08 Ağustos 2014 15:58

‘Dere yataklarındaki yapılar derhal kaldırılmalı’

Meteorolojinin bir gün önceden sel, fırtına, hatta hortum uyarısı yapmasına rağmen yine kentlerde bilindik görüntüler yaşandı: Zemin kattaki evler, işyerleri, yollar ve alt geçitler suyla doldu, çok sayıda insan mağdur oldu. Üstelik İzmir’de, 16 yaşındaki bir genç de yaşamını yitirdi. Uzmanlar göz göre göre gelen felaketlerin doğal olduğu ancak kentlerdeki altyapı felaketlerinin hiç de doğal olmadığı görüşünde. Şehir Plancıları Odası Genel Başkanı Orhan Sarıaltun uyarıyor: “Dere yataklarındaki yapılar derhal kaldırılmalıdır.”

Paylaş

Arif KOŞAR
İstanbul

Meteorolojinin bir gün önceden sel, fırtına, hatta hortum uyarısı yapmasına rağmen yine kentlerde bilindik görüntüler yaşandı: Zemin kattaki evler, işyerleri, yollar ve alt geçitler suyla doldu, çok sayıda insan mağdur oldu. Üstelik  İzmir’de, 16 yaşındaki bir genç de yaşamını yitirdi. Uzmanlar göz göre göre gelen felaketlerin doğal olduğu ancak kentlerdeki altyapı felaketlerinin hiç de doğal olmadığı görüşünde. Şehir Plancıları Odası Genel Başkanı Orhan Sarıaltun uyarıyor: “Dere yataklarındaki yapılar derhal kaldırılmalıdır.”

Gerekli önlemler alınamaz mıydı? Kısa vadede yani dünden itibaren yapılacak şeyler var mıydı?

Öncelikle yapılması gereken ilk uygulama, bu fütursuzca yapı ve nüfus yoğunluğunu arttıran, rant odaklı imar planı müdahaleleri durdurulmalıdır. Özellikle dere yataklarını yola veya yapı alanlarına dönüştüren uygulamalardan bir an önce vazgeçilmeli, yapılaşması biten dere yataklarındaki yapılar derhal kaldırılmalıdır ki yağmur suları yataklarından ırmaklara ve denize ulaşabilsinler. Rant amaçlı kullanılıyor diye eleştirdiğimiz “Afet Yasası” tam da dere yataklarındaki yapılaşmalardan kentlerimizi arındırmak için kullanılmalı ki, amacına uygun sonuçlar verebilsin. Oysa bugün tam tersine bu yasa, Fikirtepe örneğinde olduğu gibi, yapı yoğunluğunu arttıran uygulamalarda kullanılmakta, ileride daha büyük felaketlere çanak tutulmaktadır.
Diğer taraftan dolgu alanları da doğaya rağmen yapılan ve yağmur sularının denize ulaşımını zorlaştıran uygulamalardır.

Orta ve uzun vadede neler yapılabilir?
Kentlerde oluşturulan yapı yoğunlukları ve bina yüksekliklerinin kentteki hava akımını ve iklimi doğrudan etkilediği ortadadır. Hal böyle iken, bir de “Afet Yasası” uygulamaları ile mevcuttaki yapı alanlarıyla, daha yoğun ve yüksek yapılarla kentlerimiz donatılmaktadır. Yani aynı zamanda yüksek yapılardan da bir an önce vazgeçilmelidir. Yüksek yapı; kent bütününü hesaba katarak, planlı bir şekilde sınırlı bölgelerde yapılabilir. Oysa son dönemde, başta Ankara ve İstanbul olmak üzere tüm büyük kentlerimizde, hem yapı yoğunluğu hem de bina yükseklikleri arttırılarak kent içi ısı ve nem oranları, sağlıklı yaşam sınırlarını zorlamakta, özellikle ani yağmurları ve sel felaketlerini tetiklemektedir.

Bunları yapmakla doğrudan sorumlu olan kurum ya da kurumlar hangileri? Neden yapılmıyor?
Bu hatalı uygulamaların son dönemde birincil sorumlusu, AKP hükümeti, emrindeki kurumları ve belediyelerdir. Başta Çevre ve Şehircilik Bakanlığı olmak üzere, TOKİ ve belediyeler, sürekli olarak kentlerimizi betonlaştıran uygulamalara imza atmaktadırlar. Kentlerin içindeki dere yatakları, hava koridorları yapılaşmaya açıldığı gibi, örneğin İstanbul’da Kuzey Ormanları, Ankara’da AOÇ ve İzmir’de İnciraltı gibi yapılaşmadan uzak olması gereken kent içi ve çevresindeki değerli açık alanlar katledilmekte ve afetlere yol verilmektedir.

SEL FELAKETLERİ, HAYATIMIZIN PARÇASI HALİNE GELİYOR

Bu kadar ‘planlı’ bir yağış sonucu, can kaybı olması normal mi?
Bütün bu hatalardan vazgeçilmez ise geçmişte Ankara’da, İstanbul’da,  Samsun’da TOKİ alanında, bugün İzmir’de yaşadığımız ölümlü sel felaketleri hayatımızın parçası haline gelecek. Yaratılan yapay ve beton kentler; hortumlar, fırtınalar, her an ölüm getiren felaketleri yaratacaktır. Kamu spotlarıyla tarım alanlarının korunmasını öğütleyen ve taahhüt eden Tarım Bakanlığının sürekli olarak tarım alanlarını yapılaşmaya açan imzalar attığı, enerji açığı bahaneleriyle dereleri kurutan HES’lerin giderek arttığı, doğa harikası Gerze, Amasra gibi alanların Termik santrallerin zehrine teslim edildiği, her ülkenin artık uzak durduğu nükleer enerjiye kucak açıldığı ülkemizde, felaketlerin önlenmesi neredeyse imkansızdır. En genelde bu hatalı uygulamalardan vazgeçmeden afet önlemi almaya çalışmak, can ve mal kaybına razı olmaktır. Doğaya ve kentlere bir bütün olarak bakılıp, doğa ve toprak korunmaz ise, önlemler her durumda yetersiz kalacaktır.
 

ÖNCEKİ HABER

Dünya gençliği: Filistin’in ve Rojava’nın yanındayız

SONRAKİ HABER

Anadolu liselerindeki yeni saat düzenlemesi öğrenci ve öğretmenleri mağdur ediyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa