Bu seçimin gerçek galibi Demirtaş\

Bu seçimin gerçek galibi Demirtaş'tır

'Gördüğü ilgi ve desteğe rağmen, kullandığı üslupta bir emekçi sadeliğinden hiçbir zaman uzaklaşmayan Demirtaş; Kürt sorununun ülkenin batısındaki kesimler üzerinde devletin de propagandası ile yıllardır oluşturduğu ön yargıları sarsmıştır. Onu kırabildiği oranda da desteğini nicel olarak da artırmıştır.' Fatih Polat yazdı...

Fatih POLAT

Bu yazı oyların yüzde 98.5’inin açıldığı anda yazılıyor. Ve alınan oy oranları şöyle: Erdoğan yüzde 51.8, İhsanoğlu yüzde 38.5, Demirtaş yüzde 9.7.
Katılım yüzde 74.4 dolayında. Son yerel seçimlerde katılım oranı yüzde 89.1’di.
Son seçimlerle kıyaslandığında katılım oranında yaklaşık 15 puanlık bir düşüş görülüyor.
Erdoğan’ın partisi 30 Mart seçimlerinde 20 milyon 520 bin oy almıştı. Bu seçimlerde ise Erdoğan, henüz yüzde 1.5 oranındaki sandığın açılmadığı şu anki düzlemde 20.726.109 oy almış durumda. Yani aldığı oy, sayı olarak partisinin son seçimde aldığı oya çok yakın ancak seçimde katılım oranı yaklaşık yüzde 15 düşünce, yüzdesi yükselmiş oldu.
Bu veriler ışığında belli başlı şu noktaların altını çizebiliriz.
Erdoğan, Başbakanlık koltuğunu bırakmadan devletin tüm imkanlarını kullanarak, yandaş medyaya ek olarak devlet televizyonunun desteğini çok büyük oranda arkasına alarak, AKP’li belediyelerin kendilerini kanıtlamak için giriştikleri propaganda yarışının da desteğiyle ve en yüksek seçim bağışını almış bir aday olarak bu sonucu almıştır. Ve ortaya çıkan sonuç KONDA’nın Erdoğan için açıkladığı yüzde 57 oranının 5 puan gerisindedir.
Ve bu seçimlerin en önemli sonuçlarından biri de 12 Eylül askeri darbesinden bu yana en düşük katılımlı seçim olmasıdır. Bu hem son 30 yıl içindeki en düşük katılımlı seçimdir, hem de AKP’nin 12 yıllık iktidarı boyunca gördüğü en düşük katılımlı seçimdir.
Bu sadece seçimlerin ağustos ayına denk gelmesiyle açıklanamaz. Zira bu Türkiye’nin yaz sıcağında yaşadığı tek seçim değil. Bu tablo, AKP’nin mobilize ettiği, sürekli diğer partilerin seçmen kitlesiyle kutuplaştırılarak arkasında tuttuğu seçmen kitlesi dışındaki kesimlerde siyasete azımsanmayacak düzeyde küskünlüğü de ortaya koyuyor.
Sandığın siyasette tek şey olmadığı düşüncesi bir gerçektir ama, nihayetinde bu seçimde sandığa gitmeyen yüzde 25.6 düzeyindeki çok önemli bir kesimin parlamenter siyasete inanmadığı için gitmediği de söylenemez. Zira daha önceki seçimlerde katılım oranı bunun çok üzerindedir.
Buna yol açan diğer bir neden de, CHP ve MHP’nin ortaya koyduğu, ardından irili ufaklı diğer birçok partinin de desteğini sağladıkları ‘çatı aday’ formülünün çöküşüdür. Ortaya konulan aday seçmende heyecan yaratmamıştır ve CHP ile MHP’nin son yerel seçimlerdeki toplam oyunda yaklaşık yüzde 7’lik bir düşüş görülmüştür.
Demek ki, CHP kurmaylarının düşündüğü gibi, Kürtlerden ve kendi solundan uzak durup, milliyetçi ve İslamcı çevrelerle güç birliği yapmak doğrudan bir yükselişi getirmiyormuş. Değişim dinamizmi ve heyecanından yoksun bir siyasal taktiğin kitleleri siyasal olarak hareketlendiremeyeceği açıktır.
Erdoğan kendi tabanında devasa reklam imkanlarını da kullanarak kendisini bir ‘toplum lideri’ gibi benimsetmeyi başarmış ve bunu yapmak için de, ‘çatı’ formülünün sunduğu ‘anti-Erdoğan’ formülünü de kendisini güçlendirmek üzere kullanmıştır. Ve aslında Cumhuriyet mitinglerinden beri Erdoğan’ı güçlendirdiği birçok kez ortaya çıkmış olan kutuplaşma siyaseti yine ona yaramıştır.
Buraya kadar olan kısmı, daha sonra daha detaylı değerlendirmek üzere buradan Demirtaş’a geçebiliriz. Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, bu seçimin gerçek galibi Demirtaş’tır. Erdoğan son 30 yılın en düşük katılımın olduğu bir seçimle ve devasa imkanların desteğiyle oyunu koruyarak Çankaya’ya çıkarken, Demirtaş oylarını HDP’nin son seçimdeki oylarına göre yaklaşık yüzde 50 oranında artırmıştır. Bu çok ciddi bir orandır. Ve bunu dediğimiz gibi Erdoğan ile kıyasla asimetrik imkanlar düzleminde gerçekleştirmiştir.
Çok açıktır ki, Kürt seçmenin dışında önemli bir kesim de Demirtaş’ın ortaya koyduğu politik söylem ve kapsayıcılığa ciddi bir destek vermiştir. Bu çalışma Türkiye’nin en büyük metropolü olan İstanbul’da kent yoksullarının at arabasıyla desteklediği, iki adayın dev billboardlarnın yanına keçeli kalem ile ‘Adayım Selahattin Demirtaş’ yazanların yaratıcı zeka ve emeği ile kazanılmıştır. Bayram harçlıklarını kendileriyle bayramlaşan Demirtaş’a seçim kampanyasına güç katmak için veren Hakkarili çocukların sevgisi, umudu, kumbarasını Demirtaş’a verenlerin coşkusu olmasaydı böyle bir enerji yakalanabilir miydi?
Gördüğü ilgi ve desteğe rağmen, kullandığı üslupta bir emekçi sadeliğinden hiçbir zaman uzaklaşmayan Demirtaş; Kürt sorununun ülkenin batısındaki kesimler üzerinde devletin de propagandası ile yıllardır oluşturduğu ön yargıları sarsmıştır. Onu kırabildiği oranda da desteğini nicel olarak da artırmıştır.
Demirtaş’ın İstanbul’daki son mitinginde Yasemin Göksu, “Oyum, devletin asık suratına karşı bize hep gülen gözlerle bakan Demirtaş’a” demişti. Bu güler yüzlü politika başka pek çok sanatçıdan, aydından, gazeteciden, bilim insanından da destek görmüştür.
Ortaya çıkan tablo Kürt ve Türk halklarının, Ermeni, Süryani, Alevi, Sünni, kadın, genç, LGBTİ, çevreci ve burada adını anamadığımız geniş bir kesimde güven yaratmıştır. Bu kesimler Demirtaş’a eşitsiz yarış imkanları açısından ikinci tura kalabilme ihtimalinin zayıf olduğunu da bilerek destek vermişlerdir. Bu, ona destek verenlerin bir değişim mücadelesine destek verdikleri ve bu mücadelenin arkasında durduklarını göstermektedir.
Demirtaş’a destek verenlerin bu gerçekleri görmesi ve bu tablodan öğrenerek davranması önümüzdeki dönem açısından da büyük bir önem taşıyor. Siyasette kimsenin oyu sabit durmuyor. Şimdi bu desteğe tutunarak daha ileriye uzanmanın mücadelesini verme zamanıdır.

www.evrensel.net