17 Ağustos 2014 16:51

Geri dönemeyiz!

KESK, DİSK, TMMOB ve TTB olarak 14 Ağustos Perşembe günü IŞİD çetelerinin katliamlarından kaçarak Şırnak’ın Silopi ilçesine sığınan Êzidileri ziyaret ettik. Sabah erken saatte çıktığımız Diyarbakır’dan sonra ilk durağımız Silopi Belediyesi oldu.

Paylaş

Birsen SEYHAN
SES Genel Sekreteri


KESK, DİSK, TMMOB ve TTB olarak 14 Ağustos Perşembe günü IŞİD çetelerinin katliamlarından kaçarak Şırnak’ın Silopi ilçesine sığınan Êzidileri ziyaret ettik. Sabah erken saatte çıktığımız Diyarbakır’dan sonra ilk durağımız Silopi Belediyesi oldu. Eş başkanlar ve beraberindekilerle belediyenin toplantı salonunda bir araya geldik. Eş Başkan Emine Hanım “Biz Kürtler uzun yıllar savaş koşullarında yaşadığımız için bu durumlara maalesef alıştık” diyerek başlıyor söze. Bu yüzden de halkın çok çabuk mobilize olduğunu söylüyor. Belediye ve STÖ’ler bir kriz masası oluşturmuş. Tabii temel gücün halk olduğunu belirtiyorlar.

Devletin izinin görülmediği çadır kentte tamamen halkın desteği görülüyor. Êzidilerin yerleştirildiği kampı ziyaret etmek çok kolay değil. İnsanlar bizi korku ve tedirgin bakışlarla karşılıyor. Yerleşim yerinde dolaşırken insanlığından utandırıyor gördüklerimiz. Silopi’ye 4-5 kilometre uzakta AFAD tarafından daha önce deprem konutu olarak yapılmış 13 adet konut, 7 adet de halk ve belediye tarafından kurulmuş uzun üstü kapalı barakalar. Etrafta bir tane bile ağacın olmadığı, güneşin cayır cayır yaktığı bir alan. Yaklaşık 800 kişi burada barınmaya çalışıyor. O güne kadar yaklaşık 2 bin kişi geçiş yapmış Silopi’ye. Sadece 300 kişi kaymakamlık tarafından okullara yerleştirilirken, geri kalanlar ilçedeki evlere yerleştirilmiş.

Ne olursa olsun, ne yaşanırsa yaşansın “Hayat devam ediyor” derler ya, biz oraya vardığımızda çocuklar tedirgin de olsa üçer beşer bir araya gelmiş oyun kurmaya çalışıyor, kadınlar derleyip toparlama ve çamaşır işleriyle uğraşıyor. Diğer yanda belediye tarafından getirilen yemeğin dağıtım kuyruğu. Çadırın birinin önünde kocaman bir kıyafet yığını. İhtiyacı olan gelip seçip buradan alabiliyor. Çadırların köşelerine yastıklar yorganlar düzenli bir şekilde yığılmış. Kargaşaya rağmen gayet temiz görünüyor ortam.

Dolaşmaya devam ediyoruz. 112 ambulansı bekliyor. Hastaneye nakilleri onlar yapıyor. Hastanede sağlık hizmeti verildiğini söylüyorlar ama sonrası yok. Yani ilaçlar sağlanmıyor, devletin sağlık hizmeti bu kadar. Hemen yan tarafta gönüllü sağlık ekiplerini görüyoruz. Cizre’den  sağlık öğrencileri. Önlüklerini giymişler, tansiyon aletleri ellerinde, kağıt kalemleriyle ev ev dolaşıyorlar. Kalanları tek tek kaydedip öz geçmişlerini sorgulayıp, tansiyonlarını ölçüyorlar. Çocuk, yaşlı, kadın kaydediliyor, hamile kadınlar tespit ediliyor. Kaldıkları yerlerdeki temizlik malzemeleri sorgulanıyor, eksikler gideriliyor. SES şubeleri gönüllü sağlık ekipleriyle küçük bir sağlık çadırı oluşturmuş. İçme sularını klorlamışlar, haşerelere karşı önlemlerini kendileri almış sağlıkçı arkadaşlar. Biz de bir süre onlara eşlik edip dolaşıyoruz. Tüm savaşlarda olduğu gibi en çok zarar görenlerin kadınlar olduğuna bir kez daha şahit oluyoruz. Bir çoğu söyledikleri yaşın en az on fazlasını gösteriyor. Tercümanlar aracılığıyla ne yaşadıklarını sormaya çalışıyoruz. Ama gözyaşı ve tedirginlikleri engel oluyor, vazgeçiyoruz. 500 kadının kaçırıldığını öğreniyoruz ancak. Bir de akıllarının hâlâ geride bıraktıklarında kaldığını.

Bu arada gelişler devam ediyor kampa. Her gelenle acılar tazeleniyor. Yeni gelenler çadır kentte bulunanlarla ağlayarak sarmaş dolaş oluyor. “Biz bunu hak edecek ne yaptık” diye bakıyor gözler. Tüm bunları görüntüleyerek dünyaya duyurmak istiyor insan bu acımasızlığı. Onları incitmekten korkarak bir iki fotoğraf çekiyoruz.

En son bir çadırda toplanıyoruz sığınmacıların bir kısmıyla. Sadece erkeklerin gelmesi, hiç kadın olmaması dikkat çekici. IŞİD’in zulmünden Şengal Dağı’na nasıl sığındıklarını, YPG’nin yardımıyla katliamdan kaçtıklarını heyecanlı bir şekilde anlatıyorlar. Kanaat önderlerine artık güvenmediklerini, peşmergelerin ihanetine uğradıklarını söylüyor bir diğeri. Ailelerin parçalandığını, çocukların yaşadığı travmayı, kadınların gözlerinin önünde kaçırıldığını ve daha bir çok olayı anlatıyorlar.

Tek istedikleri inançlarını rahatça yaşayabilecekleri  güvenli bir ortam. Çok şey mi? Tek bildikleri ise asla Şengal’e dönmemek.

ÖNCEKİ HABER

Musul Barajı\'nda kontrol Peşmerge güçlerinde

SONRAKİ HABER

Eskişehirli kadınlar: Yaşamak ve yaşatmak için sessiz kalmayacağız

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa