14 Ağustos 2014 06:00

Mecbur kalmasak gelmeyiz

Emeklerinin karşılığını almadıklarının farkında olan fakat başka bir kaynakları olmadığı için borçlarını ödeyebilmek, geçimlerini sağlayabilmek için Yenişehir’in tarlalarının yolunu tutan Doğan, “Zor olmaz olur mu? Ama mecbur kaldık. Memlekette iş olsa gelmezdik” diye anlatıyor.

Paylaş

Çağdaş KAPLAN

Bölge illerinden tarım işlerinde çalışmak için batı illerine göç eden tarım işçileri, her yıl olduğu gibi bu yıl da kölelik koşullarında çalışıyor. Günde 10 saat çapa sallıyorlar ama ücretleri temel ihtiyaçlarını bile karşılamaktan uzak. Tarlalar arasında kurulan çadır kentlerde, her türlü imkansızlığa rağmen yaşam mücadelesi veren tarım işçileri, “Mecbur kalmazsak gelmeyiz” diyor.
Kürt sorununa çözümsüzlük politikaları nedeniyle bölgede yaşanan çatışmalı süreçte köyleri boşaltılan, tarım alanları tahrip edilen ve şehirlere göç etmek zorunda bırakılan Kürt yurttaşların, şehirlerde de ekonomik gelirleri olmadığı için her yıl olduğu gibi yaz aylarında tarım işlerinde çalışmak amacıyla batı illerine yaptıkları mevsimlik göç bu yıl da başladı. Bursa’nın sebze ve meyve üretiminin gerçekleştiği Yenişehir ilçesi de her yıl olduğu gibi mevsimlik tarım işçilerinin duraklarından. Binlerce tarım işçisi tarlalarda 10 saat çalışıyor, karşılığında ise sadece 30-35 TL alabiliyor. Tarlalarda çalışırken mola süreleri ise yalnızca 1 saat. İşçilerin büyük çoğunluğu ise tarlaların arasında kurulan çadırlarda yaşam mücadelesi veriyor. En büyük emek ise kadın işçilerin omuzlarında. İşçiler, çalışma koşullarına ve yaşam koşullarına dikkat çekerek, “Mecbur kalmasak gelmezdik” diyor.

ZOR OLMAZ OLUR MU?

Urfa’nın Suruç ilçesinden 6 çocuğu ve eşiyle, haziran ayında çalışmak için göç eden ve sebze tarlalarında çocukları ve eşiyle birlikte çalışan Celal Doğan, göçlerinin ilk duraklarının Karacabey olduğunu söyledi. Karacabey’de kaldıkları dönem yoğun yağıştan ötürü çalışamadıklarını belirten Doğan, bu kez çalışmak için ailesiyle birlikte Yenişehir’in yolunu tuttuklarını söyledi. Güneşin altında günde 9 saat çapa sallayan 8 kişilik Doğan ailesinin günlük kişi başı kazancı ise ancak 30 yada 35 TL. Emeklerinin karşılığını almadıklarının farkında olan fakat başka bir kaynakları olmadığı için borçlarını ödeyebilmek, geçimlerini sağlayabilmek için Yenişehir’in tarlalarının yolunu tutan Doğan, “Zor olmaz olur mu? Ama mecbur kaldık. Memlekette iş olsa gelmezdik” diye anlatıyor.

NE ZAMAN DÖNECEĞİNİ BİLMİYOR

Tarlada öğlen vakti çapa sallayan diğer bir işçi ise Hüseyin Ramazan. 8’inci sınıf öğrencisi olan Ramazan bir çok yaşıtı kadar şanslı değil. Her gün 9 saat tarlalarda çapa sallayan Ramazan, tatilini ailesinin bütçesine katkı sunmak için çalışarak geçiriyor. Siverekli olan Ramazan, “Hem okul harçlığı için, hem aileye yardım için buradayım” diyor.

Yenişehir’in uçsuz bucaksız tarım alanlarını işleyen emekçi ellerin bir çoğu da Rojavalı. Şeker pancarı tarlasında, elinde bıçakla, günde 10 saat boyunca otları kesen genç bir kadın Diyala Habeş. Henüz 16 yaşında. Kobanê’den ailesi ile Türkiye’ye göç etmiş. İş bulamadıkları için de tarım işi başladığı dönem Yenişehir’e çalışmaya gelmiş. O da diğer işçiler gibi günde sadece 35 TL kazanıyor. Rojava’yı özlemiş. “Ne zaman döneceksiniz?” sorusuna ise “Bilmem” diye yanıt verse de, “Çalışıp biraz para kazanmak, dönmek istiyoruz ama iş yoktu. Kobanê güzeldi” diye ekliyor. Diyala’nın kardeşi Feride Habeş de 4 aydır tarım işinde çalıştıklarını söyledi. O da Kobanê’ye dönmek istediklerini söylüyor. “Çalışıp para kazandıktan sonra döneceğiz” diyen Feride, en çok özlediği şeyin ise “Serbestçe herkesle Kürtçe konuşmak” olduğunu söylüyor. Feride her ne kadar ağır bir iş yapsa da “35 lira alıyoruz. Çok yorulmuyorum” diyor.

13 YAŞINDAN BERİ...

Urfa Suruç’tan gelen 16 yaşındaki mevsimlik tarım işçilerden bir diğeri ise Salih Kılıç. Lise 1’inci sınıfta okuyan Kılıç, 13 yaşından bu yana yaz aylarında göç ederek, tarım işinde çalıştığını belirtiyor. Daha önce Çukurova’da pamuk tarlalarında çalışan, Ordu’da fındık bahçelerinde ve Malatya’da kayısı bahçelerinde çalışan Kılıç’ın Yenişehir’deki ilk yılı. Kılıç, Yenişehir’de ise sebze toplama işinde çalışıyor. 9 kişilik ailesi ile birlikte tarım işinde çalışan Kılıç, her sezon işlerin uzaması nedeniyle okula geç başladığını bu sebeple de eğitim hayatının da etkilendiğini ve sınıfta kaldığını söyledi. Kılıç, “Ama okul için de para kazanmak lazım” diyor.

EN FAZLA EMEĞİ KADINLAR VERİYOR

Çadırkentte tahtalar yardımı ile yapılmış etrafı ise ya branda ya da bezlerle çevrilerek yapılmış tuvalet ve banyolar dışarıda. Su ise şebeke suyuna vurulan sondajdan çekiliyor. İlk dikkat çeken şeylerden birisi ise hemen hemen her çadırın önünde kurulmuş tandırlar. Kadınlar tarlada 9-10 saat çalıştıktan sonra çadırlarına döndüklerinde ertesi günün ekmek ihtiyacını karşılamak için tandırlarını yakıyorlar ve ekmeklerini hazırlıyorlar. Bazı kadınlar ise ekmeklerini odunlar yakarak saçta yapıyor. Mevsimlik tarım işçileri arasında en büyük emek, kadınların omuzlarına yıkılmış. Kadınlar saatlerce tarlada çalıştıktan sonra ekmek, yemek, temizlik işlerine başlıyor. Bir kadın günde 9 saat tarlada çalışmasının ardından çadıra dönüğünde de ev işlerine harcadığı süre düşünüldüğünde günde 14-15 saat çalışmış oluyor.

Lütfiye Özçelik eşi ile birlikte Urfa Suruç’tan gelen tarım işçilerinden. Tarlalarda günde 10 saat çapa yaptıktan sonra çadıra geldiğinde çalışmaya devam ettiğini belirten Lütfiye Özçelik, “Bu kez de yemek işi, çadırın temizliği, ekmek, çamaşır yıkama işi var. Sabah erken saatlerde çalışmaya başlıyoruz. Paydostan sonra da evde bazen gece 12’ye kadar ev işleriyle uğraşmamız sürüyor. En çok kadınlar yoruluyor” diyor.

Çadırların bulunduğu alanda tuvaletlerin dışarıda bulunması ve suyun sağlıksız koşullarda bekletilmesi sebebiyle ishal, ağızlarda oluşan yaralar, ateşli hastalıklar gibi bir çok hastalıklar da baş gösteriyor. Çadır kentte tarım işçileri sıcak ve tozla ve sivri sinekle mücadele etmek zorunda kalıyor. Yağmur yağdığı zaman ise çamur deryasına dönen çadır kentte hayat felç oluyor.

ÇADIR KENTTE DERME ÇATMA YAŞAM

2 bine yakın mevsimlik tarım işçisinin çalıştığı Yenişehir köylerinde, işçilerin büyük bir çoğunluğu ise Çardak köyü yakınlarında kurulan çadır kentte yaşıyor. 280’e yakın çadırın bulunduğu alan, adeta tarım işçileri için bir yerleşim yeri haline gelmiş. 3 yıl önceye kadar ne elektriğin ne de suyun olduğu çadır kentte, durumun gündeme gelmesi ve HDP’li vekillerin yetkililerle görüşmeleri, sivil toplum örgütlerinin hazırladıkları raporlar sayesinde bu yıl su ve elektrik verilmiş. Ama hâlâ bir çok tarım işçisi ailenin, başını sokabileceği bir çadırları dahi yok. Bir çok tarım işçisi aile, önceden gelerek çadırlara yerleşen diğer tarım işçisi ailelerin çadırlarının kenarlarına branda ve tahtalar yardımı ile yaptıkları derme çatma çadırlarda kalıyorlar. Ailelerin Yenişehir Belediyesine çadır için yaptıkları başvurular ise “Valilikten gelmesini bekliyoruz” yanıtı ile karşılanıyor.

Çadır kente ilk girildiğinde, çadırların arasında oynayan onlarca çocuk dikkat çekiyor. Aileleri çalışırken onlara düşen de yabancı bir kentte çocukluklarını yaşamak oluyor. Kiminin elinde bir top, kiminin elinde tarladan yorgun argın gelen annesinin yaptığı küçük bir uçurtma var. Kimisi de ailelerin yanlarında getirdikleri ve çadırlarının yanlarında kurulan derme çatma kümeslerdeki tavukların, civcivlerin peşinde. (İstanbul/DİHA)

ÖNCEKİ HABER

Ayakkabı işçileri yeniden eylemde

SONRAKİ HABER

Kılıçdaroğlu'dan 2. yıl dönümünde “Adalet Yürüyüşü” açıklaması

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa