

Ebola üzerine çalışmaya başlayan ve bizde olmasa da dünya da sık sık haber olan bir ilaç şirketi de “GlaxoSmithKline”. Britanya merkezli Glaxo, dünyanın altıncı büyük ilaç şirketiymiş meğer. Şirkete karşı açılan davaların hızı ise ebolanın yayılma hızını geçmiş durumda. Temmuz 2012’de ABD’de gerekli çalışmaları tamamlanmamış ilaçları piyasaya sürebilmek için sağa sola rüşvet dağıtmak suçuyla 3 milyar dolar ödemeye mahkum edilmiş şirket.

Glaxo’nun Arjantin’de de 28 bin metrekarelik alana yayılmış bir laboratuvarı var. Arjantinli binlerce yoksul ailenin bebeklerini ‘pnömokok’ hastalığına karşı geliştirilen aşı çalışmalarında kobay olarak kullanan şirket, 14 bebeğin ölümden sorumlu tutuldu, 400 bin peso ceza verildi (3 Ocak 2012- Buenos Aires Herald Gazetesi).

Şirketin benzer nedenlerle Çin, İngiltere, Ürdün, Lübnan, Suriye, Polonya ve Irak’ta süren davaları da bulunuyor. İşte bu sicili pırıl pırıl şirket sırf Afrikalıları kurtarmak için canla başla çalışıyor bugün!

İLK İLAÇ ABD’LİLERE…

Zmapp isimli deneysel ilaç ise 694 kişinin öldüğü Liberya’da, ebola virüsü kapan iki ABD’li hekimde kullanıldı. İlacın ilk olarak ABD’lilere verilmesinin tartışmaları sürerken Dünya Sağlık Örgütü Yardımcı Direktörü Marie-Paule Kieny, “İlacın kime verilip kime verilmeyeceğine biz karar veremiyoruz, biz sadece aracıyız” açıklaması yaptı.
Kararları kimin vereceğine dair bir fikir olması için Nijerya’ya uğramakta fayda olabilir.

Şu ana kadar 6 kişinin eboladan öldüğü Nijerya’da Devlet Başkanı Goodluck Jonathan’a göre özel kliniğin sadece 2014 bütçesi 4.3 milyon dolar! Halka düşen sağlık hizmetinin durumunu ise her yıl doğum yaparken ölen 59 bin kadından anlamak mümkün…

Diğer Afrika ülkelerinin durumu da farklı değil. 422 kişinin eboladan öldüğü Sierra Leone’nin dünyada çocuk ölüm oranının en yüksek ülke olması şaşırtıcı mı?

EN BELALI VİRÜS

Şimdi tüm dünyanın el birliği ile kurtarmaya(!) çalıştığı Afrika’daki en belalı virüs ise ebola değil. Kölelikten başlatırsak 300 yıldır İngiltere’den Fransa’ya Belçika’dan İtalya, Almanya’dan Portekiz’e ve tabii ki ABD’ye kadar koca kıtanın altını üstüne getiren, geriye iç savaşlar, hastalıklar, açlık ve ölüm bırakanların bugün ebolaya çare olacaklarını iddia etmeleri emperyalist bir eşek şakası gibi.. Dünya Bankası, ebola ile savaşan ülkelere 200 milyon dolar vermeyi teklif etmiş bile.

Halbuki Afrika Kalkınma Bankası verilerine göre Afrika kıtası uluslararası tekellerin yasadışı kaçırdıkları paralar nedeniyle her yıl 40 milyar avro kaybediyor ve bu miktar Afrika’ya her yıl yapılan ‘yardımlar’ın iki katı!

Sadece Demokratik Kongo Cumhuriyeti, 2010-2012 yılları arasında yabancı yatırımcılara 1 milyar avrodan fazla para kaptırmış. 1995’ten bu yana kimine göre 6 ila 10 milyon arasında insanın iç savaşlarda öldüğü, sadece başkentinde onbinlerce çocuğun sokaklarda yaşadığı ve ebola virüsünün 1976 yılında ilk defa görüldüğü ülke olan Kongo’da…

AFRİKA’NIN SÖMÜRÜLEN RUHU


(Cadı olduğu iddia edilen küçük bir çocuğun üzerinde yapılan şeytan çıkarma ayini)

Ne ebola virüsünün yayıldığı ülkelerin eski batı sömürgeleri olması tesadüf ne de yayılan tek virüsün ebola olmaması. Sadece kanda değil ruhta da dolaşan virüsler enjekte edildi Afrika halklarının dolaşım sistemine. Yüzyılların acısını geçirecek merhemi 21. yüzyılda bulamayanlar, yüzyıllar öncesinin inancına geri döndüler.

Kongo’nun başkenti Kinsaşa’da sokakta yaşadığından bahsettiğimiz o 50 bin çocuk, aileleri tarafından ‘cadı’ oldukları gerekçesiyle terk edilmiş olanlar!

“Cadı çocuklar” fenomeni en çatışmalı ve yoksul ülkelerde, Batı ve Orta Afrika’da giderek yayılıyor. Angola, Nijerya, Gine ve Kamerun’de yoksulluğun, hastalıkların, ölümlerin hatta işten atılmanın bile suçu çocuklara yükleniyor; cadı oldukları iddia edilenler her türlü ‘şeytan çıkarma’ işkencesine maruz kaldıkları gibi öldürülüyorlar da…

Acısının nedenini bulacak ve ona karşı mücadele edecek hali kalmayan en yoksullar, çare olarak zaten bakamadıkları çocuklarını ‘cadı’ diye evden atmakta buluyor.

Svaziland Krallığı’nda geçtiğimiz mayıs 2013’te çıkartılan bir yasayla “Cadıların 150 metreden daha yüksekte uçmaları” yasaklanmış mesela. Kendini bilmez bir din adamının trajikomik fetvası değil bahsedilen, 47 bin dolar para cezası içeren gerçek bir yasa… Ve Svaziland’ın nasıl mahvedilmiş bir ülke olduğunu AIDS rakamlarından anlamak mümkün.. Nüfüsunun yüzde 25’i ve annelerin yüzde 40’ı HIV virüsü taşıyor.

ŞEYTAN’I AFRİKA’DAN ÇIKARMAK

Afrika ülkelerindeki bu “cadı çocuklar” salgınını körükleyenler ise virüs gibi yayılan Evanjelist kilise ve rahipler. Kiminin adına ‘cadı avcısı’ denilen bu rahipler en az toprak kadar bereketli bir kaynağı, para karşılığı şeytan çıkarma ayinleri düzenliyor, şeytana taş çıkartacak yöntemlerle dini duyguları sömürüyorlar.

Yine bir haberle devam edelim. Bu kez Kenya’dan.. Kenya hükümeti Jomo Kenyatta Uluslararası Havalaanı’nda, ebola virüsünün görüldüğü ülkelerden gelen tüm yolcuların taranması kararı almış. Havaalanına adını veren Kenya bağımsızlık savaşının lideri Jomo Kenyatta’yı, emperyalizmin Afrika’dan aldıklarını ve geride bıraktıklarını çok iyi tarif eden şu sözlerinden hatırlarsınız: “Avrupalılar geldiklerinde onların elinde İncil, bizim elimizde toprak vardı. Bize gözlerimiz kapalı dua etmeyi öğrettiler. Gözlerimizi açtığımızda İncil bizim elimizdeydi, topraklarımız ise onların..”


 

ÖNCEKİ HABER

Jean-Paul Sartre’nin mirası

SONRAKİ HABER

12 yaşındaki çocuk parkta oynarken elektrik akımına kapılarak yaşamını yitirdi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa