25 Ağustos 2014 06:00

Küresel elitlerin Ortadoğu birliği planı

Ortadoğu bölgesi, uzun yıllardan bu yana, özellikle son yıllarda büyük ölçüde batının finanse ettiği proxy savaşları nedeniyle giderek istikrarsızlaştırılmış ve bir kaos ortamına gömülmüştür. Ortadoğu’nun mevcut haritası, Osmanlı egemenliğindeki Suriye, Irak, Lübnan ve Filistin topraklarını Britanya ya da Fransa tarafından kontrol edilen alanlara bölen ve 1916 yılında el altından yapılan Skyes-Picot anlaşması ile çizilmiştir. Bugün Ortadoğu’da ki kaos, haritayı mevcut stratejik ve emperyal hedeflerini karşılayacak şekilde yeniden çizmeye girişen Anglo-Amerikan-İsrail iktidarının eseridir.

Paylaş

Steven MACMİLLAN
Journal-neo.org


Ortadoğu bölgesi, uzun yıllardan bu yana, özellikle son yıllarda büyük ölçüde batının finanse ettiği proxy savaşları nedeniyle giderek istikrarsızlaştırılmış ve bir kaos ortamına gömülmüştür. Ortadoğu’nun mevcut haritası, Osmanlı egemenliğindeki Suriye, Irak, Lübnan ve Filistin topraklarını Britanya ya da Fransa tarafından kontrol edilen alanlara bölen ve 1916 yılında el altından yapılan Skyes-Picot anlaşması ile çizilmiştir. Bugün Ortadoğu’da ki kaos, haritayı mevcut stratejik ve emperyal hedeflerini karşılayacak şekilde yeniden çizmeye girişen Anglo-Amerikan-İsrail iktidarının eseridir.

BİR ABD İSTİHBARATI ESERİ

İslam Devleti’nin (IŞİD) son aylarda Irak’ta gerçekleştirdiği ve ABD’nin ülkenin Kuzeyine hava saldırısı yapmasına neden olan son terör olayları manşetleri vurdu.  Ancak bu manşetlerde ABD İstihbarat Kurumları ile İslam Devleti arasındaki samimi ilişki, onları eğittiği, silahlandırdığı ve bu grubu yıllardır finanse ettiği temel olarak saklandı. 2012 yılında, World Net Daily Ürdünlü yetkililerden, ABD ordusunun Beşar Esad’a karşı savaşmak üzere Suriye’ye konuşlanmadan önce, Ürdün’de IŞİD’i (o zamanki adıyla-Islamic State of Iraq and the Levant-) eğittiğine dair sızıntı bilgi aldı. Illinois Üniversitesinde bir hukuk profesörü olan Francis Boyle İslam Devleti’ni, hedefi “Irak’ı devlet olarak ortadan kaldırmak” olan bir “Gizli ABD istihbaratı operasyonu” olarak tanımlamaktadır.

BAĞIMSIZ KÜRDİSTAN DESTEKLENMELİDİR

Ortadoğu’da strateji, bu bölge haritasının yeniden çizilebilmesine yönelik, ulus devletlerin ortadan kaldırıldığı, sürekli bir istikrarsızlığın var olduğu kurucu bir kaos durumu yaratmaktır. İD (İslam Devleti) Irak’a bir kez daha müdahale edilmesine gerekçe sağladı. Kaotik ve işlevsiz paralı askerlere karşı, Erbil’deki petrol sahalarının çok uluslu şirketlerin ellerinde olmasını garantilemek amaçlı müdahaleye... Ayrıca Irak’ın Kuzeyinde Kürtleri “desteklemeleri” için (“Irak’ın devlet olarak ortadan kaldırılması” planını ilerletecek) ABD, İngiltere ve Fransa’ya gerekçe sağlanması.  Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı ve Eski Devlet Politikaları Planlama Yöneticisi Richard Hass, geçen ay Project Syndicate’de şunları yazdı:

 “Artık Irak’ın parçalanmasının kaçınılmaz olduğunun (Ülke şu anda İran’a karşı bir siper olmaktan çok onun kullandığı bir araç konumundadır) ve Irak’ın eski sınırları içinde bağımsız bir Kürdistan’ın desteklenmesinin kabul edilmesi gerekir.”

İSRAİL’İN HEDEFLERİ

Haziran ayında bir yazımda belirttiğim gibi Irak’ta ki politika, ülkenin üç ayrı dini ve etnik mini-devlete bölünmesi yönündedir: Batı’da Sunni bir Irak, Doğu’da Şii bir Arap Devleti ve Kuzey’de Bağımsız bir Kürdistan. Irak’ın üçe bölünmesi konusunun neoemperyal politik çevrelerde tartışılması 1982’den çok daha öncesine dayanmaktadır. Bunu, İsrail Dış İşleri Bakanlığı ile yakın ilişkiler içinde olan İsrailli Gazeteci Oded Yinon Dünya Siyonist Örgütünün (World Zionist Organisation) yayın organında yazdığı “1980’lerde bir İsrail Stratejisi” başlıklı bir makalede dile getirdi. Yinon bu yazıda ayrıca, İsrail’i Daha Büyük bir İsrail yapmanın yollarını tartışmakta ve İsrail’in genişlemesinin önündeki önemli engel olarak da özellikle Irak’ı göstermektedir:

 “Hem petrol bakımından zengin, hem de içte bölünmüş olan Irak’ın İsrail’in hedeflerine uygun bir adaydır. Bizim için Irak’ın bölünmesi Suriye’ninkinden çok daha önemlidir; çünkü Irak, Suriye’den daha güçlüdür. İsrail için kısa vadede en büyük tehdit Irak iktidarıdır (sf.12).... İsrail’in kısa vadedeki temel hedefi Irak ve Suriye’nin askeri güçlerinin tasfiyesiyken, uzun vadedeki temel hedefi bu ülkelerin Lübnan’daki gibi etnik ve dini olarak özgün alanlar içinde eritilmesidir.” (sf. 11)
Yinon, devam ediyor:

“Irak’ın, Osmanlı zamanında Suriye’de olduğu gibi etnik/dini temelde eyaletlere bölünmesi olanaklıdır. Bu nedenle üç büyük kent, Basra, Bağdat ve Musul etrafında üç devlet (ya da daha fazla) varlık gösterecektir. Güneydeki Şii bölgeleri Sünnilerden ve Kürtlerin olduğu kuzeyden ayrılacaktır.” (sf.12)

İsrail, 1948’de kurulduğundan bu yana yalnızca Anglo-Amerikan iktidarının bir uzantısıdır. Bu yüzden İsrail topraklarının genişlemesi demek bölgede Anglo-Amerikan hegemonyasının artması demektir. 1916’dan 1919 yılına kadar İngiliz Dış İlişkiler Sekreterliğini yürüten ve 1917 Balfour Deklarasyonunun –İngiltere’nin Filistin’de bir Yahudi Devletinin (İsrail) kurulmasını desteklediğini beyan eden- yazarı olan Arthur James Balfour aynı zamanda, Dış İlişkiler Komisyonu (CFR) tarihçisi Carrol Quigley’in Anglo-Amerikan Kurumu isimli kitabında belirttiğine göre Milner Group’un bir üyesiydi. (sf.311). Milner Group, Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü (RIIA) ya da Chatham House’ın öncülüydü. RIIA ve Dış İlişkiler Komisyonu’nun (CFR) İngiliz kanadı, küresel bir Anglo-Amerikan imparatorluğu yaratma hedefinde olan iki kurumdur.

Ortadoğu’da zincirinden boşalan kaos ve istikrarsızlığa para desteği yapan, bunun çoğunun doğrudan sorumlusu olan Batı’nın düşünce kuruluşlarının strateji belirleyicileri, kendi yarattıkları sorunun çözümü için kaos doktrini üzerinden, klasik bir dağılımda, merkezi ve egemenliği gasp eden bir birlik önermektedirler. Dış İlişkiler Komisyonunda (CFR) bir Ortadoğu Çalışması üyesi olan Ed Husain geçen ay New American’da, AB kurulmadan önceki Avrupa ile bugünün Ortadoğusunu karşılaştırdı ve devam eden şiddeti durdurmanın tek yolunun bir “  Ortadoğu Birliği” oluşturmak olduğunu ileri sürdü. Bu fikir, “Yeni Otuz Yıl Savaşı” başlıklı makalesinde, bu günkü Ortadoğu’yu 17 yy. Avrupa’sı ile kıyaslayan Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Richard Hass tarafından yinelendi. Hass, bu yazıda, “yeni yerel düzen”in oluşturulamadığı durumda geleceğin muhtemel bir kargaşa içinde olacağını belirtmekte:
 “Şu anda yaşananlar ve geleceğe ilişkin öngörüler -yeni bir düzen oluşturulana ya da karmaşa bitene kadar- Ortadoğu,  çözülmesi gereken bir sorundan çok  kontrol edilmesi gereken bir sorun olduğunu göstermektedir.”

TÜRKİYE DE BU PLANIN İÇİNDE

Ortadoğu’nun AB türü bir yapı ile yönetilmesi fikri yeni bir kavram değildir. 2008 yılında Irak hükümeti, bir ABD düşünce kuruluşu olan Barış Enstitüsüne (Institute of Peace) hitaben, Ortadoğu’da, Suudi Arabistan, İran, Ürdün, Suriye, Irak, Türkiye ve ileride Körfez Ülkelerini de kapsayacak şekilde AB tarzı bir ticaret Bloku oluşturulması çağrısı yaptı. Bunun yanı sıra Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü (Chatham House), Türkiye’de, bölgede Türkiye’nin rolü ile ilgili konuların tartışılması amaçlı Chatham House İstanbul Yuvarlak Masası isimli bir girişim oluşturdu. Türkiye Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, bu girişimin 2011 yılında, “AB Bakanı ve Baş Müzakereci” Egemen Bağış ile birlikte katıldığı ikinci toplantısında yaptığı bir konuşmada, AB yönetimini Ortadoğu için model olarak gösterdi:

“Hepimizin bildiği gibi AB, kanlı bir savaştan sonra tarihin en başarılı barış ve kalkınma projesi olarak ortaya çıkmıştır. Bu gün Ortadoğu için aynı beklentiler içindeyiz.”
Bir “Ortadoğu Birliği” oluşturulabilir mi? Tarihin bu safhasında bunu bilemeyiz; ancak Ortadoğu haritasının yeniden çizilmesi süreci sürmektedir.

Çeviren: Hilal ÜNLÜ

 

ÖNCEKİ HABER

Sanat ve devlet İlişkisinde tek taraflı duygusallıktan yanayım

SONRAKİ HABER

Erkan Baş'tan sandığa çağrı: AKP'nin karanlığına 'dur' demek için oy vereceğiz

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa