18 Ağustos 2014 06:00

Ölümlere, savaşlara isyanın mektupları

Birileri hâlâ mektuplar yazıyor. Bilgisayardaki tek bir tuşla dünyanın bir diğer ucuna ulaşabildiğimiz halde, kalemi kağıdı alıp mektup yazmaya devam edenlerden biri de “İsyan Mektupları” kitabının yazarı İkbal Kaynar.

Paylaş

Mısra BELGE
İstanbul

Birileri hâlâ mektuplar yazıyor. Bilgisayardaki tek bir tuşla dünyanın bir diğer ucuna ulaşabildiğimiz halde, kalemi kağıdı alıp mektup yazmaya devam edenlerden biri de “İsyan Mektupları” kitabının yazarı İkbal Kaynar.

Kaynar, 1980 darbesinden payını alan kadınlardan biri. Darbe öncesine kadar öğretmenlik yapan Kaynar, darbeyle birlikte cezaevinde tutuklu olarak kalmış, tutukluluğun ardından ise tam 10 yıl boyunca öğretmenlik yapması engellenmiş. Bu 10 yıl boyunca besteler yapmış, şarkılar, denemeler, gezi yazıları ve mektuplar yazmış Kaynar. “Mavilere Saldım Umutları”, “Mavi Yazılar”, “Şiire Adanmış Bir Ömür: Sedat Umran”, “Kalbim Uşak’ta Kaldı” isimli kitapları da olan İkbal Kaynar, bunların yanında “Yasakları Kaldır Bana” ve “Ebruli Şarkılar” isimli iki tane de müzik albümüne imzasını atmış.

“Yitirdiklerimize Mektuplar” diyerek gidenlerin ardından vefa borcunu ödemek için yazmaya başlayan Kaynar, Gezi direnişiyle beraber mektuplarını “İsyan Mektupları”na dönüştürmüş. Gezi’de kaybettiklerimizden Hrant Dink’e, Tuncel Kurtiz’den Pippa Bacca’ya, Güldünya Tören’den Cemal Süreya’ya, Uğur Kaymaz’dan, Ceylan Önkol’a ve daha nicesine yazılmış mektuplardan oluşan Enki Yayınları’ndan çıkan “İsyan Mektupları”yla karşımızda İkbal Kaynar. mektupların, Kaynar’ın da deyişiyle, ölümler, katliamlar, savaşlar sonrasında yazılan son mektuplar olmasını dileyip sözü kendisine bırakıyoruz.

Mavi mektuplar diyerek başladığınız bu kitap, Gezi’yle beraber İsyan Mektupları’na dönüştü. Sizde bu sürecin izleri neler oldu?
Ben hep mektuplar yazarım yitirdiğimiz değerli kişilere. Onlara vefa borcumu ödemeye çalışırım kendimce. 2012 yılında yazmaya başladığım “ Mavi Mektuplar”da da isyan vardı, öfke vardı ama “Gezi direnişi”nde ölen gençlerle birlikte bu isyanım ve öfkem iyice arttı. Mavi mektupların içine “Gezi” girdi artık. “Gezi Süreci”ni ilk gününden Berkin Elvan’ın ölüm gününe dek tek tek mektup yazdığım kişilere anlatmaya çalıştım. Bu arada “Gezici gençler”le “Gezi ruhlu büyükleri” buluşturdum. Çünkü “Gezi direnişi” ezber bozan, dünyayı sallayan bir olaydı. 1980 sonrası üstümüze çöken ölü toprağın dirilişiydi. İçimize gizlediğimiz baskıların isyana dönüşümüydü. En güzeli de “tüketici, bilgisayar çocukları” diye adlandırılan gençlerin aslında ne denli duyarlı olduklarının bir kanıtıydı.

‘ÇOCUKLARIN ÖLÜMLERİ GÖZÜMÜN ÖNÜNDEN GİTMEDİ’

Şairinden hukukçusuna, kadınından çocuğuna Türkiye’de kaybettiklerimize mektuplar yazmışsınız. Kendi deyişinizle “Onlarla dertleşmişsiniz”. Mektupları yazarken neler hissettiniz?
Bu mektupları yazarken gerçekten çok duygulandım. Doğal ölümler neyse de, gençlerin ve çocukların ölümleri, ölüm şekilleri beni o denli etkiledi ki; gözümün önünden gitmedi günlerce onların ölüm resimleri. Nasıl bir ülkede, nasıl bir dünyada yaşıyorum demekten alamadım kendimi. Çünkü yazarken tüm detayları araştırıyorsunuz, o güne dek gözümüzden kaçan şeyler karşınıza gelince şaşkına dönüyorsunuz. Kısacası hep hüzün vardı bende yazarken. Bir tek Aziz Nesin’e yazarken biraz gülümsedi yüzüm.

Mektuplarınızda Türkiye’nin pek çok “ölümcül” sorunlarına değiniyorsunuz ve bunlar üzerinden bir “anne” olarak anlatmışsınız. Yazdıklarınız hem bu kadar ağır hem de samimi. En yakınınızla sohbet eder gibi anlatmışsınız duygu ve düşüncelerinizi...
Evet, ben olduğum gibi görünmeyi seven biriyim. Yazdıklarımın sade ve anlaşılır olması beni mutlu eder. Bir de mektuplarda demokrat, aydın bir insan olarak beni rahatsız eden sorunları işlemeye çalışırım. Bu sorunlar, yaşanılan olaylar unutulup gitmesin isterim. Bir nevi bellek tazeleme... Kaç kişi anımsar Uğur Kaymaz’ın Ceylan Önkol’un ölümünü. Ya da 12 Eylül’de yaşananları, Berfo Ana’nın acısını. Gezi sürecini de yazarken mektup yazdığım kişilerle değişik sorunları paylaşmaya çalıştım. Örneğin Erdal Eren, Enver Karagöz mektuplarıyla 12 Eylül uygulamalarına, Halit Çelenk mektubuyla yaşadığımız hukuksuzluklara, Aziz Nesin mektubuyla trajikomik hallerimize, Ayşe Paşalı mektubuyla kadına şiddete değindim. Sohbet eder gibi yazdım sizin dediğiniz gibi. İçinde bulunduğumuz durumu daha da yaşanılmaz hale getirmek bize bir şey kazandırmaz, o nedenle değerli Şair Hasan Hüseyin’in söylemiyle “acıları bal eylemeyi” bilmeliyiz diye düşünüyorum.


ÖLÜMLERİN SORUMLUSU SAVAŞ HIRSI

Ceylan Önkol, Uğur Kaymaz ve Gezi’de hayatını kaybeden gençler için yazdığınız mektuplar çok duygulu. “Onlar hepimizin evladı oldu” diyorsunuz. Türkiye’de özellikle son yıllarda devlet terörüyle öldürülen yüzlerce çocuk var. Ve her yıl yenileri de ekleniyor. Bu karanlık tabloya bir anne olarak bakmak zor iş...
Çok zor gerçekten, bu acıyla nasıl yaşar anneler, babalar düşünemiyorum. Çocuklarının kalan bir elbisesi, oyuncağı, karşına çıkıveren bir resmi her zaman yaranızı tekrar kanatır. Bir de yargılamalar adil olsa bir parça rahatlatır insanı belki ama o da yok. Hatta öldürüldükleri gibi bir de terörist damgası da yapıştırılıyor. Biter mi bu ölümler derseniz, zor biter bu anlayışla. Devletleri yönetenlerin savaş hırsı, iktidar hırsı bitmedikçe böylesi ölümler hep yaşanacak. İşte Gazze’de yaşananlar son örnek. İşimiz zor gerçekten. Ama yılmak yok tabii ki, ne dedi Geziciler; “Bu daha başlangıç, mücadeleye devam!”


MEKTUP YAZDIKLARIMA SELAM EDERİM

Kitabın giriş bölümünde mektuba ayrı bir değer verdiğinizden bahsediyorsunuz. Masanızda adresine teslim edilecek başka mektuplar var mı?
Mektup yazmak beni çocukluk ve gençlik günlerime götürür hep. Emeği, verilen değeri anımsatır. Tüketimden uzak, özentinin olmadığı, üretkenliğin ve yaratıcılığın sınırsız olduğu, paylaşma, dayanışma gibi erdemlerin hep var olduğu, dört gözle postacı yolu gözlediğimiz günlere götürür beni mektuplar. Edebiyatımızda da mektup türü yok olup gidiyor gün be gün. Masamda adresine teslim edilecek mektuplara gelince; Ölümler, katliamlar, savaşlar sonrasında mektup yazmak istemiyorum artık. Çok acılar yaşadık ülke ve dünya olarak. Şarkılar, türküler söyleyeceğimiz, dil, din farkı gözetmeden etnik kimliği ne olursa olsun, tüm insanlarla halaylar çekeceğimiz, zeybekler oynayacağımız günler yaşamak istiyorum. Mektuplarımı da doğal ölümle aramızdan ayrılanlara neşe içinde yazmak istiyorum. Mektup yazdığım kişilerin yakınlarına ve herkese sevgilerimi, selamlarımı iletiyorum.

ÖNCEKİ HABER

Fırtınaya yakalanan feribotlar seferi tamamlayamadı

SONRAKİ HABER

İzmir Emek Gençliğinden Menemen Belediye Başkanı’na ziyaret

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa