Êzidi köylerinde kadınların can pazarı

Êzidi köylerinde kadınların can pazarı

IŞİD’in Şengal, Ninova’da sürdürdüğü katliamdan kaçıp Türkiye’ye sığınan Êzidiler, yaşam mücadelesi veriyor. Êzidilerin yıllar öncesinde de yaşadığı Batman, Mardin gibi illere sığınan Êzidi kadın ve çocukların hayatta kalma savaşını, bölgeyi ziyaret eden kadınlar yazdı.

IŞİD’in Şengal, Ninova’da sürdürdüğü katliamdan kaçıp Türkiye’ye sığınan Êzidiler, yaşam mücadelesi veriyor.  Êzidilerin yıllar öncesinde de yaşadığı Batman, Mardin gibi illere sığınan Êzidi kadın ve çocukların hayatta kalma savaşını, bölgeyi ziyaret eden kadınlar yazdı.

Vildan YİRMİBEŞOĞLU
Avukat


Ortadoğu’da devam eden egemenlik savaşları, günümüzde din ve mezhep üzerinden yapılıyor. İslami gruplar Sünni ve Şii mezhepleri arasında var olan tarihsel düşmanlıklar, azınlıkları silme çabasına dönüşüyor.
Türkiye’de laiklik kavramının içi boşaltılarak bugüne kadar gizli bir şekilde devam ettirilen dini esaslara dayalı gidişat, şimdilerde açık bir şekilde dini fetvalar referans gösterilerek açıktan yapılmaya başlandı. Türkiye’de, Türk ve Sünni olmayanların yaşama koşulları, tek tipleştirme siyaseti nedeniyle sıkıntılı bir sürece girmiştir. Güdümlü basın sayesinde, farklı inanç ve etnik kimliklere yaşama zemini kalmadığını ve büyük bir kitlenin bu durumun farkında bile olmadığını da söyleyebiliriz. Saf Sünni bir ümmet yaratmak olan örgütler ve taraftarları, çağdaş düşünce sahiplerine ve kadınlara adeta düşman gözüyle bakıyor. Türkiye ve Ortadoğu’da yaşayan azınlıklar ve bu azınlıklar içerisinde yer alan kadınlar, ortaya çıkan son gelişmeler karşısında büyük bir tedirginlik içerisinde geleceklerinden kaygılı. Çünkü hemen yanı başımızda, Irak’ta Musul ve çevresinde, hepimizin gözü önünde bir kıyım harekatı bütün bölgede başlamıştır. 2011’de kurulduğu söylenen, Irak Şam İslam Devleti örgütünün tüm dua, fetva ve saldırı biçimleri erkek egemen zihniyetin ürünüdür.

DÜNYANIN GÖZÜ ÖNÜNDE YAŞANAN KATLİAM

Êzidilerle 2003 yılında töre cinayetleriyle ilgili bir araştırmam nedeniyle Beşiri’de tanıştım ve 10 yıldır kendileriyle görüşüyorum. Êzidi halkı, şimdi yaşanan 73. sü olmakla birlikte 72 fermana, soykırıma direnmiş, kendi inancıyla var olmuş, yok edilememiş bir din  ve inanç grubudur. Êzidilerle ilgili 10 yıllık araştırmamın  sonunda, savaştan kaçanları da dinlemek için kısa süreli bir köy ziyareti gerçekleştirdim. Batman ve Midyat köylerini ziyaret ettim. Duyduklarım ve gördüklerim insanlık dışı bir katliama maruz kalmış olan ağırlıklı olarak kadın ve çocuk hikayeleriydi.
Şengal’den gelenler, kadınların zincirlerle birbirine bağlanıp İslam ülkelerine götürülüp 100 ila 400 dolara satıldığını söylüyordu. 21. yüzyılda BM Kararlarına rağmen kadın pazarlarını ve dünyanın gözü önünde yapılan kadın/insan ticaretini utançla izliyorduk. Midyat’da, Bacini’de Şengal’den yürüyerek gelen çocuklar, kadınlar; aç, susuz yaralı, hasta vaziyette gelmişlerdi. Karşımda çok güzel gözleri olan 4 yaşlarındaki kız çocuğunun ailesini sorduğumda, annesine IŞİD militanlarının el koyduğunu, kendisini ise babaannesinin onların elinden kaçırdığını öğrendim. Somut bir gerçek var. Bir kadın tek başınaysa, herhangi bir IŞİD gücü karşısında kendisini saldırıdan kurtaramıyor. Üstelik bu saldırı, yalnızca bedensel de değil. Fikirsel olarak da kadın İŞİD’in hedef  tahtasında.

EN BÜYÜK İHTİYAÇ, YAŞAMA GÜVENCESİ

Irak’tan kaçıp gelenleri ziyaret ettiğim Batman, Midyat köylerinde Viranşehir’de yaptığım görüşmelerde 4500 civarında Êzidinin savaştan kaçıp geldiğini öğrendim ve ihtiyaçlarını sordum. Yöre insanının ve sivil toplum kuruluşlarının desteği vardı. Kadın Adayları Destekleme Derneği ile tekstil, giyim yardımları yapıldı. Ama yine de yetersiz.  Özellikle barınma giyecek  ihtiyacı var.  Hala da ihtiyaçlar bitmiş değil, ama en önemli ihtiyaç, yaşam güvencesi.

IŞİD BAYRAKLARI KALDIRILMIYOR!

Viranşehir Belediyesinin desteğiyle bir kamp kurulmaya karar verilmiş. Derken Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanlığından ret kararı gelmiş. Üstelik bazı kişiler, kendi tapulu arazisini kamp kurulması için bağışlamış olmasına rağmen. Şimdi de Mardin’in Derik ilçesinde kurulması planlanıyor. Bu süreçte bölgede fırsatçılar da türemeye başlıyor. Misyonerlik faaliyetleri yapmaya çalışanlar gibi yardım eli uzatmayan bazı kesimler, utanmadan din propagandası yapmaya çalışıyorlar. Bölge insanı, katliamdan kaçanların bu İslami hareketten kaçtığını söylüyor. Mardin’de bir sokakta IŞİD bayrağının asılı olduğunu söyleyen savaş mağduru Êzidiler, ‘Bizim bu ülkeden ve başımıza gelebileceklerden korkmamız çok normal değil mi?’ diye soruyor.
Êzidilerin yaşadığı soykırım gerçeği karşısında tüm kadınların birlik ve isyan içerisinde olması gerekiyor. Çünkü IŞİD’in yaptığı tam olarak vahşi ‘erkek emperyalizmi’dir. Kadınlara saldırmakta ve savaş ganimeti olarak görmektedir. Tecavüz etmekte ve kadınları, çocukları satmaktadır. Tam sayısını bilmiyoruz ama 600 kadar insan sınırdan bu tarafa geçmeye çalışırken Türkiye askerinin müdahalesine maruz kalmıştır. Öğrendiğimiz kadarıyla 17 gündür de yürüyorlarmış!

SAVAŞI YAŞAYANLAR ANLATIYOR

25 yaşında Şanlıurfa Viranşehir’de yaşayan bir Êzidi kadının anlattıkları; ‘Bizi daha memleketimizde bile iyi tanımıyorlar. İnsanlar önyargılı. Dinsiz olduğumuzu, Allah’ı tanımadığımızı düşünürler. Halbuki biz yüzyıllardır ezildik  ve artık kimseye derdimizi anlatmamaya başladık ve biz saklandıkça insanlar kendince yorum yaptı. Bize ait olmayan çeşitli düşünce ve inanışları üretip, yaydılar. Bizim yüreğimiz yanıyor. Bu dönemde o kadar çok masum kadınımız, çocuğumuz katledildi ki, kendine İslam devleti diyen bir terörist  grup tarafından bu katliama maruz kaldık. İnanılması zor olansa şu; katledilenler sırf Müslüman olmadıkları için bunu yaşıyor. Kendi çıkarlarına olduğu için bu katliama sessiz kalan İslam devletleri ise inandıkları ile hiç örtüşmeyen bir tavırlar içerisindeler. Bizim bu olaylar olduğu sırada İslam devletlerinden ve özellikle de Türkiye’den  müdahale beklentimiz vardı fakat  bize kardeşimiz diyen ülkemiz, bu terör örgütüne sadece ‘öfkeli grup’ dedi  onları terör örgütünden bile saymadı. Binlerce insanımız Şengal Dağı’nda mahsur kaldı. Bahane de ellerinden tuttukları konsolosluk çalışanları oldu. Biz çok iyi biliyoruz ki, Türkiye’nin bu vahşet saçan kişileri beslediğini artık Avrupa ülkeleri de biliyor. Türkiye’deki hastanelerde ücretsiz tedavi ettiğini hepimiz duyduk, gördük.’

KORKUMUZ, KARDEŞİMİZ TARAFINDAN VURULMAK

IŞİD güçleri Türkiye’de istediği gibi ikamet ediyor. İşte Viranşehir’de yaşayan Êzidi bir kadının anlattıkları; ‘Bu insanlar, ülkemizde rahat rahat gezebiliyorlar. Burada yaşayan tüm gayrimüslimlerin olduğu gibi, bizim de korkularımız var. Ya bize de saldırırlarsa  diye sürekli düşünüyoruz. Bu bölgede olduklarını, kendilerine katılımcı aradıklarını,  kapıların altından çeşitli broşürler attıklarını , burada yaşayan bazı Arap kesimlerin onları desteklediklerini, aynı zamanda katılımların olduğunu biliyoruz. Nedense, hiçbir şekilde Türkiye müdahalede bulunmuyor. Bizim korkularımız, bu örgütten değil. Yıllardır kardeş dediğimiz insanlar tarafından sürgün edilmek ve katledilmekten.’


BİR ZULÜMDEN BIR BAŞKA ZULME

Zozan ÖZGÖKÇE
Van Kadın Derneği


Êzidilerin yaşadığı onlarca felaketten biri daha... Düşünün, yüzyıllar boyunca devam eden ve sürekli tekrarlanan kırımlar. Bir sabah uyandık, saldırdılar... Bir gece yarısı saldırdılar.’ diye başlayan anlatılar. Sonrasında canımızı kurtarmak için başka ülkelere kaçtık… Canımızı kurtarmak için dağlara sığındık… Bu anlatılar, devletsiz olan neredeyse tüm azınlıkların ve çoklukların nesilden nesile aktardığı acıların başlangıç cümleleri olmuş.
Din, mezhep, etnisite, ırka dayalı vahşet… Savaş desek, onun da birtakım vicdani kuralları vardır. Silahsızları öldürmemek, çocuk, yaşlı ve kadınları öldürmemek gibi. Ancak savunmasız bir grup insana, bu vahşice saldırıları biraz vicdanlı olan kimse tarafından kabul görmezken, vicdansızların birtakım devletler tarafından onaylandığına tanık oluyoruz. Yaptıkları bu vahşet karşısında onlara hediye olarak cariyeler vadediliyor. Yaşadığım Van kentinde bile bu vahşeti onaylayan hatta destekleyen sesler duyabiliyorum.

PEKİ NEDEN ÊZİDİLER?

Ortadoğu kaynayan kazan ve ne yazık ki bu kazan da hep Kürtler kaynamış. Kürtleri bu kazana atan güçlerin bir kısmı timsah gözyaşı dökerken büyük bir kısmı sessizliğe bürünmüş durumda. Êzidilerin yaşadıkları sadece Êzidi olduklarından dolayı değildir. Êzidiler, Kürt oldukları için bu vahşeti tıpkı Süryaniler, Keldaniler gibi yaşadılar. Êzidiler bu katliamı sadece müslüman olmadıkları için değil, aynı zamanda Kürt oldukları için de yaşadılar. Êzidiler, bu katliamı arkalarında ulusa dayalı bir ülkeleri olmadığı için yaşadılar. Devletsiz bir halk iken bağımsız olmaya yaklaşmışken bu saldırının olmasının hiç de tesadüf olduğunu düşünmüyorum. Güney Kürdistan’da son dönemlerde dillendirilen bağımsızlık söyleminin hemen ardından bunların olması asla bir tesadüf değildir.

BELİRSİZLİĞE TAŞINAN CANLAR

Katliam oldu. Êzidiler en yakınlarındaki Türkiye sınırına dayandılar. Akın akın sınırdan geçmeye başladılar. Habur sınır kapısından  ülkeye   t  turist gibi 30 günlük vizelerle girenler, canlarını bir başka belirsizliğe taşıdılar. Pasaportu olmayanlar, dağlardan geçiş yaparak bambaşka bir belirsizliğe doğru çıkış yaptılar. Şu anda acıları ile her yerimizdeler. O acıyı içinde hisseden biz aktivistler (VAKAD- YAKA-KOOP ve Anka Kültür-Sanat Derneği) olduğumuz yerden kalkıp, acılarını derinden hissettiklerimize doğru yol aldık.

DURAKLADIĞIMIZ KADIN HİKAYELERİ

İlk durağımız Midyat. Midyat’da tabelasında hala BDP yazan il başkanlığına gittik. Aldığımız bilgilere göre, sadece Midyat’a 600 den fazla Êzidi gelmiş. Gelenlerin bir kısmı başka illere gönderilmiş bir kısmı da yine başka bir felaket sonrası boşaltılmış. Êzidi köylerine yerleşmiş ve kendi içlerinde kurdukları komün bir yaşam sürüyorlar.
İkinci durağımız ise Cizre. Cizre’de belediyenin taziye evlerinde, Cizrelilerin evlerinde veya çeşitli kapalı mekanlarda kalıyor Êzidiler. Bir kadının yanına yaklaşıyoruz. Adı Beriwan.
Kahretsin ki hava çok sıcak. Soruyoruz ‘Şengal mi daha sıcak, burası mı?’ ‘Şengal..’ diye cevap veriyorlar. Kucağında bebeği olan 22 yaşında bir kadınla konuşuyoruz. ‘Kaç yaşında evlendin?’ diye soruyoruz. ’17..’ diyor. ‘Nasıl evlendiniz?’ diye soruyoruz. Anlattığından anladığımız, buralardaki görücü usulü ile evlendiğini öğreniyoruz. ‘Okula gittin mi?’ diye soruyoruz. Yarıda bırakmış.
Coğrafya farklı ama yaşamlarımız aynı. Sigara yakıyorum. Ona da ikram ediyorum. Bizde kadınlar sigara içmez diyor. ‘Köyünüzde neler yapıyordunuz?’ diye soruyoruz. Tarla ekip biçiyor, ev işi yapıyoruz diye cevaplıyor.

EGEMEN GÜÇLERİN ELİNDEKİ HAYATLAR

Cizre’de 300’den fazla Êzidi kalıyor. Güvenliklerinden tutun, barınmalarına kadar halk destekçi. Halk ‘kardeşlerimiz gelmiş’ diyerek, heyecanla ellerinden tutuyor ve kucaklıyor. Dünyanın neredeyse her yerinden Kürtler ve duyarlı insanlar ulaşıyor. Biz ne yapabiliriz?’ diye soruyorlar. Bir nebze de olsa umutlandırıyor.
Bir sonraki durak Silopi. Silopi’deki kamp moralimizi alt-üst ediyor.Yemek almak için ellerinde kaplarla sıraya girenler, sıcak çadırların altında ve sağlıksız ortamlarda kalmaları içimizi sızlatıyor.
Dördüncü durağımız Midyat’da T.C.’nin ve BM’nin Araplar, Süryaniler için kurduğu kamp. Kampı jandarma koruyor. Nizami, askeri bir düzende tek sıra dizilmiş, Müslümanların sayısı az da olsa Süryanilerden ayrı bölümlerde kalıyorlar. Önce gezdiğimiz kamplarda kaos ortamı olsa da insanların iç içeliği ve canlılığından burada eser yok. Önceki kamplarda oyun oynayan, bize şarkı söyleyen, zafer işareti yapan, bizimle aynı karede fotoğraf çektirmek isteyen çocuklar burada yok. Burada 4000 kişi kalıyor ama kampta feci bir sessizlik var. AFAD’dan bir yetkili ile görüşüyoruz. Bunalarak çıkıyoruz oradan. Çünkü gördüğümüz her şey, içinde bulunduğumuz devletin asimilasyon hatta yok etme, eritme politikalarının araçları ve davranışları ile dolu.
Hep bir ağızdan ‘Êzidiler buraya gelmesin’ diyoruz. Dönerken öğreniyoruz ki Silopi ve Cizrede gördüğümüz 1000 Êzidi, bu kampa yerleştirilmiş zaten.
Yani yine kader, yine bir egemen güce bırakılmış. Zulümden, başka bir zulme yol alınmış.

www.evrensel.net