24 Ağustos 2014 12:04

Lice’den notlar

Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı Yolçatı köyünde, PKK’lilere ait anıt mezar içerisine yapılan Mahsum Korkmaz (Egîd) heykeli iki haftadır ülkenin gündemine oturdu. 15 Ağustos’ta kitlesel bir törenle açılışı yapılan heykel, 18 Ağustos’ta mahkemenin aldığı heykele el koyma kararı sonucu 19 Ağustos’ta büyük bir askeri operasyon ile yıkıldı. Mahkemenin kararının açıklanmasıyla birlikte Diyarbakır’dan bir grup gazeteci heykelin olduğu mezarlığa gittik. Bu yazıyı hem Lice’den notları aktarmak, hem de son günlerde medyadaki ‘heykele kimse sahip çıkmıyor, kim yaptırdı’ tartışmalarına değinmek için yazdığımı baştan belirteyim.

Paylaş

Faruk AYYILDIZ

Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı Yolçatı köyünde, PKK’lilere ait anıt mezar içerisine yapılan Mahsum Korkmaz (Egîd) heykeli iki haftadır ülkenin gündemine oturdu. 15 Ağustos’ta kitlesel bir törenle açılışı yapılan heykel, 18 Ağustos’ta mahkemenin aldığı heykele el koyma kararı sonucu 19 Ağustos’ta büyük bir askeri operasyon ile yıkıldı. Mahkemenin kararının açıklanmasıyla birlikte Diyarbakır’dan bir grup gazeteci heykelin olduğu mezarlığa gittik. Bu yazıyı hem Lice’den notları aktarmak, hem de son günlerde medyadaki ‘heykele kimse sahip çıkmıyor, kim yaptırdı’ tartışmalarına değinmek için yazdığımı baştan belirteyim.

İLK ATEŞİ ASKER AÇTI

Yukarıda da belirttiğim gibi mahkeme kararının açıklanmasının ardından daha önce mezarlığa gitmiş, oradaki ortamı bilen birkaç gazeteci arkadaşımız ile haberleşerek, 18 Ağustos günü yola çıkmıştım. Çünkü Lice’ye daha önce de gitmiş gazeteciler olarak ağır çatışmaların yaşanabileceğini tahmin ediyorduk. Yola çıkmadan önce Lice’ye giden yolların kapalı olduğunu öğrendik. Bu duruma yabancı olmamanın getirdiği refleks ile köy yollarından Lice’ye ulaşabildik. Heykelin yıkım kararının duyulmasıyla Liceliler mezarlığa gelmeye devam ediyor, gençler olası saldırılara karşı hazırlık yapıyordu. Karanlık yaklaştıkça operasyonun bugün olmayacağı da dile getirilmeye başlanmıştı. Heykelin olduğu bölge gerillanın kontrolünde olduğu için, askerlerin karanlıkta operasyon yapamayacağını herkes biliyordu. Akşam saatlerinde ise güvenilir kaynaklardan haber geldi; asker sabaha doğru operasyon yapacaktı. Kimse uyumuyordu, askeri operasyonlar ve çatışmaların günlük hayatlarının rutin bir parçası haline geldiği Liceliler ise oldukça sakindi. Gün ağarmaya başlarken, aşağı tarafta askeri hareketlilik fark edildi. 100’e yakın genç, mezarlıktan karayoluna inerek panzerlerin mezarlığa gireceği yolun üzerine taşlardan barikat kurmaya başladı. Tam bu sırada ilk panzer kitlenin üzerine doğru gelirken, gençler ses bombaları ve taşlarla karşılık verdi. Bunun üzerine hiçbirimizin beklemediği şekilde askeri panzer, üzerindeki ağır makinalı tüfekle gençlerin olduğu alanı tarıyordu. Yolun hemen ortasında çekim yapan biz gazeteciler ise o taramanın şaşkınlığı ile gençlerin bulunduğu tepenin karşı tarafındaki boş araziye doğru koşmaya başladık. O sırada gençlerin bulunduğu alandan yaralı var sesleri geliyordu. Koştuğumuz yöne doğru birkaç eylemci genç daha koşmaya başlayınca çok yakınımızdan mermilerin geçtiğini duyduk, gördük.

ASKER RASTGELE HER YERİ TARADI

Gençlerin yaralılar sonrası alanı terk etmeye başlamasından sonra çatışma daha ciddi bir boyuta ulaştı ve gerilla devreye girdi. Rastgele etrafı, dağı taşı tarayan panzere gerillalar karşılık verdi ve çatışma sürdü. Bu kargaşanın arasında kendimizi tekrardan mezarlığa atabildik derken onlarca panzer mezarlığın kapısını kırarak, içeri girdi. Heykeli yıkmaya çalışan panzerler çok yakın mesafeden seri şekilde ateş açıyorlardı. 200 ve yahut 300 kişi olan sivil halk ise mezarlık içerisindeki tek odalı müze, cami gibi yerlere sığınıyor, sığınamayanlar ise bu odaların arkasında kendisini korumaya çalışıyordu. Sabah 06.20 sıralarında mezarlığın içerisine giren askerlerin gaz fişeği ve gerçek mermi kullanmaları sonucu üç saat odalarda rehine konumunda kaldık. 3 saat boyunca kırsal alanı da tarayan panzer ve savaş helikopterlerine PKK gerillaları tarafından da ateş açılıyordu. 3 saat süren çatışma ve olayların sonunda askerler, ağır makinalı silahlar ile anıtı vurarak, düşürdü ve götürdüler. Olayların ardından herkes, ölen ve yahut yaralanan var mıydı, bunun telaşında etrafı kontrol ediyordu.

BÖLGEYE YABANCI OLMA HALİ…

Radikal Yazarı Ezgi Başaran’ın “Lice’deki heykel olayının ardındaki tuhaflıklar silsilesi” başlıklı yazı, heykeli mezarlığa kimin diktiğine yönelik şüpheler ile başlıyor; çeşitli kuşku ve sorularla devam ediyor.

Öncelikle heykelin ne zaman yapıldığı, kim tarafından dikildiğini yazalım. Heykel Haziran ayının sonunda yapılmaya başlandı ve 14 Temmuz tarihinde tamamlandı. 14 Temmuz’da planlanan açılış töreni, IŞİD’in Rojava’ya dönük saldırıları nedeniyle ertelendi ve 15 Ağustos’a bırakıldı. 15 Ağustos’a kadar heykelin üzeri branda ile örtülmüştü. Heykelin kim tarafından yapıldığı tartışması Lice’yi bilenler için oldukça anlamsız bir tartışma. Heykel Lice halk inisiyatifi tarafından yaptırılırken, bölgedeki gerillanın bilgisi, izni mutlaka vardı. Mezarlığın ve heykelin olduğu bölge, PKK tarafından medya savunma alanları olarak tanımlanan, daha önceleri defalarca canlı kalkan eylemlerinin olduğu, etrafında gerillaların görülebildiği, devletin girebilmek için büyük askeri operasyonlar yapması şart olan bir alan. Hal böyle olunca, ‘heykeli kimin diktiği’ tartışması; bölgeye yabancı olma halinin bir sonucu olarak yaşanıyor, diyebiliriz. Lice 30 yıllık savaşın yoğun yaşandığı, en ağır katliamların hayata geçirildiği ve halkının, gerilla ile iç içe olduğu bir ilçe. Bahsedilen kuşkuların hiçbirisi Lice için geçerli değildir çünkü iki yıllık çatışmasızlık sürecinden Lice hiç etkilenmemiş, savaş devam etmiştir. O yüzden Liceliler diktikleri heykelin, kendi kapılarından dahi geçmeyen çözüm süreci için ‘provokasyon’ anlamına geleceğini düşünmemişlerdir. Çünkü Liceliler, çözüm sürecinde kendi değerlerine, kayıplarına, evlatlarına saygı bekliyorlar. Evlatlarının mezarlarının bulunduğu bölgeye yaptıkları heykelin, kendileri adına önemli bir değer olduğunu ifade ediyorlar. Kürdistan’ın en örgütlü ilçesinde yapılan heykel de cemaatçi ve ulusalcı medyanın kışkırtması, hükümeti kenara sıkıştırmaya çalışması sonucu çatışmalara sebep olmuştur.

KOMPLO TEORİLERİ HER ZAMAN İYİ DEĞİLDİR

Yani; halkın provokasyon amacıyla dikmediği heykel üzerinden cemaatçi ve ulusalcı medya kışkırtıcı haberler yapmış, milliyetçilerle köprüleri atmak istemeyen iktidar ise vahşice saldırarak heykeli yıkmış, insan katletmiştir. Bu kadar açık görülebilen bir olayda; heykelin dikilmesinin şüpheli olduğunu ima etmek, tartışmak; Kürdistan dinamiklerine uzaklığı gösterirken, halkın üzerine açılan ateşin ve bir gencin katledilmesinin üzerini örtmek isteyenlere fırsat vermektedir.

ÖNCEKİ HABER

Lice’nin Göbeklitepe’si

SONRAKİ HABER

Ekrem İmamoğlu: İstanbul'da en büyük ihaleler canlı yayınlanacak

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa