Beirut’tan bir ‘pazar gülümsemesi’

Beirut’tan bir ‘pazar gülümsemesi’

Balkan müziği, Türkiye’de yaşayanlar olarak kolaylıkla sahiplenilir, sevilir. Yıllarca aynı topraklar üzerinde bir arada yaşanıldığı düşünülünce bu pek de şaşırılası bir sonuç değil aslında. Aşina olduğumuz Balkan müziği ile Batı Avrupa müziğini indie potasında eriten Beirut’u da, 2006 yılında kulaklarımıza çalındığı an sevivermiştik böylece. İşte bugün, bu güzel ve naif müziği üçüncü kez, KüçükÇiftlik Park’ta ağırlıyoruz.

Mısra BELGE
İstanbul

Balkan müziği, Türkiye’de yaşayanlar olarak kolaylıkla sahiplenilir, sevilir. Yıllarca aynı topraklar üzerinde bir arada yaşanıldığı düşünülünce bu pek de şaşırılası bir sonuç değil aslında. Aşina olduğumuz Balkan müziği ile Batı Avrupa müziğini indie potasında eriten Beirut’u da, 2006 yılında kulaklarımıza çalındığı an sevivermiştik böylece. İşte bugün, bu güzel ve naif müziği üçüncü kez, KüçükÇiftlik Park’ta ağırlıyoruz.

Grubun kurucusu ve vokali de olan Zach Cordon, daha 17 yaşındayken Balkanlar’a bir gezi için yola çıkar. Burada Balkan müziğiyle ve Bregovic, Markovic gibi usta isimlerin müziğiyle tanışır. Balkan müziğinin hareketli ve armonik zenginliğe sahip yapısından oldukça etkilenen Cordon’ın solo projesinden ise Beirut doğar.
Beirut, Balkan müziğinin vazgeçilmez enstrümanları olan akordeon ve trompetin yanında ukulele, keman, saksofon, trombon, çello, klavye ve pek çok perküsyon enstrümanıyla müziklerini icra eden bir grup. Yalnızca Balkanlar’ın halk ezgilerini kullanmayan grubun tarzı da indie folk şeklinde isimlendiriliyor.

BEİRUT SAMİMİYETİYLE DE DİNLEYENİ ÇEKİYOR

2006’da, grubun ilk albümüne de ismini veren (ki Condon albümü kendi odasında kaydetmiştir) Gulag Orkestar şarkısı hüzün ve neşeyi bir arada insana hissettirecek kadar içe dokunur, sarıverir. Yalnızca bu şarkıyla sınırlı kalmayıp tüm şarkılara yayılan zarafet, tevazu ve samimiyet de Beirut’un müziğinin çekici yanlarından biri olarak karşımıza çıkar. Zach Condon’un enstrümanları bastırmayan vokali, müzikle daha da bütünleşmemizi sağlar, Beirut başucu gruplarından biri haline gelir.

Gulag Orkestar’ı, 2007’de The Flying Club Cup ve 2011’de The Rip Tide albümleri izler. The Flying Club Cub albümündeki Nantes ve A Sunday Smile şarkılarıyla grup daha da tanınır hale gelmiştir. Duyanlar duymayanlara dinletir; sevildikçe sevilir.

İlk albümün ardından gelen iki albüm de dinleyiciyi hayal kırıklığına uğratmaz. Biz dinleyicileri, Beirut’un müziğinin yanı sıra gruba çeken, samimiyet, tevazu gibi günlük yaşamımızda gün geçtikçe daha zor ulaşır olduğumuz değerlerdir belki de. Nihayetinde insanın müziğini sevdiği grubun, kendi gönlünü de hoş tutması azımsanacak bir şey olmasa gerek.
2007’de ilk Türkiye konserini Radar Live kapsamında veren Beirut’un, 2012’de Kuruçeşme’de gerçekleşen ikinci konserine 10.000’e yakın bilet satılması grubun kendini sevdirmekteki başarısına noktayı koyar nitelikte.

Beirut’u bu akşam canlı dinleyecek ve izleyeceklerden biriyseniz, kendinizi şanslı sayabilirsiniz. Balkan tınıları arasında birkaç saatlik harika anlar biriktireceksiniz demektir. Grubun da “A Sunday Smile” parçalarında “Bir süreliğine takındığın bir pazar gülümsemesi / Durduğumuz ve şarkı söylediğimiz bir pazar mili / Bir pazar gülümsemesi ve biz doğru hissettik” dediği gibi anlar...

www.evrensel.net