24 Ağustos 2014 11:57

Lice’nin Göbeklitepe’si

Arkeologların aradığıyla tarihin bulduğu farklıdır. KlausSchmidt, Göbeklitepe kazılarının ortalarına geldiğinde, neolitik dönemin arka benliğinde yatan güdüyü keşfettiğini düşünmeye başlamıştı. Avcı toplayıcı toplulukların inşa ettiği dikilitaşların bir tapınma alanı olduğunu dolana dolana işliyordu, kazı raporlarında. Belli ki üzerinde yürüdüğü düz çizgisel tarih anlatısında bir kırılmaydı yaşanılan. Dikilitaş'lara verilen anlam ise bunların ötesindeydi; tüm tek tanrılı dinlerin tarih avcıları Göbeklitepe'yi bir kez daha üretmeye soyunmuştu: "Avcı toplayıcı dönemde ortaya çıkan bu 'kutsal' alan bize dinin yerleşik hayattan önce ortaya çıktığını işaret ediyordu".

Paylaş

Fevzi ÖZLÜER

Arkeologların aradığıyla tarihin bulduğu farklıdır. KlausSchmidt, Göbeklitepe kazılarının ortalarına geldiğinde, neolitik dönemin arka benliğinde yatan güdüyü keşfettiğini düşünmeye başlamıştı. Avcı toplayıcı toplulukların inşa ettiği dikilitaşların bir tapınma alanı olduğunu dolana dolana işliyordu, kazı raporlarında. Belli ki üzerinde yürüdüğü düz çizgisel tarih anlatısında bir kırılmaydı yaşanılan. Dikilitaş'lara verilen anlam ise bunların ötesindeydi;  tüm tek tanrılı dinlerin tarih avcıları Göbeklitepe'yi bir kez daha üretmeye soyunmuştu:  "Avcı toplayıcı dönemde ortaya çıkan bu 'kutsal' alan bize dinin yerleşik hayattan önce ortaya çıktığını işaret ediyordu".

İlerlemeci tarihçiliğin işlediği tezin vardığı nokta tam da buydu. Önce avcı toplayıcı topluluklar, sonra yerleşik topluluklar ve yerleşikliğe geçildiğinde artı değerin oluşması ve uygarlıkların doğuşuydu onlarca yıl anlatılan tarih. İnsanlık yerleşik hale gelmeye başladığında uygarlığını inşa etmeye başlamıştı.Şimdi aynı tarih geleneğinden gelenler, bu kez Göbeklitepe'de avcı toplayıcı uygarlıklarla yerleşik hayata geçişin arifesindeki toplulukların çatışmasının eserlerine bakarak, bu alanda "kutsal" olanı ve daha ötesini "dini" keşfettiler. Demek ki, din olgusu yerleşik hayattan önce vardı. Çizgisel tarihçinin akıl yürütmesinin vardığı nokta burasıydı. Bu nedenle Hristiyan, Yahudi ve Müslüman pek çok araştırmacı için bulunmaz bir kaynak ve tarih anlatılarını meşrulaştıracak bir arkeolojik buluntular yumağıydıGöbeklitepe. Dini ve hatta tek tanrılı inancı bilimsel olarak tanıtlayacak malzemeyi avcı toplayıcı uygarlıklar yerin altına gömmüştü ve bugünlere gelmesi için de Göbeklitepe'nin başına bir "ziyaret" oluşturmuşlardı. İşte arkeolog bir kutsallık aramıştı. Tıpkı yıllarca yaslandığı düz çizgisel tarih tezini çürütmek pahasına, kutsallığın kaynağını da topluluk dışına iteklemişti. Kutsal olan, insanlığın kurumsallaşmasından önce bulunmuştu derken bile "insanlığın kurumsallaşmasını" yerleşiklikle özdeş sayan ilerlemeci tarih tezini yeniden ürettiklerini  fark edemeyecek kadar da verili tarihe saplanmışlardı.

Oysa bir kavganın eseriydi, dikilitaşlar. Yerleşik olanın göçebe olana; tohum biriktirenin av yapana üstünlük arayışının ürünü değildi bu taşlar. Avcı toplayıcı toplulukların mekanı dönüştürürken yerleşik olanla temas etme biçimiydi bu. Uzun bir geçiş evresi, uzun bir harmanlanma ve katmanlaşmaydı. Birinin ötekine önceliği değil bir arada dönüşümün hikâyesiydiGöbeklitepe.

Mezoptamya'da neredebir dikilitaş görsek, orada bu ilerlemeci tarih tezi fışkırır ve  bir kutsallık arayışının ip uçlarını kovalamaya başlarız. Bu, tarih algımızın, ilerlemeci fikriyatımızın sonucudur. Lice'de dikilen heykele devletin verdiği refleks de tam böyleydi. Göçebelikle yerleşikliğin bir kovalamacası gibi okunduğunda tarih bir heykel dikmenin kutsallık işareti olduğunu bilincimiz bize işaret ediverir. İşte tam o noktada tarih tezimiz aynı refleksi gösterir. Kürtleri yerin üstüne çıkartmakla övünenle, arkeoloğun kaderi bu noktada kesişir. Yeryüzüne çıkardığı bilincin, kendi dışında gerçekliğini içine sindiremez. Ona anlam yüklemeden kendini tanımlayamaz. Bu nedenle Lice'nin Göbeklitepe'sini keşfeden devlet, onun etrafını koruma altına alır. Mahkeme kararıyla kutsal kılar. Sonra  inşa ettiği "kutsalı" yıkar. Bir güvenlik çemberi içinde heykele yeniden bir anlam verilir. Kutsal olanı yeniden kurar. Yerleşiklik öncesinin sembolüdür çünkü o ve "resmi tarih tezlerini alt üst etmek üzere" dikilmiştir. Yerleşiklik öncesini işaret eden tarihin bugün de sürdüğünü anlayan bir toplumsallaşma pratiğine bu nedenle ihtiyaç vardır.   Yoksa göçebenin kavgası hiç bitmez.  Yerleşik olanın gölgesi de yeniden ürer durur.

ÖNCEKİ HABER

IŞİD\'in Irak\'taki kaderi ne olacak?

SONRAKİ HABER

İzmirli sağlıkçılardan hekime jiletli saldırıya tepki: Önlem alınmazsa iş bırakacağız

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa