07 Ağustos 2014 06:00

Sınırların yasaklı yüzleri: Mülteciler

Avrupa ülkelerine geçmek isteyen mülteciler için geçiş ülkesi olarak görülen, bu nedenle de mültecilerin yoğun olarak yaşadığı ülkelerin merkezinde yer alan Türkiye’de, çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşan 1 milyon 400 bine yakın sığınmacı ve mülteci yaşıyor. Beslenme, barınma ve sağlığa erişimle ilgili ciddi sorunlar yaşayan ve kendilerini korumak için birçok zorluğa karşı mücadele etmek zorunda kalan mülteciler, ölüm gösterilerek sıtmaya razı ediliyor.

Paylaş

Rojda KORKMAZ

Avrupa ülkelerine geçmek isteyen mülteciler için geçiş ülkesi olarak görülen, bu nedenle de mültecilerin yoğun olarak yaşadığı ülkelerin merkezinde yer alan Türkiye’de, çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşan 1 milyon 400 bine yakın sığınmacı ve mülteci yaşıyor. Beslenme, barınma ve sağlığa erişimle ilgili ciddi sorunlar yaşayan ve kendilerini korumak için birçok zorluğa karşı mücadele etmek zorunda kalan mülteciler, ölüm gösterilerek sıtmaya razı ediliyor.

Savaş, işgal, açlık ve yoksulluğun her yıl milyonlarca insanı savurduğu göç yollarından biri de Türkiye’ye çıkıyor. Türkiye, Avrupa ülkelerine geçmek isteyen mülteciler için bir geçiş ülkesi olarak görülmesi nedeniyle, mültecilerin yoğun olarak yaşadığı ülkelerin merkezinde yer alıyor. Cenevre Sözleşmesi’ne “coğrafi sınırlama” ile taraf olan Türkiye’de, çoğu kadın ve çocuklardan oluşan 1 milyon 400 bine yakın sığınmacı ve mülteci bulunuyor. Mültecilerin büyük çoğunluğunu ise devam eden iç savaş nedeniyle ülkelerini her geçen gün terk etmek zorunda kalan Suriyeliler ile Afganistan, İran, Irak ve Afrika ülkelerinden gelenler oluşturuyor. Sığınmacı ve mültecilere geçici bir süre için ikamet izni veren ve üçüncü ülkeye yerleştirilmelerini öngören Türkiye’de, iltica sistemi ise ciddi sorunlar taşıyor.

UYDU KENTLERE GÖNDERİLİYORLAR

Türkiye’ye gelen sığınmacı ve mülteciler, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) tarafından “Ana kente bağlantılı olarak kurulan ve yükünü azaltmak için çevresinde oluşturulan yerleşim yerleridir” şeklinde tanımlanan ve sayıları 51’i bulan uydu şehirlere yerleştiriliyor. Türkiye, uydu kentlere yerleşen mültecilerin burada kalmasına Birleşmiş Milletler Mülteci Yüksek Komiserliğince (BMMYK) başvuru, kabul ve güvenli üçüncü bir ülkeye yerleştirme işlemleri tamamlanıncaya kadar izin veriyor. Mülteciler, Hatay, Adana, Antep, Maraş, Malatya, Urfa, Kilis, Osmaniye ve Adıyaman gibi şehirlerde bulunan kamplara yerleştirilirken, kamp dışında yaşayan mülteci ve sığınmacılar ise çoğu zaman ev bulamıyor. Bulabilenler ise küçük evlerde yada tek odalı derme çatma barakalarda yaşamını sürdürmeye çalışıyor.

Türkiye, aynı zamanda mültecilere yönelik kayıt dışı çalıştırmanın da en fazla olduğu ülkelerden biri. Kayıt dışı çalıştırmaya karşı sadece cüzi bir para cezası verilemesi nedeniyle Türkiye’de binlerce mültecinin kayıt dışı çalıştırıldığı tahmin ediliyor. Çalışma izni olmadan çalışan yabancılar, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun (YUKK) 54/1 maddesine göre Türkiye’deki kanunlara uymadıkları gerekçesiyle sınır dışı edilmekle karşı karşıya da kalıyor. Genel olarak “vasıfsız işçi” statüsünde güvencesiz olarak çalıştırılan bu işçilerin son 15 yılda Türkiye’de patronlara sağladığı ekstra kazancın ise 12,2 milyar doları geçtiği belirtiliyor.

200 BİN SURİYELİ SOKAKTA YAŞIYOR

2011’de başlayan iç savaş nedeniyle Türkiye’ye en fazla göçün olduğu ülkelerin başında Suriye geliyor. İç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan ve sayılarının 1 milyonu aştığı belirtilen Suriyeli sığınmacılar, “Sınırsız kalışı, zorla geri göndermeye karşı korumayı ve acil ihtiyaçlara yanıt veren kabul düzenlemelerine erişimi içerecek şekilde koruma ve yardım sağlanma” olarak tanımlanan “geçici koruma” kapsamında bulunuyor. Mültecilerden 220 bini Türkiye sınırları içerisinde kurulan 24 kampa yerleştirilirken, sokaklarda, yıkık binalarda yada yaptıkları derme çatma barakalarda kalan mültecilerin sayısı ise 200 bin.

Eski İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın Suriyeli sığınmacıların yerleştirildiği ve sayısı 24’ü bulan kamplara ilişkin, “Her birisi şehir gibi, 35-40 bin nüfuslu kamplarımız var. 218 bin 632 kişi kalıyor kamplarda” diyerek övdüğü kamplardaki yaşam koşullarının nasıl olduğu ise kamplara giriş yasağı nedeniyle tartışma konusu.
Öte yandan ülkelerinde başlayan iç savaş sonrası, ailelerine bakabilmek için Türkiye’ye gelen Suriyeliler, burada insan tacirleri tarafından “komisyon” karşılığı tekstil patronlarına adeta köle gibi satılıyor durumda. İşçiler, para karşılığında tekstil patronlarına satıldıkları yetmezmiş gibi, insanlık dışı koşullar altında çalıştırılıyor.

EN TEMEL SORUNLARDAN BİRİ SAĞLIĞA ERİŞİM

Mültecilerin Türkiye’de yaşadıkları en temel sorunlardan biri de sağlığa erişim hakkı. 12 Nisan 2014 tarihinde yürürlüğe giren Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununu (YUKK) mülteci ve sığınmacıların sağlık hakkına erişimiyle ilgili yeni düzenlemeler getirse de, yabancılar “sığınmacı”, “mülteci” ve “şartlı mülteci” olarak ele alınıyor. Coğrafi çekince korunarak kabul edilen yasada sağlık hakkına erişim de bu çekince üzerinden yapılıyor.
Mültecilerin sağlığa erişim koşullarına ilişkin saha çalışması yapan İstanbul Tabip Odası Üyesi Dr. Faize Deniz Mardin, ön yargıların Türkiye’de yaşayan mültecilerin sağlık hakkından yararlanmasının önüne geçtiğini belirtiyor. Hastanelerde özellikle Afrika kökenli olan mültecilere, “Bu kişi zaten hastalıklıdır” şeklinde yaklaşımların olduğunu söyleyen Mardin, mültecilerin hastanelerde yaşadıkları sıkıntı yüzünden tedavi dahi olmak istemediklerini belirterek, “Durumları çok kötüye gitmeden hastaneye gitmiyorlar. Bu durum yaşadıkları şartlar itibariyle ölüme kadar götürebiliyor” diyor.

CENAZELER DAHİ TESLİM EDİLMİYOR

Mardin’in, “Bazı hastaneler kendilerine başvuran ve yaşamını yitiren hastadan, ödeme alamadığı için cenazeyi teslim etmiyor. Araya konsolosluklar giriyor, BMMYK giriyor” şeklindeki ifadeleri mültecilerin yaşam hakkıyla ilgili en çarpıcı gerçeği de gözler önüne seriyor.

Yüzde 77’sini kadın ve çocukların oluşturduğu sığınmacı ve mülteciler, Türkiye’ye geldikleri andan itibaren kendilerini korumak ve yaşamlarını sürdürmek için çeşitli zorluklara karşı mücadele etmek zorunda kalıyor. “Yabancı” olarak değerlendirilen ve toplumsal cinsiyet nedeniyle ayrımcılığa maruz kalan kadın mülteciler, sağlık ve sosyal hizmetlere erişimle ilgili de ciddi sıkıntılar yaşıyor. Uydu kentler olarak belirlenen az muhafazakar ve az nüfuslu illere gönderilen kadınlar, burada da toplumsal cinsiyete dayalı şiddete maruz kalarak baskıya uğruyor.

MEDYA VE HÜKÜMET KRİMİNALİZE EDİYOR

Başta  medya olmak üzere “mülteci” ve “suç” kavramlarının neredeyse eş anlamlı olarak kullanılarak kriminalize edilmesi, mültecilerin toplumun diğer kesimleri tarafından hedef haline getirilmesine de zemin hazırlıyor. Temmuz ayında da Maraş, İstanbul, Antep, Adana ve Mardin’de Suriyelilere yönelik ırkçı saldırılar devam ederken, hükümet yetkilileri ise içine girdikleri durumdan sığınmacı ve mültecileri hedef göstererek çıkmaya çalıştı. İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu’nun son açıklaması da bunun son örneklerinden oldu. Mutlu, İstanbul’da özellikle mali durumu iyi olan Suriyelilerin daha fazla olduğunu söyleyerek, “Dilencilik yapan Suriyelilerden sadece İstanbullular değil, İstanbul’da kalan Suriyeliler de rahatsız oluyor. Suriyeli temsilciler bizlere gelerek, ‘Bunlar bizim buradaki Suriyeli misafir olma imajımızı zedeliyorlar. Bu imaj bütün Suriyelileri olumsuz etkiliyor’ diyorlar. Dolayısıyla bu konu ile ilgili değerlendirmeler yapılıyor.

Çok kısa sürede ciddi ve yeni bir uygulama başlatacağız” diyerek sokaklarda yaşamak zorunda bırakılan sığınmacı ve mültecilere dönük dışlayıcı yaklaşımını ortaya koydu.(İstanbul/DİHA)

ÖNCEKİ HABER

Bakanlığın Kumport işçisinden haberi yok

SONRAKİ HABER

Manisa'da işçiler geleceklerini tartışıyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa