31 Ağustos 2014 06:00

Hâkisar olmak

Aleviliğe uzun yıllardır hem müziğiyle hem de mücadelesiyle emek veren Dertli Divani 9 yıl aradan sonra “Hâkisar” adını taşıyan albümünü yayınladı. 2010 yılında UNESCO tarafından Neşet Ertaş ile ‘Yaşayan İnsan Hazinesi’ seçilen Dertli Divani ‘Hâkisar’ı anlattı.

Paylaş

Didem ÇELİK

Aleviliğe uzun yıllardır hem müziğiyle hem de mücadelesiyle emek veren Dertli Divani 9 yıl aradan sonra “Hâkisar” adını taşıyan albümünü yayınladı. 2010 yılında UNESCO tarafından Neşet Ertaş ile ‘Yaşayan İnsan Hazinesi’ seçilen Dertli Divani ‘Hâkisar’ı anlattı.

Albümde bahsetmişsiniz ama Hâkisar’ın anlamı nedir?
Hâkisar, toza toprağa karışmış Batıni anlamda ise özünü türap etmiş anlamına geliyor. Alevi-Bektaşi-Kızılbaş inancına göre İnsan-ı Kâmil olabilmenin yolu Hâkisar olmaktan geçiyor. İnsan-ı Kâmil olanlar da fenafillah, varlık içinde eriyip yok olma makamına erenlerdir. Yağmur damlasının okyanusla bütünleşmesi gibi Hak ile Hak olmak, Ene’l Hak aynı anlamı ifade ediyor. Etle tırnak gibi iç içe olan bu kavramların anlaşılmasına katkı amacıyla albüme Hâkisar dedik.

Neden 9 yıl sonra?
2010 yılından bu yana Alevi-Bektaşi-Kızılbaş inancı açısından önemli bir süreç olan Dergâhta Birlik çalışmaları; son iki yıldan bu yana Fransa, Hollanda, Belçika ve Türkiye’de on iki değişik bölgede yapılan Mekteb-i İrfan muhabbetleri ile diğer programlarım Hâkisar’ın gecikmesine neden oldu.

Albüm tamamıyla çok zengin! Nasıl bir süreçti?
Düzenlemelerini büyük usta Erdal Erzincan’ın yaptığı albüme okuduğumuz eserlerin çoğunu yıllar öncesinden hazırlamıştım. Ön hazırlık çalışmaları tamamlandıktan sonra Eylül 2013’te çalışmalara başladık. Söz ve müziği bana ait olan dört eserin dışında Seyyit Nesimi, Fuzuli, Yunus Emre, Aşık Veli, Sadık Baba, Kul Nesimi, Geredeli Aşık Dertli, Aşık Daimi ve Büryani Baba’nın birer eserlerini  okudum. Ulu ozanlardan derlediğim eserler; yüzyıllardır güncelliğini yitirmeyen, maddeyi, manayı öğrenmemizi sağlayan, aynı zamanda yaşamı ve sistemi sorgulayan ölümsüz eserlerdir. Bu eserlerin içindeki sözcüklerin Batıni anlamları ile eser sahibi ozanların kısa özgeçmişlerini de yazarak bir anlam ve derinlik katmaya çalıştım.

ERDAL ERZİNCAN ALBÜMÜN HER AŞAMASINDA YANIMDAYDI

Albümün genel yönetmenliği Erdal Erzincan’a ait.
Günümüzde bağlamayı en iyi biçimde dillendiren bir kaç kişiden biri de şüphesiz Erdal Erzincan’dır. Deyişleri hissederek ve özüne sadık kalarak zenginleştiren uluslararası alana taşıyan bir ustadır. Beni iyi anlayan ve gönülden yakın bulduğum bu güzel insan, bu çalışmaya sadece bağlamalarını çalıp sade bir yönetmenlik yapmadı. Albümün her aşamasında yanımda oldu.

12 YAŞINDA BABAMIN CURASINI ÇALMAYA BAŞLADIM

Babanız Aşık Büryani’den el alıp yetiştiniz. Bağlama çalmaya, söylemeye nasıl başladınız?
Altı-yedi yaşlarından itibaren hep muhabbet ortamlarında bulundum, cemde muhabbette saz çalıp deyiş söyleyenleri dinledim. Babamın bir curası vardı, evde olmadığı zaman kendi kendime çalmaya çalışırdım. Annem sazın tellerini kırarsın diye kızardı. 12 yaşında babamın curasını çalmaya başladım. Sonra babam bana bir bağlama aldı ve öylece bu günlere geldim.

Dertli Divani sizin seçtiğiniz isim değil, size verilmiş bir mahlas.
16 yaşındayken Şubat 1978 yılında Hacı Bektaş Veli evlatlarından Emrullah Ulusoy köyümüze gelmişti. O zamanlar cemler bizim evde yapılırdı. Muhabbet esnasında Aşık Helali, “Sazı bir de Veli’ye verelim mi?” diye destur istemişti. Bunun üzerine ben deyişlerimi okumaya başladım. İsmim Veli olduğu için son dörtlükte ismimi kullanıyordum. Üçüncü deyişe başlamadan Emrullah Ulusoy bana mahlasın Dertli olsun dedi. Ben de eyvallah dedim niyaz oldum. Aynı yıl mayıs ayında Bektaş Ulusoy bize geldiğinde muhabbet esnasında “Bir mahlas ta sana ben vereceğim. Mahlasın ‘Divani’ olsun” dedi ve böylelikle mahlasım Dertli Divani oldu.


‘OZANLARIN DERYASINDA EN FAZLA BİR DAMLA OLABİLİRİM’

2010 yılında Neşet Ertaş ile UNESCO tarafından Yaşayan İnsan Hazinesi seçildiniz.
Neşet Ertaş’a abdallık geleneğini sürdürmesinde ustalığından dolayı bana ise aşıklık-zakirlik geleneğini sürdürmedeki halka mal olan çalışmalarımdan dolayı bu ödül verildi. zakirlik; Alevi-Bektaşi-Kızılbaş inancında cemde yapılan on iki hizmetten birisidir. Zakir, bağlamasıyla deyiş, düvaz, mersiye, miraçlama semah ve tevhit okuyan kişidir. UNESCO tarafından verilen bu ödül Alevi-Bektaşi-Kızılbaş inancının kabulü anlamına gelmektedir. Bu ödül; Seyyit Nesimi’den Veysel’e, Daimi’ye kadar uzanan, yüzyıllara ışık tutan ulu ozan-aşık-zakirlerin hakkıydı. Onların adına aldım. Onlar birer derya ben ise en fazla damla olabilirim. Karınca kararınca bu kültüre layık olmaya çalışıyorum.


ALEVİ GELENEĞİ YOK EDİLMEK İSTENİYOR

Son zamanlarda Alevilere yönelik ötekileştiren söylemler gündemde. Tartışmalara yönelik değerlendirmeleriniz neler?
Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumunu yok etmek için her türlü baskı, kırım ve katliamları yapan Emevi İslam din anlayışı bugün de cami-cemevi-aşevi, umre ziyaretleri gibi projelerle karşımıza çıktı. Bunlar, Aleviliği, Emevi geleneğinin içine çekerek eritmeye ve tam anlamıyla yok etmeye yönelik projelerdir. Buna taraf olan Alevilerle karşı olan Aleviler doğal olarak birbirinden kopup uzaklaşıyor ve örgütlü Alevi toplumunun direnci zayıflıyor. Bu oyunların parçası olmayıp özüne sahip çıkan Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumunun “Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan” deyip kendine özgü bir inanç olduğunun, Avrupa ülkelerindeki gibi,ülkemizde de kabul göreceğine inanıyorum. Bizim dışımızda geçmişte bu topraklarda Ermenilerin, Rumların, Süryanilerin, Êzidilerin katliamlarına şahit oluyoruz. İnsanlık dışı bu olayların artık son bulması gerek. Bunun için de sessiz çoğunluğun vicdanı ve gür sesinin birleşmesinden başka çare yok.

ÖNCEKİ HABER

Adalet mahallesi yeşilini bırakmıyor

SONRAKİ HABER

Kılıçdaroğlu'dan 2. yıl dönümünde “Adalet Yürüyüşü” açıklaması

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa