17 Ağustos 2014 10:27

Pusuda yatan sıradan faşizm ve Suriyeli mülteciler

Açlıkla sınanan insanların azımsanmayacak kadar kalabalık olduğu bu ülkede ‘ekmek’ için başka birinin canına kıymayı göze alan insanların sayısının artışına tanık olduğumuz günlerden geçiyoruz. Savaştan, Esad’dan, El Kaide Çetelerinden, IŞİD’den ve yıkımdan kaçan Suriyeli göçmenlere yönelik büyüyen nefret, saldırılara ve sürgünlere yol açmaya başladı.

Paylaş

Eylem ŞEN*

“...
her yıkım sonrası umutsuzluğun vidalarını
gevşetmek
senin usta ellerinin hüneri
ama hiç bağışlar mı bir emekçinin yüreği
zulmün bezirgan vezirini”
a.z. özger
 
Açlıkla sınanan insanların azımsanmayacak kadar kalabalık olduğu bu ülkede ‘ekmek’ için başka birinin canına kıymayı göze alan insanların sayısının artışına tanık olduğumuz günlerden geçiyoruz.  Savaştan, Esad’dan, El Kaide Çetelerinden, IŞİD’den ve yıkımdan kaçan Suriyeli göçmenlere yönelik büyüyen nefret, saldırılara ve sürgünlere yol açmaya başladı.

Sokaklarda elini kolunu sallayarak can yakabileceği zamanı kollayan sıradan faşizm, üç yıldır pusuya yatmış bir biçimde semirip beslenerek ‘kendi gününün’ gelmesini bekliyordu. İlk provalarını Ankara’da ve Antep’te gerçekleştirdi. Üstelik göz göre göre, mültecilerle dayanışma derneklerinin ve insani yardım kuruluşlarının tüm uyarılarına rağmen bu noktaya gelindi. Göçmenlere yönelik politikasızlık ve ucuz işçi çalıştırılmasına yönelik adımlar atılmadığı takdirde pusudaki yaratığın bir karabasan gibi ülkenin üzerine çökmesi işten bile değil.
Yunanistan’da göçmen işçilere yönelik ‘öldüresiye’ şiddet uygulayarak ün yapan Altın Şafak partisinin 2010 yılında gerçekleşen yerel seçimlerde Atina’da  yüzde 5,3 oy aldığını düşünecek olursak, sıradan faşizm devlet yardımları ile güçlenip yoksullukla beslenerek nasıl bir güç haline gelebileceğine dair daha net bir tablo görebiliriz. Türkiye’de bu noktaya gelinmesinin önüne geçmek için, sahici ve telaşlı bir sabırla mücadele etmek ve bazı temel sorunları hızla çözmek gerekiyor.

Suriyeli göçmenlere yönelik nefretin sosyo-psikolojik nedenleri bir yana ekonomik temelli iki somut kaynağı var. Bunlardan biri ücretlerin düşmesi diğeri ise kiraların yükselmesi sorunları ile ilgili. Her iki konu da Suriyelilerin daha fazla sömürülmesine dayanan sermaye ve ranta dayalı zenginliğin artmasıyla doğrudan bağlantılı. AKP hükümeti sınırları Suriyelilere açarak insan hakları temelinde doğru bir tutum almış olmakla birlikte ülkeye adım atan bu insanları kan emici sermaye sahiplerinin eline teslim ederek insanlık dışı bir politik rol oynamıştır.

AKP, SURİYELİ GÖÇMENLERİ KAÇAK ÇALIŞMAYA MECBUR EDİYOR

AKP, Suriyeli göçmenlere ‘mülteci statüsü’ vermiyor ve geçici olarak ‘misafir’ statüsüne mahkum ediyor. Canlı canlı sermayenin eline teslim edilen ‘kayıt dışı’ çalışmaya mahkûm edilen bu insanlar, iliklerine kadar sömürülüyor. Devletin bu konuya ilişkin geliştirdiği tek çözüm ise kayıt dışı işçi çalıştıran bir iki işverene göstermelik para cezası kesmek. Bu çözüm de yine Suriyeli işçilerin çalışmasına mani olarak onları açlığa ve ölüme mahkûm ediyor.

Kira oranlarında yüzde yüze varan artış nedeniyle Suriyeli aileler çoluk çocuk çalışmaya mecbur ediliyor. Dokuz-on yaşlarında çok sayıda çocuğun çalıştığı iş yerlerine tanık olmak mümkün. Buna rağmen tüm ailenin kazandığı yine de o fahiş fiyattaki kiraları ödemeye yetmiyor ve insanlar kiralarını ödeyemedikleri için saldırıya uğruyorlar. Böylesi vahşi bir sömürünün denetlenmemesi ise kabul edilemez. Sadece hükümet değil, belediyeler, muhtarlar ve tüm kamu kurumları üzerlerine düşeni yapmakla yükümlüyken adeta tüm bu olanları görmezden gelerek ranta da suça da ortak olmaktadır.

Oysa yapılması gereken çok açık; Suriyeli göçmenlere, mülteci statüsü ve çalışma izni vermek ve onları kaçak çalışmaya mecbur eden koşulları ortadan kaldırmak. Elbette bu da sorunu tamamen çözmeyecek çünkü sigortasız işçi çalıştırma eski ve yerel bir sorun. Bu ülkedeki tüm zenginliği emeğiyle yaratanların dişinden tırnağından çalarak zenginleşenlerin yönettiği bir ülkede bunun önüne geçmek için sabırlı ve uzun soluklu bir mücadeleyi sürdürmek gerekiyor.

ANA AKIM MEDYA, MÜLTECİLERİN YANINDA DEĞİL

Maniplasyonun had safhaya ulaştığı bir dönemde medya göçmenlerin çalışma ve yaşam koşulları konusundaki gerçekleri daha net bir biçimde göz önüne çıkarmalı ve yerli halklarla arasında bağ kurulmasına yardımcı olacak bir dil geliştirmeye çalışmalı.

Oysa medya, mültecilere yönelik saldırı haberlerini dahi ‘reyting kaygıları’ ile yüzeysel bir biçimde ele alıyor. Olağan olaylarmış gibi sıradan faşizmin ekmeğine yağ süren habercilik sayesinde ülke çapında Suriyeli göçmenlere saldırıların yaygınlaşması ve gerçekleşmesi ‘normalleştiriliyor’. Mülteciler ve göçmenlerle ile ilgili haberlerde nefret söylemi, ayrımcılık, mülteci-göçmen düşmanlığını körüklemeyen, aksine insan hakları ve insan onuruna saygı odaklı bir dil ile haberlerin yapılması gerekiyor.

PATRONLAR KALLEŞ / İŞÇİLER KARDEŞ

İşçi örgütlerinin ve sendikaların bir an evvel sorumluluk alması gerekiyor. Tıpkı İstanbul’daki Tekstil İşçileri Derneği ve İzmir’deki Deri-Tekstil-Kundura İşçileri Derneği gibi, işçilerin ucuza çalışmasının suçlusunun, sonsuz ve sürekli sermaye birikimi uğruna işçilerin yaşamını can pazarına dönüştüren patronlar olduğunu gösterecek faaliyet ve eylemler gerçekleştirmekten başka bir yol yok. Aksi takdirde başka birinin karnının doymasına tetik çekebilecek kitlesel bir düşmanlık, işçi sınıfını sıradan faşizmin pususuna düşürmeye yetecektir.
 
* Yönetmen

ÖNCEKİ HABER

ABD’nin IŞİD’le dansı: Bölünme mi birlik mi?

SONRAKİ HABER

Tutuklu bulunan CHP’li Eren Erdem'in bir kulağı artık duymuyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa