26 Ağustos 2014 06:00

Bürokratlaşmış sendikacılar ve demokratik seçim hileleri

Dışarıdan bakıldığında sendika yöneticilerinin seçimle göreve geldiğini, yöneticilerin tabanın sözünden çıkmayacaklarını, tabana hesap vermeleri gerektiğini, merkezde olup biten her şeyi tabana anlatacaklarını, aksi durumda tabanın her an onları görevden alabileceklerini düşünebilirsiniz.

Paylaş

Hüseyin TOPALOĞLU*

Dışarıdan bakıldığında sendika yöneticilerinin seçimle göreve geldiğini, yöneticilerin tabanın sözünden çıkmayacaklarını, tabana hesap vermeleri gerektiğini, merkezde olup biten her şeyi tabana anlatacaklarını, aksi durumda tabanın her an onları görevden alabileceklerini düşünebilirsiniz. Fakat uygulama bu görünen duruma pek uymaz. Bürokratlaşan yöneticiler, tabanın büyük bir çoğunluğunu maniple eder ve tamamen yönlendirebileceği bir kitle yaratır. Maniple olmayanlar da, yönlendirilen bu kitle arasında eriyip gider.
Hal böyle olunca, yönetimin tabanı dinlemesi gerekirken taban yönetimi dinliyor. Demokrasinin yerini bürokrasi alıyor. Bürokraside seçimler öyle göründüğü gibi adil değildir. Şikeye ve hileye bulaşır. Seçilecek olan yöneticiler önceden belirlenir ve seçilmeleri sağlanır. İçinde bulunduğu sınıfı temsil etmek, haklarını korumak ve geliştirmek, sermayeye karşı mücadelenin büyütülmesi gibi sebeplerle üretimden alınıp profesyonelliğe terfi eden işçiler, daha önce hiç alışık olmadıkları bir hayata geçiş yaparlar. Bu yeni hayatlarında, eskisi gibi işçiliğin zorlu şartları yoktur. Artık yeni bir çevre ve farklı bir kültürde yaşıyor, yeni arkadaşları olur. Gazeteciler, avukatlar, akademisyenler, öğretmenler, işverenler ve onların temsilcileriyle beraber yaşamaya başlarlar. Burjuvaziye karşı işçiyi temsil edecekken, orta sınıf burjuvaziyle dost olur ve yeni bir ‘sınıf’a doğru yelken açarlar. Saygınlıkları artar, otorite kullanmak hoşlarına gider. Bu gibi yükselen manevi olanakların yanında bir de maddi anlamda oluşan yeni yaşam standartları vazgeçilmez bir hal alır. Seçkinlerin yaşadığı semtlerde kiralanan daireler, lüks eşyalar, üst sekment arabalar, işçilikle alamayacağı kadar maaş ile yapılan birikimler, yurt dışına yapılan seyahatler, lüks oteller, üst sınıf yaz tatilleri gibi insanın başını döndüren bir yaşam standardının vazgeçilmez üyesi haline gelirler. Bu çarpık düzen içerisinde işçinin geleceği, tamamen sendika patronunun vicdanıyla hesaplaşmasının sonucuna kalır. Artık bu saatten sonra geri dönüşü çok zor olan bu yola girildiğinden, yönetici için tekrar ‘işçi’ olmayı düşünmek bile imkânsızlaşır. Çünkü artık o, burjuva düzeninin daimi üyesi haline gelmiş olur ve kazandığı hayatı kaybetmemek için her yolu dener.

SORUN KİŞİDE DEĞİL SİSTEMDEDİR

Tam anlamıyla bir sendika bürokrasisi oluşmuştur. Bürokrasi olan yerde hiyerarşi vardır. Hiyerarşinin olduğu yerde, üsttekiler alttakilere emreder ve alttakiler de üsttekilere itaat eder. Üsttekiler alttakileri kendi çıkarları için kullanırlar ve alttakiler de buna boyun eğerler. Karşı gelen olursa cezalandırılır ve diğer karşı geleceklerin gözü korkutulur.
Sendikacıların var olmaları, beslendiği sınıfın varlığına bağlıdır. Bu yüzden olsa gerek; “Yaşasın emekçi sınıf mücadelemiz, demokratik anayasal haklarımız, işçilerin birliği” gibi buna benzer sloganları dillerinde düşürmezler. Ama yine de, bu çarpık düzenin değişmesi için gerekli olan değişime karşıdırlar.
Bazı zamanlarda işçi arkadaşlarımla bu tür konuları konuşur, “neden” diye birbirimize sorarız. Bu “neden” sorusunun cevabı aslında çok basittir ve ben bunun cevabını size tek cümleyle ifade edebilirim.  “Her sınıf kendi çıkarları için mücadele eder ve profesyonel sendikacılar sınıf değiştirdiklerinden dolayı, artık işçiler için değil kendileri için mücadele ederler.” Bu çarpık profesyonel sendikacılık düzeninin değişmesi için yapılması gereken şey, yeni seçilen başkanın iyi niyetli olması için dua etmek olamaz. Sorun ‘kişi’de değil, ‘sistem’dedir. Bu yüzden kişileri değiştirmek, çoğu zaman sorunu çözmeye yeterli olmayabilir. Değişmesi gereken tek şey ise “sistem”dir.

NE YAPMALI?

Bu kadar çarpık bir yapıyı değiştirmenin zor hatta imkânsız olduğunu düşünebilirsiniz. Zor olabilir belki ama imkânsız değildir. Öncelikle inanmak ve başlamak gerekir. Düzenin değişeceğine inanan her işçi arkadaşımın, üyesi olduğu sendikadan bu işe başlaması gerekir. Manipüle olan arkadaşlarına gerçekleri anlatmalı, başka bir deyişle onları uyandırmalıdır.
Bizi yönetenlerin kişiliklerini değiştirme ya da yönetecek olanlara kişilik testi yapma şansımız maalesef  yoktur. Fakat bürokrasiyi yozlaştıran bu yönetim şekillerini değiştirebiliriz. Her sendika kendi tüzüğüne, yozlaşmış bürokrasiyi ortadan kaldırmak için ibareler getirmeli, değişiklikler yapmalıdır.
1- Sendikanın profesyonel  yöneticileri, iki dönemden sonra seçimlere girememelidir: Bu değişiklikle, yönetici kendi geleceğini değil de işçilerin geleceğini düşünmek zorunda kalır. Fabrikaya döneceğini bilir ve ona göre hareket eder. Kemikleşmiş kadroların rotasyona uğraması, kurumun dinamizmini arttırır.
2 - Profesyonel yöneticilerin aylık maaşı, en yüksek ücret alan üye işçiyle paralel olmalıdır: Böylelikle işçi ile profesyonel arasındaki fark biraz olsun dengelenmiş olur. İçinde kötü niyet besleyen kişiler profesyonelliğe kalkışmayabilir.
3 - Delege seçimlerinde geçici işçilere oy kullandırılmamalıdır: Profesyoneller seçim kazanmak adına istediği kadar geçici işçiyi işe aldırabilirler. Adil seçim için gerekli olan bir değişikliktir.
4 - Yönetici kadrolarının tümünün (işyeri temsilcileri dahil) seçimle gelmesi gerekir. Atama ya da görevden alma olmamalıdır (disiplin suçu hariç): Mücadeleye hizmet edecek kişilerin seçilmesini sağlar. Demokratik olmak adına gereklidir.
5 - Aylık gelir ve gider raporlarının, işyerlerindeki sendika odalarına asılması gerekir: Sendikanın fonundan yapılan harcamaların daha dikkatli yapılmasını sağlar. Fonda biriken para ne kadar çok olursa, sendika o kadar güçlü olur Kurumun mali açıdan denetlenmesi şeffaf olur.
Bu değişikliklerin öncesinde ve sonrasındaki asıl kalıcı çözüm, eğitimli ve bilinçli bir işçi kesimi oluşturulması ve örgütünü sınırsızca denetleyebilmesinden geçer. İşçi sürekli takip ve müdahale etmelidir. Eleştirmeli, gerekirse yargılamalıdır. Bu yozlaşmışlığı yok etmek adına, kendi sınıfındakileri bilinçlendirmelidir.

*Trakya Otocam İşçisi

ÖNCEKİ HABER

Leyla Xan yüreğinin şarkılarını seçti

SONRAKİ HABER

Uluslararası İstanbul Opera Festivali 2 Temmuz’da başlıyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa