10 Ağustos 2014 06:00

Sözleşme sözde kalmasın

Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi, kısaca İstanbul Sözleşmesi 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe girdi.

Paylaş

Duygu AYBER

Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi, kısaca İstanbul Sözleşmesi 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe girdi. Sözleşme, “Kadına yönelik ayrımcılıkla mücadelede yeni bir uluslararası dönem” olarak lanse ediliyor. Kimi, “Sözleşme kadına yönelik şiddeti sonlandıracak” diyor, Türkiye’nin sözleşmenin ilk imzacısı olmasının önemini vurguluyor. Kimi ise var olan yasalar dahi uygulanmazken, söz konusu sözleşmenin yaraya merhem olamayacağını söylüyor. Öte yandan kadın hareketi, kadın ve kız çocuklarına yönelik şiddetle mücadelenin aciliyetini vurguluyor. Peki İstanbul Sözleşmesi, gerçekten kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddete çözüm olabilecek mi? Sözleşmenin uygulanabilirliği ne kadar mümkün? Evde, işte, sokakta şiddetten kurtulma mücadelesi veren kadınların günlük yaşamını nasıl etkileyecek? Bir yandan kadın hareketi açısından bir kazanım olarak değerlendirilen sözleşmenin, kadınların şiddetle mücadele hattında nerede duruyor? Yüksek lisans tezini bu sözleşme üzerine hazırlayan Kadının İnsan Hakları- Yeni Çözümler Derneğinden Şehnaz Kıymaz ve Sosyalist Feminist Kolektiften Avukat Selin Nakipoğlu sorularımızı yanıtladı.


SÖZLEŞME SİHİRLİ DEĞNEK DEĞİL

Av.Selin NAKİPOĞLU- Sosyalist Feminist Kolektif Üyesi

İstanbul Sözleşmesi özetle ne gibi yükümlülükler getiriyor?
Özetle şöyle: Her şeyden önce kadınların güçlendirilmesi yolu dahil, kadın ile erkek arasındaki temel eşitliği teşvik etmek, taraf devletlerin yetkililerine, görevlilerine, kurum ve kuruluşlarına kadına yönelik şiddetle mücadele yükümlülüklerine uygun davranmalarını sağlamaları, cinsiyete duyarlı politikalar geliştirmeleri, şiddeti önlemede ve mücadelede bütüncül politikaların uygulanması, kadına yönelik şiddetle mücadele alanında faaliyet gösteren sivil toplum örgütleriyle etkin işbirliği tesisi, özel sektör ve medyanın kadına yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla politika hazırlamalarını teşvik etmek, şiddet eylemlerinin tekrarlanmasından korumak amacıyla gerekli hukuki ve diğer tedbirleri almak, şiddete maruz kalanın şiddet gösterenden tazminat talep etmesini sağlamak üzere hukuki tedbirleri almak.
Sözleşmenin en önemli özelliklerinden biri de, bir denetim mekanizması getirmesi. Taraf ülkelerin temsilcilerinden mütevellit komite denetim mekanizması oluşturacak, “GREVIO” adı verilen bu birim, altı ay içinde Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından belirlenecek. GREVIO sözleşmenin etkili bir şekilde uygulanmasını izleyecek, raporlar hazırlayacak, taraf devletin rızası ile soruşturma ve gerekirse onun toprağına ziyaret edebilecek. Sözleşmenin sözde kalmaması açısından bir denetim mekanizması getirmesi önemli.

‘BU SORUN KENDİLİĞİNDEN ÇÖZÜLEMEZ’

Bu sözleşme kadınların günlük yaşantısını sizce nasıl etkileyecek?
Şüphesiz ki sözleşme, meseleye dair hukuki altyapıyı güçlendirecek önemli bir metin. Diğer uluslararası sözleşmelerden çok daha farklı, kapsamlı ve uluslararası hukukta yaptırım gücü olan ilk düzenleme olması ve sözleşme çerçevesinde ülkelerin birbirinden konuya ilişkin verileri talep edebilmesi açısından fevkalade önemli. Fakat 24 Kasım 2011 tarihli TBMM Dışişleri Komisyonu Raporunda da ifade edildiği gibi; sözleşmenin yürürlüğe girmesiyle tüm sorunlar kendiliğinden çözülemez. AKP Hükümetinin zaman kaybetmeden iç hukukun sözleşme hükümleri ile uyumunu sağlaması, gerekli hazırlıkları hızlı bir şekilde sonuçlandırılması gerekiyor.

KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HÜKMÜ KALDIRILMAK İSTENİYOR

Sözleşme şiddet sorununa çözüm olabilir mi?
Sözleşmede yer alan pek çok nokta, 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi yasasıyla ortaklık teşkil ediyor. Bu kanun, İstanbul Sözleşmesi dikkate alınarak hazırlandı. Yasal metinlerin bütüncüllük arz etmesi açısından bu da kayda değer bir husus.
Gerçekçi olup, Türkiye’de bir anda büyük bir değişiklik beklemiyoruz elbette. Erkek egemen sistemi sürekli yeniden üreten, Kadın ve Aile Bakanlığındaki “kadın” sözcüğünü tabeladan indiren, “kadın mıdır, kız mıdır” diye aşağılayan, kadını ikincilleştirmeye yönelik politikalar izleyen AKP Hükümetinin kadına yönelik politikalarının 1 Ağustos tarihinden itibaren sihirli değnek değmişçesine bir anda değişeceği düşüncesinde de değiliz. Başbakanın 2010’da Dolmabahçe’de kadın örgütleriyle gerçekleştirdiği buluşmada kullandığı “Kadın- erkek eşitliğine inanmıyorum” ifadesi, Anayasanın 10. maddesinde belirtilen “Kadınların ve erkeklerin eşit haklara sahip olduğu ve devletin bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlü olduğu” hükmünü pratikte ortadan kaldırma niyetinde olduğunu gösteriyor.

Sözleşmenin gereklerinin yerine getirilmesi konusunda siz nasıl bir tutum alacaksınız?
8 Ağustos tarihine kadar hükümetten henüz bir açıklama olmadı. Bu topraklarda kadın kıyımı varken, herhangi bir durumda kadına yönelik şiddetin gündemden düşmesi kabul edilebilir mi, bunun herhangi bir mazereti olabilir mi? Şimdi Türkiye’de hal böyleyken, “Kadınların güçlendirilmesi yolu dahil, kadın ile erkek arasındaki temel eşitliği teşvik etmeyi” merkeze alma zorunluluğu getiren bu sözleşmenin “ilk imzacısı” olmakla övünen AKP Hükümetinin, sözleşmeyi etkili hale getirip getirmeyeceğinin, iç hukukun sözleşme ile uyumlu hale getirilmesini ne kadar süre içinde yapacağının ve de yargı kararlarında gerçekleşeceği beklentisinde olduğumuz değişimlerin takipçisi olacağız. Sözleşmenin öngördüklerinin yaşama geçirilmesi için hemen bir eylem planı uygulamaya konulması gerekiyor.

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ İLK DEĞİL

İstanbul Sözleşmesi uluslararası alanda bir anda ortaya çıkan bir metin değil. Öncesinde de kadına yönelik şiddetle mücadele için hazırlanan başka belgeler de var. Neydi onlar?
Dünyada artış gösteren kadına yönelik erkek şiddetini önlemeye yönelik çalışmalara uluslararası kuruluşlar her zaman büyük önem verdi. BM ve Avrupa Konseyi bünyesinde kadına yönelik şiddete ilişkin ciddi çalışmaların yapıldığı, tavsiye kararları ve deklarasyonların yayınlandığı biliniyor. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 30 Nisan 2002 tarihli “Kadınların Şiddete Karşı Korunmasına” ilişkin tavsiye kararı, 7 Nisan 2011 tarihinde genişletilerek ve güncelleştirilerek bir sözleşme haline getirildi. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi “Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi”ni, 7 Nisan 2011 tarihinde Strazburg’da onaylamıştı. Türkiye, 11 Mayıs 2011 tarihinde sözleşme imzaya açıldığında ilk imzayı atmış, 24 Kasım 2011 tarihinde parlamentosunda onaylamıştı. Sözleşmenin yürürlüğe girmesi için gerekli 10 imza ise 3 yılda tamamlandı. Son olarak Andorra’nın parlamentosundan geçti ve üzerine üç ay beklendi nihayeten 1 Ağustos’ta yürürlüğe girdi.
Mevcut durumda sözleşmeyi onaylayan ülkeler: Karadağ, Arnavutluk, Avusturya, Bosna- Hersek, Danimarka, İtalya, Portekiz, Sırbistan, Türkiye, Andorra. Fransa ve İsveç’te ise 1 Kasım’da yürürlüğe girecek.


‘SÖZLEŞMENİN TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ’

Şehnaz Kıymaz BAHÇECİ- Kadının İnsan Hakları-Yeni Çözümler Derneği

İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik şiddet ve toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılık konularında şimdiye dek yapılmış en kapsamlı tanımlara yer veriyor. Bu sizce neden önemli?
Sözleşme, kadına yönelik şiddetin toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılığın hem bir sonucu ve hem de sebebi olarak tanımlanmasını da sağlıyor. Örneğin, ayrımcılık maddesi altında “cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği” ibarelerini barındırarak, bu konuda da ayrımcılık yapılamayacağını beyan eden ilk uluslararası sözleşme. Bu tanımlar ile kadınlar haklarını daha güçlü bir biçimde savunabilecek, kadına yönelik şiddet ve hane içi şiddet ile mücadele edilmesine yarayacak sözleşmede yer alan çok önemli yöntemler ve araçlar elde ettiler.
Sözleşme bu meseleyi ele alış konusunda kapsayıcı olacak şekilde şiddetin ortaya çıkmadan önlenmesi, mağdurların korunması, faillerin cezalandırılması ve konu hakkında gerekli politikaların üretilmesi yöntemini benimsiyor.

Uygulamada etkili olabilecek mi peki?
Tüm bu alanlarda bütünlüklü bir şekilde ve eş zamanlı olarak hareket edilmesi ile şiddetin engellenmesinin mümkün olacağını belirtiyor. Cinsel kriz merkezlerinin kurulması, kurulacak sığınakların özellikleri, ikincil mağduriyetlerin önlenmesi gibi günlük hayata birebir değen konularda birçok hüküm içeriyor aslında. Bu hükümlerin hakkıyla uygulanması, kadına yönelik şiddetin ve hane içi şiddetin engellenmesi konusunda çok büyük adımlar atılması anlamına gelecektir.

Bu durumda, Türkiye’de iç hukuk kurallarının sözleşmeye uygun hale getirilmesi gerekecek herhalde?
Elbette bu sözleşmenin iç hukuka uyarlanması, sözleşmenin hayatımıza etkisini hızlandırarak, kadına yönelik şiddetin önlenmesi konusunda siyasi bir irade gösterisi olacaktır. Öncelikle sözleşme yazıldıktan sonra hazırlanmasına rağmen, bu Sözleşme ile yeterince uyumlu olmayan 6284 No’lu yasanın eksiklerinin giderilmesi, sözleşmeye uygun şekilde yönetmeliklerinin yayınlanması gerekiyor. Ancak, gerekli düzenlemeler yapılmasa bile Anayasanın 90. maddesi “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası Anılaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası anlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası anlaşma hükümleri esas alınır” diyor. Bu sebeple, iç hukukumuzun sözleşme ile uyumsuz olduğu durumlarda dahi sözleşmede yer alan hükümlerin uygulanması konusunda anayasal dayanak var.

Peki  kısa sürede atılması gereken somut adımlar, düzenlemeler öngörülmüyor mu?
Ulaşılabilir bir AloŞiddet hattının kurulması, cinsel kriz merkezlerinin kurulması, yeterli sayıda ve kalitede hizmet sağlayabilecek sığınakların oluşturulması, mağdurların sığınak sonrasında kendi ayaklarının üzerinde durabilmeleri için gerekli barınma ve ekonomik destekleri bulabilmelerinin sağlanması, konu ile ilgili kamu personeline ve yargı mensuplarına gerekli eğitimlerin verilmesi ve böylece bir kez mağdur olmuş kişilerin ikincil bir mağduriyetten korunmaları, şiddete tanık olanların korunmaları, şiddet uygulayanların etkili rehabilitasyonu ve cezalandırılmaları gibi birçok konu, iç hukukumuzla uyumlandırılması gereken konular. Bu uyumlandırılmaların yapılması, elbette konu hakkındaki siyasi iradeyi göstermek açısından önemli.

DİĞER SÖZLEŞMELERDEN FARKI NE?

CEDAW (Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi) Sözleşmesi benzer bir uluslararası sözleşme aslında. Peki sizce neden ikinci bir uluslararası mekanizmaya ihtiyaç duyuldu? 
CEDAW 1979’da yazılmaya başladığında ne yazık ki kadına karşı şiddet henüz uluslararası insan hakları gündeminde bir insan hakları ihlali olarak görülmüyordu. CEDAW içerisinde kadına yönelik şiddet konusunu yalnızca Genel Tavsiye Kararları içerisinde ele alıyor. Her ne kadar CEDAW bunun içerisinde şiddeti ele alırken taraf ülkelerin bu konuyu da Sözleşme dahilinde raporlamalarını istemiş olsa da, konuyu ele alışı hiçbir şekilde İstanbul Sözleşmesi kadar detaylı değildir. Türkiye kadın hareketi ve bu hareketin bir parçası olan Kadının İnsan Hakları - Yeni Çözümler Derneği olarak, CEDAW mekanizmasını Türkiye’de kadının insan haklarının ilerlemesi konusunda savunuculuk yapmak için kullanmak noktasında çokça deneyimliyiz. Bu sebeple GREVIO’nun benzer bir yapıda çalışmasının da bu deneyimi kullanmak için çok yararlı olacağını düşünüyorum. 

“GREVIO” adı verilen komiteyi biraz açabilir miyiz?
Üye ülkelerden uzmanlar GREVIO’da olmak üzere önerilecek ve üye ülkelerin oyları ile en çok oy alan uzmanlar GREVIO’ya seçilecekler. Bu yüzden bir ülkenin önerdiği uzmanın diğer ülkeler tarafından da takdir görecek, alanının ehli insanlar olması önemli. Benzer bir seçim süreci CEDAW Komitesi için de geçerli ve CEDAW Komitesi’nde Prof. Dr. Feride Acar (ki kendisi İstanbul Sözleşmesi’ni hazırlayan uzmanlar grubunun da bir üyesiydi) Türkiye’nin adayı olarak uzun yıllardır yer alıyor. GREVIO tam olarak nasıl işleyeceğini, oluştuktan sonra kendi belirleyecek. Bu yüzden daha fazla bir şey söylemek zor görünüyor.

ÖNCEKİ HABER

Big boss seçimi ve biat cumhuriyeti

SONRAKİ HABER

Ankara ve Mardin'de sosyal medya operasyonu: Çok sayıda kişi gözaltına alındı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa