08 Ağustos 2014 06:00

Sinemanın “yıkıcı” kadınları

Amos Vogel’in “Yıkıcı Bir Sanat Olarak Sinema” kitabının bölümlerindeki filmlerden oluşturulan bir seçkiyle düzenlenen “Bilgi Sinema Buluşmaları”, Galatasaray Tezgah Kitabevi’nde seyircilerle buluşacak.

Paylaş

Melike FUTTU
İstanbul


Amos Vogel’in “Yıkıcı Bir Sanat Olarak Sinema” kitabının bölümlerindeki filmlerden oluşturulan bir seçkiyle düzenlenen “Bilgi Sinema Buluşmaları”, Galatasaray Tezgah Kitabevi’nde seyircilerle buluşacak. Bilgi Üniversitesi Sinema Kulübü tarafından düzenlenen ve geçtiğimiz temmuz ayında başlayan etkinlikte, ilk ay kitabın “Montaja Saldırı” bölümünden filmlere yer verilmişti. Kitabın, “Hikaye ve Anlatıyı Yıkmak” adlı bölümünden seçilen filmlerin gösterimiyse 7 Ağustos’tan 28 Ağustos’a kadar devam edecek. Ağustos ayı süresince her perşembe perdeye yansıyacak filmler, saat 19:00’da başlayacak. Seçki 1960’lı yılların dünya sinemasından birçok örneğini içerirken, Marguerite Duras, Ken Jacobs, Stan Brakhage, Gianfranco Baruchello ve Richard Myers gibi deneysel yönetmenlerin filmleri yer alıyor.

DURAS’IN ERKEKLİĞE BAŞKALDIRISI

Sinema Buluşmaları kapsamında, bu ayın ilk gösterimi dün gerçekleştirildi. 1969 yapımı ‘Détruire dit-elle’ (Destroy, She Said- Yıkmak, Dedi Kadın ) adlı film, Marguerite Duras’ın aynı adlı kitabından bir uyarlama. Vietnam doğumlu Fransalı sanatçı Duras, hem yazar hem film yönetmeni kimliğini bu filmde harmanlıyor. Daha önce Alain Resnais ve Jules Dassin’in yönetmenliğinde birçok eseri sinemaya uyarlanan Duras, ilk kez bu filmde bir kitabını senaryolaştırarak yönetmen koltuğuna oturuyor. Sanatçının bu deneyimlemesi film boyunca kendini özellikle bir kadın yazar ve yönetmen olmanın etkilerini taşıyarak var ediyor. En önemlisi de bu sayede sinemadaki erkek egemen bakışı yıkarak, hikayeyi kadın gözünden anlatıyor Duras. Hiç şüphesiz Duras’ın kadın yönetmenliği, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Fransa’da ortaya çıkan “Yeni Dalga” hareketinin, sanatçının sinemasına nasıl yansıdığının ve edebiyatta ortaya çıkan “Yeni Roman” akımının öncülerinin “Yeni Dalga”da nasıl birleştiklerinin de göstergesi. Bu dönemde dünya sinemasının bir arayış içerisine girmesiyle ortaya çıkan akım, klasik film yapma biçimlerini reddedip, tabuları yıkar ve Duras’ın Yıkmak, Dedi Kadın’da konumlandırdığı kadın gözüyse hiç şüphesiz ki bundandır. Evet, film izleyiciyi voyöristik bir fanteziye sürükleyerek içine alsa da, bu gözetleme hali bile film süresince kendisini kadın gözünden var ediyor. Bu durum “Yeni Dalga”‘nın beraberinde getirdiği “Yazarların Politikası” kuramıyla da örtüşüyor. Sinemayı klişeleşmiş anlatıların tekelinden çıkararak, azınlığın düşüncelerini yansıtabildiği ve kalem özgürlüğünü kullanabildiği bir sanat olarak tanımlayan kuram çerçevesini de, Duras’ın kadın bir sanatçı olarak kullandığı sinematografik dil sinemadaki erkekliğe; çoğunluğa bir başkaldırı olarak yorumlanabilir.

‘YENİ DALGA’ VE SİNEMATOGRAFİK ANLATI

1914 yılında doğan sanatçı, politika, hukuk ve matematik eğitimi aldığı öğrencilik yıllarında Fransız Komünist Partisi’ne üye olur. İkinci Dünya Savaşı yıllarındaysa Fransız direnişçileriyle örgütlenen Duras, aynı zamanda ’68 hareketinde de etkin olarak eylemlilik gösterir. Bununla bağlantılı olarak da sanatçının politik kimliğini film boyunca gözlemlemek kaçınılmaz bir hal alıyor. Özellikle Yeni Dalga yönetmenlerinin, toplumsal ve siyasi değişimleri gerek kurgusal gerekse sinematografik anlatı açısından muhafazakar film yapma biçimlerinden kesin bir kopuş sergileyerek yansıttıklarını düşünürsek “Yıkmak, Dedi Kadın’ı” bu kopuşun bir örneği olarak değerlendirmek yanlış olmaz. Tam da bu noktada Amos Vogel’in film hakkındaki yorumu Duras’ın yönetmenliğini tam anlamıyla yansıtır nitelikte:

“ … bir otel odasında, dış dünyadan ayrılmış ve kendi içinde izole olmuş beş insan hakkında hipnotik bir film. Çevrelerinden ağ gibi sarılı, bir nevi ritüel haline gelmiş güç oyunları ile durmaksızın değişen ve müphem bir şekilde kendi sessiz işaret oyunlarına dönüşen karakterler. Stilize, belirli bir mantık çizgisini takip etmeyen diyalogların yarattığı tarifi güç korku; uzun, kesintisiz çekimler ile yakın çekimlerin bıraktığı sıkıntı ile uzaklık hissi.”

AYRI BİR SANAT MANİFESTOSU

Sinematografik açıdan filmin siyah-beyaz olarak çekilmesi renkli sinemanın hakim olduğu bu dönemde hem var olan anlatı biçimini yıkmak hem de filmin sıkıntı duygusunu desteklemek adına bilinçli bir seçim olarak kendisini gösteriyor aslında. Deneysel çekimlerin ağırlıklı olduğu film uzun süreli yakın plan çekimleriyle de beş karakterin: Elisabeth, Max, Alissa, Stein ve Thor’un sıkışıp kalmışlığını güçlendirerek betimliyor.  Kesik kesik, beklenmedik çekimler, hikayenin kurgusal açıdan kronolojik olmayışı ve olayların mantıklı bir sırada anlatılmayışıysa “Yeni Dalga”nın biçemini korumaya devam ediyor. Karakterlerin izole hali bu beklenmedik ve mantıksal olmayan kurguyla seyrettiğimizin yalnızca bir film olduğunu hatırlatarak, izleyiciyi de filmden izole ediyor. Metin dışı seslerin film boyunca kullanılışıysa korku hissini güçlendirirken, izleyiciyi uyandırıyor sanki. Böylece izleyiciyi içerisine girdiği yapay dünyadan soyutluyor. Bu biçem, karakterlerinin iç dünyasını yansıtarak otel odasındaki sıkışmışlıklarını izleyiciye daha da çok hissettiriyor. Ancak, bunun yanı sıra Duras “Yıkmak, Dedi Kadın” ile tanıklık ettiği savaşların ardından, kendi iç dünyasını da irdeliyor bir nevi ve yıkarak ayrı bir sanat manifestosu, yeni bir sinema kuramı oluşturuyor.

SEÇKİDEKİ DİĞER FİLMLER
14 Ağustos 2014, Perşembe
Tom, Tom, the Piper’s Son  / Yönetmen: Ken Jacobs 123’
21 Ağustos 2014, Perşembe
* Anticipation of the Night (1962) / Yönetmen: Stan Brakhage
* La Verifica incerta (1965) / Yönetmen: Gianfranco Baruchello 
28 Ağustos 2014, Perşembe
Akran (1969) / Yönetmen: Richard Myers

ÖNCEKİ HABER

Cudi Dağı\'ndaki askeri operasyon son buldu

SONRAKİ HABER

12 yaşındaki çocuk parkta oynarken elektrik akımına kapılarak yaşamını yitirdi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa