21 Ağustos 2014 06:00

‘Sanata baskı yeni bir dinamik doğurur’

Önceki sene ilki çekilen Vay Başımıza Gelenler filminin ikincisi, Vay Başımıza Gelenler 2.5’in çekimleri tamamlandı. Filmin senarist ve yönetmen koltuğunda Semra Dündar oturuyor. Yıldırım Memişoğlu ve Bülent Çolak’ın başrollerini paylaştığı yapım, erotik film yıldızı Kerim ile onun asistanı Basit’in hikayesi çevresinde şekilleniyor. 31 Ekim’de vizyona girecek olan Vay Başımıza Gelenler 2.5, Yönetmen Semra Dündar’ın deyimiyle bir “muzur komedi.”

Paylaş

Mısra BELGE
İstanbul

Önceki sene ilki çekilen Vay Başımıza Gelenler filminin ikincisi, Vay Başımıza Gelenler 2.5’in çekimleri tamamlandı. Filmin senarist ve yönetmen koltuğunda Semra Dündar oturuyor. Yıldırım Memişoğlu ve Bülent Çolak’ın başrollerini paylaştığı yapım, erotik film yıldızı Kerim ile onun asistanı Basit’in hikayesi çevresinde şekilleniyor. 31 Ekim’de vizyona girecek olan Vay Başımıza Gelenler 2.5, Yönetmen Semra Dündar’ın deyimiyle bir “muzur komedi.”

Komedi filmlerinden aşina olduğumuz Bülent Çolak, filmin konseptinin Türkiye’de komedi türündeki bir yenilik olduğunu söylüyor. Çolak ile ‘Basit’i konuşurken sohbetimiz ekibi “Janti” nin “Yollu” adlı oyunlarına, haliyle tiyatroya ve TÜSAK yasa tasarısına geliyor. Çolak, TÜSAK ve sanat kurumlarına yönelik baskıcı devlet politikalarıyla ilgili söyledikleriyle pek çoğumuzun içinden geçeni dillendirmiş oluyor: “Bu aşırı baskı, mutlaka yeni bir reaksiyon doğurur. Baskının sonucunda yıkıcı şeyler de olur elbet. Ama eninde sonunda oradan başka bir dinamik doğar.”

Sizi genelde komedi filmlerinde görüyoruz. Bu filmde de ‘Basit’ karakteriyle başroldesiniz. Basit’i ve filmi biraz anlatabilir misiniz?  
Vay Başıma Gelenler anlatıldığı gibi bir bir konsept. Üçüncü, dördüncü filmlerde kast değişebilir de yani. Bu bakımdan Türkiye’de komedi filmleri içinde bir ilk. Çaptan düşmüş bir erotik film yıldızının asistanını canlandırıyorum. İsmi Basit. Karmaşık her türlü mevzuu basite indirgeyebiliyor ve bu çok şuursuzca da olabiliyor. Bir semt çocuğu havası var Basit’te. Tekinsiz, gayrimeşru da görünebilir ama biraz daha yaklaşınca nasıl safiyetli olduğunu anlayabiliyor insan. O yüzden sevdim karakteri.

‘YOLLU’ DEVAM EDİYOR

Yeni sezona dair neler söyleyebilirsiniz bize?
Ekibimiz Janti ile üç sezondur oynadığımız “Yollu” adında bir oyun var. Pippa Bacca, namı diğer ‘Barış Gelini’nin başına gelenlerden yola çıkarak Ali Ömür Ulusoy’un yazdığı bir kederli komedi. Oyun, seyirci tarafından çok sevildiği için devam ediyor bu sezon da. Ayrıca benim ilk yönetmenlik denememdi bu. Oyun, Changir BO Sahne’de, ayda bir oynayacak. 

‘SANATA DA EL ATTILAR’ 

Tiyatrolarda yeni sezon açılıyor. Bu arada Devlet Opera ve Balesi ile İstanbul Büyükşehir Belediye Tiyatrolarında görevden alma ve istifalar gündeme geliyor. TÜSAK yasasının geçmesi bekleniyor sezon ortalarında. Bu konuda neler söyleyebilirsiniz?
TÜSAK, tuzak. Sanata tuzaklar kuruyorlar. Çok saçma geliyor bana. Mevcut iktidar her şeyi o kadar kıskaca aldı ki, insanlar artık yeter diyor. Bu bahsettiğim, tiyatro özelinden ziyade genel bir şey. Lokal durumlarda da TÜSAK gibi şeyler karşımıza çıkıyor. Özgürleştirebilen bir tek sanat vardı. İnsan özgürleşmek için sanat yapar ya da sanat izler. Sanata da el attılar sağ olsunlar. Sanat, TÜSAK gibi bir yasayı hiç hak etmiyor. Türkiye’deki sanat ortamı her ne kadar dağınık duruyorsa da, sanatla bu kadar fazla uğraşmaya devam etmesinler. Başlarına iş alırlar. Böyle sonlanmaz. Aşırı baskı mutlaka yeni bir reaksiyon doğurur. Baskının sonucunda yıkıcı şeyler de olur elbet. Ama eninde sonunda oradan başka bir dinamik doğar. Kimse vazgeçmeyecek. 

KÖHNEMİŞ KURUMLARA KARŞIYIM 

Diğer yandan ‘eski sisteme’ de ciddi eleştiriler var. Siz bu eleştirileri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Her şeyin değişmesi, yıkılması ve yeniden inşa edilmesi gerekiyor. Köhnemiş kurumlara karşıyım ben. Gösteri sanatlarında, toplumsal derdi olan gösteri sanatları grubu, (bu tiyatro olur, bale olur) devletten ödenek almalı. Bir de Devlet Tiyatrolarındaki o memuriyet anlayışı var. Bu içerideki sistemin değişmesi gerekiyor aslında. Örneğin yurtdışında, kamusal tiyatrolar diye geçer. Onlar devletten ödenek alır. Sahne komiserleri vardır. Giderler, ara ara müfettişlik yaparlar. 

 

Ayrıca Türkiye’de yeraltı tiyatroları dediğimiz çok güzel küçük sahneler var. Alternatif tiyatrolar olarak adlandırılıyorlar. Oldukça yaratıcı, devrimci işler yapıyorlar. İkincikat’ın oyunlarını çok severim örneğin. Bu sahneler daha özgürleştirici, yüzleştirici bir tiyatro  yapıyorlar. Bizim “Yollu” oyunumuz da böyle. Yenilikçi oyunlar bunlar. Yenilikçi oyunlara, hele son zamanlarda çok ihtiyacımız var. 12-13 yıldır hepimize gına geldi artık. Biz de tiyatrocular ve tiyatrolar olarak patinaj çekmemeliyiz, her şey yenileşmeli. Ve tabii ki cesur olmalı ve söylemlerden çekinmemeliyiz.

ÖNCEKİ HABER

Kurtlar sofrasında bir cengaver

SONRAKİ HABER

Uluslararası İstanbul Opera Festivali 2 Temmuz’da başlıyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa