30 Ağustos 2014 06:00

Fransa’da viraj sağa kayıyor

Fransa’da yeni hükümet açıklandı. Manuel Valls, patron dostu politikasını, partisi içindeki ‘sol’ geçinenleri teskin ederek laf cambazlığına bile ihtiyaç duymadan dayattı. Bu hafta Sud Ouest gazetesinden yeni hükümetin çizgisini eleştiren bir yorumu sunuyoruz.

Paylaş

Fransa’da yeni hükümet açıklandı. Manuel Valls, patron dostu politikasını, partisi içindeki ‘sol’ geçinenleri teskin ederek laf cambazlığına bile ihtiyaç duymadan dayattı. Bu hafta Sud Ouest gazetesinden yeni hükümetin çizgisini eleştiren bir yorumu sunuyoruz.
İngilitere’de bu hafta basında Batının Ortadoğu’ya nasıl müdahale etmesi yönünde görüşler ve tahminler yer almakta. Genel ana akım medya İngiliz hükümetinin Ortadoğu’daki müdahalesinin boyutlarını tartışırken The Guardian gazetesi IŞİD’in ABD’nin yoğun saldırıları olmadan da yok olabileceğini tahmin ediyor.
Almanya’nın gündeminde ise yine  Ukrayna ve Irak vardı. Hükümet, pazar günü yapacağı toplantıda Irak’ta IŞİD’e karşı mücadele eden Kürtlere silah gönderme kararı alacak. Pazartesi günü ise konu Federal Meclisin gündemine getirilecek, ancak kararın mecliste onaylanması gerekmiyor. Silah gönderme kararı bazı politik kesimler için yetersiz olarak yorumlanıyor ve diplomatik ve ‘insani’ yolların yetersiz kalacağını belirterek askeri müdahale çağrısı yapılıyor.


HÜKÜMETİN LİBERAL DÖNÜŞÜ KESİNLEŞTİ

Bruno Beziat
Sud Ouest

Sağa viraj alındı. Manuel Valls artık partisinin sol kanadını şoke etmemek için herhangi bir retorik tedbir bile almıyor. François Hollande’un en liberal danışmanının ekonomi bakanlığına atanmasından sonra, Başbakan patronlar örgütü MEDEF’in önünde önemli bir konuşma yaptı. Patronlar onu ayakta alkışladılar.
Son üç günde yaşananlar hiç de önemsiz şeyler değildir. Sosyalist Partisi (SP) ve hükümet bir ideolojik muğlaklıktan çıktı. 1984’de François Mitterand’ın pazar ekonomisi lehine yeniden yöneliminden bu yana SP bir muğlaklık içinde idi. François Hollande ise, partisinin ekonomik tercihleri konusundaki bu muğlaklığı kendisince seçildiği günden bu yana devam ettirmeyi seçmişti. Ama son 3 gün içinde, Hollande-Valls çifti, sosyal liberalizmi savunanlara, tıpkı bir kaç yıl önce Alman sosyal demokratlar içinde Gerhard Schröder’in, İngiliz İşçi Partisi içinde Tony Blair’in yaptığı gibi, olağanüstü derecede güç verdi. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yapılan konuşmalara hiç benzemese de, pazartesi ilan edilen çizgi herkesin görebileceği kadar açık. Hükümette kalmayı seçen bakanlar de bilmiyorduk diyemezler artık.
Dün, ilk bakanlar kurulu toplantısında, herkes hükümetin “bütünlüğünden” bahsetti. Manuel Valls’ın arzuladığı gibi kimseden artı bir ses  çıkmadı. Hükümet içinde bu netleşmeye aslında cumhurbaşkanlığı süreci açısından bir dönüm noktası denilebilir. Cumhurbaşkanı açısından bu politik bir pokere de benziyor, zira ekonomik koşulların kötüleştiği koşullarda Hollande bunu aşılması gereken bir aşama olarak görüyordu. [...] Ama bu sefer de meclis çoğunluğunu zayıflatan bir pozisyona düştü. Eleştiren vekilleri susturmak için başbakanın önemli silahları var: Meclisin feshedilmesi, ki bu durumda bir çok sosyalist milletvekili koltuğundan olur. İkinci silahı ise anayasanın 49-3. maddesi. Bu madde hükümetin kararlarının oylama olmadan onaylanmasına olanak sağlıyor. [...] Manuel Valls belki de bunu kullanmak zorunda kalır. Zira, dün patronlar örgütü MEDEF’in toplantısında yaptığı konuşma artık liberal virajdan dönüşün olmadığını kanıtlıyor. Örneğin, iş yasasını basitleştirmek istediğini belirtti. Gençlerin işsizliğine karşı “Çıraklığın önündeki tüm engellerin kaldırılmasından” bahsetti ve “2017’de 500 bin yeni çırağın iş piyasasına girmesini” hedeflediğini ilan etti. Yeni hükümet sorumluluk paktının hayata geçmesini de (İş yerleri için 40 milyar avro) hızlandıracak. Bu yardım karşılığında iş yerlerinin işçi almalarını umuyor, ama şu ana kadar bu yönde hiç bir gelişme olmadı. Önümüzdeki aylarda başbakan işçilerin iş yerlerindeki haklarını da esnekleştirmek istiyor. [...] Yine pazar günleri iş yerlerinin çalışma yasasında da işverenler lehine değişiklikler yapılacak.

Çeviren : Deniz Uztopal


IŞİD’İ DEVİRMEK İÇİN AMERİKA VE MÜTTEFİKLERİ SURİYE’YE GİRMEK ZORUNDA MI?

The Guardian
Başyazı

ABD Başkanı Obama tedbirli davranan bir adam ve zaten karışık olan ABD politik sisteminin uyguladığı kısıtlamalar onun, daha da tedbirli olmasını zorluyor. Obama, IŞİD konusunda küçük adımlarla ilerledi. Uyguladığı hava saldırılarının insani nedenlerden dolayı gerekli olduğunu vurguladı. Kürtlere ve özellikle de Bağdat hükümetinin kapasitesine ve kullanabileceği şekilde askeri yardım malzemeleri gönderdi. 
Gazeteci Jame Foley’in tasarlanarak öldürülmesi Obama’yı daha sert bir tutum almaya zorladı. Böylece Irak ve Suriye’de IŞİD’e karşı ne yapılması gerektiğini düşünüyor. İstihbarat için Amerikan hava araçları bölgeye gönderildi ve tahminlere göre hava saldırıları kısa süre içinde gerçekleşebilir. Obama’nın bazı yetkililerin bilgilendirmesine göre IŞİD’e karşı geniş bir müttefikler koalisyonu yaratılmak isteniyor
Böyle bir koalisyonda tabii ki İngiltere’de olacak ve akıllara şu soruyu getiriyor: Bu durumda İngiltere’ye ait hava kuvvetleri, RAF (Büyük Hava Kuvvetleri), Amerikan hava kuvvetleri ile Ortadoğu’da yoğun bir hava saldırıları mı gerçekleştirecek?  
ABD politikasının çok belirsiz olduğu bu sorunun pek bir önemi yok. ABD başkanının ne istediği su an anlaşılır değil ama ABD dış politikasını yönlendiren elitler, danışmanları buna dahil, Obama’nın ne istediği ile ilgili çelişen ve sürekli değişen bir bilgi sunuyorlar. Bir hafta önce General Martin Dempsey Suriye’ye yönelik hava saldırılarının gerekli olduğuna dair bir açıklama yaptı ama yakınlarda bunun bir hata olabileceğini açıkladı. Körfez savaşında Colin Powell’a danışmanlık yapan Richard Haass, Beşar Esad ve Suriye’deki daha ılımlı muhafazakar gruplarla IŞİD’e karşı ittifak yapılması gerektiğini söylüyor. Haass bunun kötünün içinde en iyi karar olduğunu inanıyor. Bizce bunu istemek yüksek bir beklenti olur. 
ABD Başkanı George W. Bush’un babası, diğer George Bush, Saddam’ın Kuveyt’in işgaline karşı yarattığı müttefiklik bugün açısından hem uygun değil hem de makul değil. Uygun olmamasının nedeni su an Ortadoğu’da yaşananlar eskilerden alıştığımız tarzda bir askeri sorun teşkil etmiyor. Makul olmamasının sebebi ABD’nin bölgedeki güçlerin hemfikir olduğu bir askeri hareketi gerçekleştirmesi çok kısıtlı. Yeni konularda bölgedeki güçler ya anlaşır ya da anlaşmazlar. Bölgedeki güçlerin bu konular hakkında düşündüklerine dahil belirtiler var.  Fransa Cumhurbaşkanı Hollande’nin de önerdiği gibi ABD ancak uluslararası bir konferansı teşvik veya ortamını yaratabilir ama bundan ötesini gerçekleştiremez. Obama tedbirli ve umutlu olmakla haklı. IŞİD Amerika’nın öncülüğünü yaptığı yoğun saldırılar olmadan da yok olabilir.

Çeviren: Çağdaş Canbolat


ORTADOĞU’DAKİ CEHENNEM TABLOSU

Hubert WETZEL
Südwestpresse

Ortadoğu’daki vahşeti seyredip ‘karışmayalım!’ diyenler var. Bu, burnunun ucunu görememektir. Akdeniz’in doğu ve güneyinde terörist halifelikler kurulduğunda bunun Avrupa için bir tehdit olmayacağına inananlar var mı?
Geleceğin Arap dünyasının karanlık tablosunu çizmek için büyük bir hayal gücüne ihtiyaç  yok. Gözlerini kan ve zafer hırsı bürümüş Cihat savaşçıları şehirden şehre koşuyor, bu saldırıların baskısıyla devletler bölünüyor veya kışkırtılan dini iç savaşlara batıyor, hiçbir şey yapamayan, ne müdahale eden ne de kimin yanında yer alacağını bilen, Batı tiksinti ve anlamadan olan bitene bakıyor, panik içindeki bölgesel rejimler bu anafora kapılma korkusuyla sağa sola ateş ediyor.  Ortadoğu, Hollandalı Sanatçı Hieronymus Bosch’un cehennem tablolarından biri gibi...
Problem, bu tablonun geleceğe değil şimdiye ait olması. IŞİD’in terör milisleri Suriye ve Irak’ta katliamlar gerçekleştiriyor. Mısır’da yine askeri bir diktatörlük var. Lübnan bir iç savaşın kıyısında yüzüyor. Yemen ve Libya da aynı batakta. İsrail’le Filistin arasındaki bitmeyen savaş da cabası...
Çatışmanın en yeni aşaması ABD’nin elindeki bilgilere göre Birleşik Arap Emirlikleri’nin Mısırlı İslam mücahitlerinin desteğiyle Libya’yı bombalamış olduğu.  Bölgede krizi bertaraf etme böyle mi olacak? Zengin Körfez Arapları sakallı saldırganları kontrol altında tutabilmek için komşularını mı bombalayacaklar?
Ortadoğu’da şu an büyük bir manevra yapılıyor, ancak kontrollü değil kanlı, vahşete yol açan bir savaş manevrası. Bu manevrada eğer bölgede düzeni sağlayacak güç yoksa neler olup biteceğini çok iyi gözlemleyebiliriz. ABD Başkanı George W. Busch, Irak’a saldırısıyla ABD’nin Ortadoğu’daki egemenliğini tüketti. Barack Obama ise dış politika çizgisine bağlı olarak bölgeden çekilme kararı aldı. Bunun Ortadoğu’nun yararına olduğunu ABD politikasını sürekli eleştirenler bile iddia edemez.
Obama’nın Ortadoğu politikasının iki özelliği var: Oldukça yavaş ve küçük müdahalelerle çözüm arıyor.  Başkan, bölgedeki iktidar entrikalarına alet olmamak için direniyor. Bu nedenle ya tepki vermiyor ya da oldukça geç tepki veriyor. İran, Suudi Arabistan, Katar, Türkiye ve Rusya sürekli ortalığı barut fıçısına çeviriyorlar.
Amerika, iki adım arkadan topallaya topallaya geliyor. Irak’taki IŞİD üslerine yönelik hava saldırısı teröristlerin Bağdat ve Kürt bölgelerini tehdit etmeleri üzerine başladı.  Suriye üzerindeki bilgi toplamayla sınırlı uçuşların saldırıya dönüşmesi de böyle oldu. Suriye’deki iç savaşın dünyanın her yerinden fanatik Sünnileri cezbettiği yıllardan beri bilinmekteydi. IŞİD milislerinin de Esad’a karşı savaştıkça güçleneceği açıktı. Buna rağmen Obama Suriye’deki yaranın çıbana dönüşmesine yol açacak kadar çok geç kaldı.
Ortadoğu’daki vahşeti seyredip ‘Karışmayalım!’ diyenler var. Bu, burnunun ucunu görememektir. Akdeniz’in doğu ve güneyinde terörist halifelikler kurulduğunda bunun Avrupa için bir tehdit oluşturmayacağına inananlar var mı? Ya da çoğu AB pasaportu taşıyan IŞİD milisleri günün birinde çölde kaybolup gidecekler mi? Tabii ki değil...
IŞİD teröristlerini yenmek uzun nefesli bir mücadeleyle mümkün.  Şu an kimse ikinci bir ‘teröre karşı savaş’tan söz etmiyor, dahası kimse böyle bir savaşı sürdürmek istemiyor. Ama bunun alternatifi var mı?  Bu savaşı kazanmak için değişik devlet araçlarına ihtiyaç; politik, diplomatik, ekonomik, insani ama aynı zamanda askeri araçlara ihtiyaç var.  Kürtlere birkaç silah göndermekle sorun çözülmez...

Çeviren: Semra Çelik

ÖNCEKİ HABER

TEMA\'da tartışmalar sürüyor: \'Çalıştık, kapatıldık\'

SONRAKİ HABER

Yüksek İstişare Kuruluna Ahmet Davutoğlu ayarı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa