31 Ağustos 2014 06:00

Ortadoğu ile dayanışmanın ağlarını kadınlar örüyor

Farklı kesimlerden kadınlar, 2014 1 Eylül’ünün önemini vurgulayarak, herkesi Ortadoğu ile dayanışmaya çağırıyor.

Paylaş

Kapitalizme ve buna bağlı savaşlara, katliamlara, yoksulluğa ve zorunlu göçe karşı dayanışmanın büyüdüğü gün, 1 Eylül Dünya Barış Günü arifesinde, Gazze’de İsrail bombalar yağdırırken; öte yandan Suriye’de, Rojava’da, Mahmur’da ve Irak’ta Şengal bölgesinde kadınlar IŞİD çetesinin katliamına maruz kalıyor. Kadınlar öldürülüyor, kaçırılıyor, tecavüze uğruyor, köle pazarlarında satılıyor, hamile halleriyle kilometrelerce yürümek zorunda kalıyor. Çocuklar açlıktan, susuzluktan ölüyor ve nesillerce sürebilecek ağır travmalara maruz kalıyor. Türkiye’ye gelmek zorunda kalan sığınmacılar ise linç girişimleriyle karşı karşıya kalıyor, ama hükümet mültecilere yönelik hiçbir ciddi düzenleme yapmıyor. Hemen yanı başımızda yaşanan savaşa ve katliama karşı kadınlar ise, halkların dayanışmasını büyütmekte, barış ısrarını sürdürmekte kararlı.
Farklı kesimlerden kadınlar, 2014 1 Eylül’ünün bu açıdan önemli olduğunu vurgulayarak, herkesi Ortadoğu ile dayanışmaya çağırıyor. 


‘EMEĞİN ÖZGÜRLEŞMESİ İÇİN DE BARIŞ DEMELİYİZ’

Gülistan ATASOY
KESK Kadın Sekreteri


Bugün Ortadoğu’da bir vahşet yaşanıyor. Vahşet; tarih boyunca hangi coğrafyada yaşanmış olursa olsun ve gerekçesi her ne olursa olsun bütün kadınları, ortak ezilme biçimiyle sömüren, aynı eril aklın üretimidir. Kullanılan araçlar zamana ve çıkarlara göre değişim göstermekle birlikte, beslendiği anlayış her zaman özünü korumuştur. Bugün mezhepçilik temelinde IŞİD adlı işbirlikçi çeteyi kullanan tahakkümcü anlayışı, ortaçağ karanlığındaki cadı avlarından, her gün beş kadının canına kıyan mülkiyetçi “namus” anlayışından, doğayı kar hırsıyla talan eden sermayedardan, kadının emeğini değersizleştiren kapitalist üretim ilişkilerinden bağımsız düşünemeyiz. Tüm bu süreçlerden kadına düşen yine şiddet, taciz, tecavüz, yoksulluk, yerinden olma ve ölüm olmuştur.
Egemen anlayışın kendini tekrar etmesine karşı duran en güçlü şey ise, tarih boyunca var olmuş halkların ve kadınların mücadelesi olmuştur. Halkların bir arada yaşama özlemi ve demokratik toplumsal düzeni Ortadoğu’da kendi özüyle buluşturan Rojava Kadın Devrimi çok kıymetlidir. İktidarların çizdiği sınırların, kadınların yıllardır verdiği özgürlük mücadelesini bölmesine izin vermemeliyiz. IŞİD tarafından vahşi saldırılara maruz kalan Ezidi, Kürt, Türkmen, Şii, Hıristiyan kadınlarla gerçek bir dayanışmayı hep birlikte örmeliyiz.
Bugüne kadar mücadelesini emek ,demokrasi ve barış ekseninde yürütmüş olan KESK tarihi, aynı zamanda kadınların emek mücadelesi verdiği bir süreç olarak da tanımlanmalıdır. Çünkü emeğin özgürleşmesi, toplumun özgürleşmesinden ayrı düşünülemez. Özgür bir toplum yaratmak için de daha fazla barış mücadelesi gereklidir. Bu anlayış temelinde aldığımız karar  doğrultusunda konfederasyonumuz olarak, DİSK ve TTB ile birlikte 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde sınırlarda olacağız. Bulunduğu meslek alanlarında çalışma sürdüren kadınlar olarak, savaşların durdurulması ve anlamlı bir barış için mücadelenin öncü dinamiğini oluşturmaya kararlıyız.


‘KADINLARA DÖNÜK HER TÜRLÜ KIYIM DURMALI’

Doç. Dr. Deniz ERDOĞDU
TTB Merkez Konsey Üyesi


On yıllardır barışı beklerken yorulduk. Ancak bu arzumuz ve çabamız hiç bitmeyecek. Üç yıldır Suriye’de süren savaşın bitmesini istiyor, öldürülen halka içimiz yanıyordu. Ülkemize sığınan savaş mağdurlarının, sokaklarda çocukları ile kötü koşullarda hayatlarını idame ettirme mücadelesi ne olacak, diye kaygılanıyorduk. Şimdi ise Irak’ta hortlayan bir savaş daha var. Özgür Suriye Ordusu, El Nusra vahşetine bir de Radikal İslamcı Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) Örgütü eklendi. Çoğu Ezidi kadınlar olmak üzere bölgede kadınlar; kölelik, cariyelik, kapanma, kocalarının başının kesilmesi, çocuklarını göç yollarında susuzluktan, açlıktan kırma ve daha pek çok zulme maruz bırakılıyor. Canlarını kurtarmak için kendini Türkiye’ye atanları ise, iyi bir hayat beklemiyor. Devlet mülteci statüsü vermiyor; barınma, sağlık konusunda bir düzenleme yapmıyor, üstelik bir yandan Türkiye’de ırkçı saldırılar, kadın ticareti vs. artıyor.
Biz emek örgütleri içinde faaliyet gösteren kadınlar, elbette bu duruma seyirci kalamayız. Bir araya gelip basın açıklaması, oturma eylemleri, yardım toplama, uluslararası örgütlere mektup yazma gibi pek çok şey yapmaya başladık. Emperyalist devletlerin sorumluluğunu ve AKP Hükümeti’nin IŞİD’e desteğini deşifre ediyor ve hesap soruyoruz. Ama bir taraftan da kamplara ulaşabilenlere yardım taşımak, sınırın öte yanında bekletilenlerin ülkeye alınmasını sağlamak, askerin kurşunlamasını engellemek, daha da önemlisi kendi topraklarından kopmamaları için Kızılay ve AFAD’ın çadır kent ve çadır hastane kurması için talepte bulunmak gerekiyor.
Türk Tabipler Birliği olarak bu görüşmeleri de yapıyoruz. Olağandışı durumlarda sağlık hizmeti ve halk sağlığı kolunun deneyimleri önemlidir. Bu yönde yayınlar çıkardık, kurslar verdik. Eylül başında bölgedeki hekimlere yeni bir kurs vereceğiz. Bölgede Diyarbakır, Silopi, Urfa, Mardin’de tabip odaları, ve gönüllü sağlık emekçileri bir aydır faaliyet sürdürüyor. Ankara Altındağ’a yerleştirilen Ezidi insanlarımıza, Ankara Tabip Odası ve sendikamız sağlık taraması yapmış; ihtiyaçlar temin edilmeye, hastanelerde muayene, operasyon, ilaç ve malzeme temin edilmeye çalışılmıştır.
1 Eylül için elbette en önemli talebimiz Ezidiler başta olmak üzere kadınlara yönelik sürdürülen kıyımı ve kırımı durdurmak olacaktır. Ezidi, Rojavalı Kürt, Türkmen, Ermeni, Süryani, Keldani, Şii, Arap fark etmeden kadınlar için insanca yaşanabilecek bir dünya istiyoruz.


ORTADOĞULU KIZKARDEŞLERİMİZLE DAYANIŞMAYI BÜYÜTELİM

Olcay GERİDÖNMEZ
EMEK PARTİSİ
Kadın Bürosu


Ortadoğu’nun yeraltı ve yerüstü kaynaklarını yağmalamak için on yıllardır yürütülen politikaların yarattığı kan gölü, tüm insani ve ahlaki değerleri ayaklar altına alıyor. Kâr ve iktidar hırsı uğruna gerçekleşen savaşların bedelini ödeyen her zaman yoksul emekçi kesimler oluyor; en ağır bedeli ise yoksulun yoksulu olan kadınlar ve çocuklar ödüyor.
Gazze’de İsrail bombalar yağdırıyor, Suriye’de, Rojava’da, Mahmur’da ve Irak’ta Şengal bölgesinde kadınlar, IŞİD çetesinin katliamına maruz kalıyor. Kadınlar öldürülüyor, kaçırılıyor, tecavüze uğruyor, köle pazarlarında satılıyor, hamile halleriyle kilometrelerce yürümek zorunda kalıyor. Çocuklar açlıktan, susuzluktan ölüyor, nesillerce sürebilecek ağır travmalara maruz kalıyor.
Türkiye hükümeti, Suriye rejimini devirmek ve Rojava’da Kürtlerin kendi geleceklerini belirlemesini engellemek için IŞİD’e ve diğer el Kaideci Selefi çetelere sınırlarını sonuna kadar açarak her türlü desteği sağladı. IŞİD’in katliamlarına ses çıkarmayıp seyirci kalarak, katliamcılara cesaret vermeye ise devam ediyor, var olan durumu körüklüyor.
Türkiye’ye gelmek zorunda kalan Suriyeliler linç girişimleriyle karşı karşıya, ama hükümet mültecilere yönelik hiçbir ciddi düzenleme yapmıyor. Ülkemize sığınanlara eşit yaşam koşulu sunmadığı gibi yürüttüğü politikayla da onları ayrıştırıyor. Dağlara sığınıp zorlu yollardan Roboski’ye ve başka noktalara ulaşan binlerce Ezidi’ye destek yine halklardan geliyor.
Özellikle kadınlara yöneltilen bu zulüm ve vahşet sürerken, kadınların yükselttiği direnişi de görmemiz, Ortadoğulu kızkardeşlerimizle dayanışmamızı büyütmemiz önem kazanıyor. Kadınlar bu katliama ve zulme direnmek için yoğun bir mücadele veriyor.
1 Eylül Dünya Barış Günü’nde kadınlar olarak sözümüz, katliama ve zulme uğrayan kadınların ve Ortadoğu’da direnen kadınların sesi olmak olmalıdır. Dayanışmayı büyütmeliyiz. Parti olarak “savaşa ve katliama karşı halkların dayanışmasını büyütelim” çağrısıyla bir kampanya yürütüyoruz. Ortadoğu’da halkların kanı üzerinden yürütülen kirli politikalara, hükümetin sefil tutumuna karşı sesimizi yükseltirken, zulme ve katliama uğrayanlar için başta kuru gıda ve hijyen maddeleri olmak üzere her türlü yardımı topluyoruz. Her yerde özellikle kadınların bu kampanyaya yoğun ilgisi, dayanışması var. Kadınlar kendiliğinden kampanyaya dahil oluyor, işyerinde, evlerde, mahallesinde anlatıyor ve dayanışmayı büyütüyor. 1 Eylül’de söylenecek en önemli söz işte bu dayanışma çağrısıdır.


BARIŞ EMEKLE GELECEK

Sinem DERYA
DİSK Kadın Komisyonu Üyesi


Savaşlardan en çok kadınların etkilendiği aşikar. Dünyada ve özellikle yanı başımızda; Şengal’de, Rojava’da, Gazze’de kadınlar; savaşın ağır bedellerini ödemeye mahkûm ediliyor. “Savaş ganimeti” sayılarak onurları ayaklar altına alınıyor, şiddetin en ağır biçimi ile karşı karşıya kalıyor, tecavüzlere uğruyor, köle pazarlarında satılıp, katlediliyorlar.
Kürt sorununda barış ve müzakere süreci; çatışma dilinde ısrar eden barış karşıtı bir iktidarın gölgesinde sürdürülmeye devam ediyor, biz emekçi kadınlar adil bir barış istiyoruz.
Yoksul ülkelerden, savaş bölgelerinden kaçan, sayısı bilinmeyen ve iktidar tarafından görünmeyen göçmen kadınlar; ucuz emek gücü olarak görülüp, yoksulluk sınırının çok altında çalıştırılıyorlar. Yoksulluk ve göçmenliğin bin bir zorluğu karşısında toplumsal cinsiyete dayalı iş bölümü yüzünden, kendilerinden beklenen bakım işleri başta olmak üzere her türlü “kadınca” sorumlulukları yerine getirmeye çalışıyorlar.
Biz emekçi kadınlar; egemenlerin bu savaşlarından inanç gruplarının kutsal topraklarından sürülmesi, özgür ve kardeşçe yaşanacak bir geleceğin önüne örülmeye çalışılan duvarların önünde derin bir öfke ve keder ile dimdik duruyoruz. Yoksul ve emekçi kadınlar olarak bu savaşların yazgımız olmadığını biliyoruz,  halkları birbirine düşman eden, ırkçı, ayrımcı, tekçi, mezhepçi siyasetin karşısında durmakta, barış istemekte ısrar ediyoruz.
Çünkü bizler bu ülkede ve bu coğrafyada yakıp yıkılan yok edilen, yere çalınan tüm değerleri yaratanlar olduğumuzu biliyoruz.
Biz emekçi kadınlar saydığımız tüm bu sorunların insanı, toplumsal, siyasal ve sınıfsal bir mücadele alanı olduğunu biliyor ve vurguluyoruz. Safımızı savaşın, sömürünün ayrımcılığın hiçbir biçiminin olmadığı bir dünyayı inşa etmek için mücadele edenlerle tutuyoruz. Yani safımız barışın safıdır.
Türkiye’de iktidar tercihini savaştan çatışmadan zulümden gözyaşından yana yaptıkça biz kadınlar “Barış” diye haykırmaya devam edeceğiz. Biz emekçi kadınların bugün de gelecekte de bir arada yaşama umudumuzu tükettirmeyeceğiz. Barış, özgürlük, eşitlik ve adalet için el ele verecek “barış emekle gelecek” demeye devam edeceğiz.


‘EZİDİ KADINLARLA DÖRT BİR YANDA DAYANIŞMAYI BÜYÜTELİM’

HDK- HDP Kadın Meclisi
Şeyma KANTARCI


2014 1 Eylül’ünün diğer 1 Eylül’lere nazaran çok daha özgün bir anlamı var. Ortadoğu’da Lazkiye’de, Ninova’da, Şengal’de, Keseb’te yaşanan kadın kırımı, toplumsal barışa çok daha fazla ihtiyacımız olduğunun bir göstergesi. HDP- HDK Kadın Meclisi olarak süreci böyle ele alıyoruz.
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde başlattığımız Ortadoğu halkı ve kadınlarıyla dayanışma kampanyasını; stantlar kurarak, toplantılar yaparak devam ettiriyoruz. Kampanyamızın sözü “Kadınlar IŞİD’e geçit vermeyecek”. Yaptığımız oturma eylemleriyle, açtığımız yardım ve dayanışma stantlarıyla bu sözü güçlendirmeye çalıştık. Son olarak HDK- HDP Kadın Meclisi olarak bir basın toplantısı düzenledik ve İstanbul’da yaptığımız çalışmaları kamuoyuna duyurduk. Bugün bölgede yüzlerce kadından haber alınamıyor, kadınlar pazarlarda satılıyor, göç yollarında öldürülüyor. IŞİD, kadınlarla ilgili fetvalar çıkarıyor. Binlerce insan sınır kapılarında bekliyor. Diyarbakır’da, Şırnak’ta, Batman’da yöre halkı Ezidi kadınlara sahip çıkıyor ama pasaportları olmadığı için pek çok insan hala sınırda bekliyor. Savaştan kaçıp gelen on binlerce insanın kadın- çocuk pedi gibi acil yardım malzemelerine ihtiyacı var.  Bütün bunların yanında siyaseten de dünyayı ayağa kaldırmak gerekiyor. Başta Ezidiler olmak üzere tüm halklara yapılan zulüm, dünya kamuoyuna yansıtılmalı. Yani kampanyanın aynı zamanda bir siyasi desteğe de ihtiyacı var. O yüzden HDK- HDP Kadın Meclisi olarak duyarlı olan herkesi, sağlıkçı, mühendis kadınları, çadır kentleri ziyaret etmeye çağırıyor, sağlık taramaları yapmalarını istiyor, savaşın mağduru kadınlara dokunmaya çağırıyoruz. Rojava ve Kuzey Kürdistan’da bir destek olsa da, bu yetmiyor. Özellikle Batılı kadınlara çağrımız bu yönde.
Dayanışma stantlarımız 1 Eylül’den sonra da devam edecek. Topladığımız geliri Şengal halkına göndereceğiz. Ezidilerin kutsal günü olan Çarşamba günleri akşam 19.00- 21.00 arası nöbet eylemleri yapacağız. Her Cumartesi- Pazar İstanbul’un 7 bölgesinde dayanışma stantları kuracağız. Bu dayanışmayı Türkiye’nin her ilin de göstermeliyiz. 1 Eylül’de Ortadoğulu kadınlarla dayanışmak için alanlarda olalım.

ÖNCEKİ HABER

Cam işçileri: Uyanışa ve değişime ihtiyaç var

SONRAKİ HABER

Cezayir'de ‘Buteflika temsilcileri’ne karşı kitlesel eylem

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa