17 Ağustos 2014 10:43

Carpe Diem!

Robin Williams’ın ölümü bir çok insan gibi beni de çok derinden etkiledi. Etkilenmemin yegane sebebi canlandırdığı karakterler ve içinde yer aldığı ilham veren filmler değil. Kişisel hayatında alkole karşı verdiği cesur mücadeleye duyduğum saygı.

Paylaş

Ebru Nihan CELKAN*

Carpe Diem!**

“Henüz vaktin varken
tomurcukları topla.
Zaman hâlâ uçup gidiyor.
Ve bugün gülümseyen bu çiçek,
yarın ölüyor olabilir.”***

Bazılarımız içimizde neden olduğunu bilmediğimiz kocaman bir boşlukla doğarız. O boşluğun neden orada olduğunu anlamak için herkesin kendi yolu, herkesin kendi yöntemleri olur. Zaman içinde bir kısmımız içindeki boşluğu dolduracak kişiyi, kurumu, ideali, hayali bulur. Hatta şanslı olanlar boşluğu doldurur ve unutur. Bazılarımızsa hayat boyu aramaya devam eder. Bu arayış sırasında çevrenin ritmi, algısı ve bakış açısıyla uyumlanmayan ruhlar bazen iç ritimlerini yavaşlatmak bazen hızlandırmak bazen algılarını dile getirmek bazen sonsuz bir güçle haykırmak için değişik yöntemler bulur. Doktorlar antidepresan yazar, arkadaşlar kadeh tokuşturur... Doktorların yazdığı antidepresanlar gibi arkadaşların uzattığı içki de yalnızlığa iyi gelmez, yalnızlık hele de sizin bilinçli seçiminiz değilse dışarıdan yapılan müdahalelerle iyileştirilemeyecek derin bir yaradır. Yalnızlık hissi tedavisi en zor hastalıklardan biridir.

BAĞIMLILIK VE DEPRESYON HAYAT BOYU...

Robin Williams’ın ölümü bir çok insan gibi beni de çok derinden etkiledi. Etkilenmemin yegane sebebi canlandırdığı karakterler ve içinde yer aldığı ilham veren filmler değil. Kişisel hayatında alkole karşı verdiği cesur mücadeleye duyduğum saygı. Bağımlılık ve depresyon hayat boyu taşınan, tıpkı ülser gibi hastalıklardır. Kimseye değil kendinize rağmen ayık kalmaya çalışırsınız, kendinize rağmen umutsuzluktan uzaklaşmaya çabalarsınız, çoğunluğun kolayca hayatla başedebildiğini görmek bazı zamanlarda sert bir yenilgi hissi yaşatır, anlatamazsınız. Çünkü anlattıklarınız reel hayatta karşılığı olmayan “deli saçması” kaygılar yersiz vesveseler, anlamsız derin düşünceler olarak yargılanabilir. Bağımlılık ve depresyon ile mücadele süreci uzundur: Ömür boyu. Sizinle benzer mücadeleleri veren insanların vazgeçmesi sanki siz vazgeçmişsiniz gibi bir his yaratır. R.Williams, kim bilir hangi sebep veya sebeplerden kendine yoldaş ettiği içkiyi otuziki yaşında bırakmış ve 20 yıl boyunca ağızına sürmemiş. 20 yıllık ayıklık çok güçlü bir irade gerektirir. İçkiyi bırakmak kendine yalan söylemeyi bırakmaktır ve insanlar genellikle saf dürüstlükten korkarlar.

R. WİLLİAMS: HERŞEYDEN KORKUYORUM

Bu denli zor bir mücadeleyi uzun bir süre devam ettiren R.Williams’a içkiye geri dönüşünün sebebinin yakın arkadaşı Christopher Reeve’in ölümü olup olmadığı sorulduğunda içtenlikle cevap verir;

“bundan çok daha bencilce bir sebebi vardı. Tam olarak korktuğum için tekrar içmeye başladım. “Tamam içki korkumla başetmemi kolaylaştıracak” diyorsunuz ama kolaylaştırmıyor”

neden korkuyorsunuz sorusunun cevabı ise kısa ve özdür:
“Herşeyden”.

Yaşadığımız zaman için ne kadar doğru bir cevap. Herşeyden korkmak ve kaçmak istemek o kadar mümkün ki... Biraz hassas ve duyarlıysanız ayık bir şekilde dünyada olan bitenden haberdar olduktan sonra hayatınıza olduğu gibi devam edebilmenin ne kadar zor olduğunu bilirsiniz. Bu hassasiyetinize kontrolü elinizde olmayan bağımlılık hastalığını ve kime uğrasa iz bırakan depresyonu eklerseniz dik durmanın çetinliği iyice belirginleşir.

MODERN ZAMANLARIN BARBARLIĞI

Modern zamanların barbarlığını deneyimliyoruz. Bu barbarlık en az eski zamanlarda olduğu kadar şiddeti de içeriyor, yeni bir ıssızlaşma halini de kapsıyor. Kısa zamanlara derin ilişkiler sığdırmaya, az karakterle çok laf anlatmaya çalıştığımız bu zamanın bizi bildiğimiz yalnızlıktan daha soğuk ve çetin bir yalnızlaşmaya ittiğini düşünüyorum. Artık hiçbirimiz teorik olarak yalnız değiliz. Hatta internet öncesine nazaran çok daha geniş çevremiz olduğu söylenebilir. Çoğullaştık, kalabalıklaştık, yayıldık... Çoğunluğun yükü yalnızlığı ıssızlığa taşırken kimse kimsenin iç sesini duyamaz oldu.

YAŞAM DOLU OLMAYAN HERŞEYİ BOZGUNA UĞRATAN KARAKETERLER

Bu yalnızlaşma ve yüzeysel ilişkilenmeleri, derin ve sağlam ilişkilere çevirebilmek için Ölü Ozanlar Derneğigibi bir araya gelip şiir okuduğumuz zamanlara, Can Dostum diyebileceğimiz insanlara, Uyanışlar’da olduğu gibi hayallerimizi sürüklemeye, Patch Adams gibi bazen sadece birini mutlu etmeye uyandığımız günlere, Balıkçı Kral gibi delilere, Günaydın Vietnam’da olduğu gibi kendimiz olmanın neşesine ve bize sunulan cennete rağmen aşkı cehennemde arama cesareti veren Aşkın Gücü’ne ihtiyacımız var.

Yaşam dolu olmayan her şeyi bozguna uğratan karakterlere hayat veren birinin ölümü seçmesi geride kalan bizler için derin bir kalp kırıklığıdır. Bu kalp kırıklığı; belki bizim çevremizde de bizi kahkahaya boğan, bize umut anlatan, güldüğünde dünyada onunla gülen fakat içinde göremediğimiz ıssızlıklar olan insanları fark ettirir, belki birbirimize gerçekten nasıl olduğumuzu sormanın, birbirimizi dikkatlice dinlemenin, herşeye rağmen hayatı ve yaşamayı yüceltmenin kıymetini hatırlatır.

Hayatının uzunca bir döneminde savaştığı bağımlılık ve depresyon hastalıklarına rağmen her performansıyla hafızamızda yer eden Robin Williams’ı ölümüyle değil, hayatı boyunca yaşamak için verdiği mücadeleyle hatırlayacağım. Onun anısına yaşamayı ve yaşatmayı konuşalım.

*Oyun Yazarı
** Anı yaşa
*** Walt Whitman – Vaktini İyi Değerlerden Bakireler – Ölü Ozanlar Derneği

ÖNCEKİ HABER

Ölümsüz Karakterler Derneği

SONRAKİ HABER

"Ali Babacan, Erdoğan’a partiden ayrılacağını söyledi" iddiası

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa