06 Ağustos 2014 06:00

Patron, Suriyelilerle tehdit ediyor

Herhangi bir yasal statüleri olmayan mülteciler, her koşulda, karın tokluğuna bile çalışmaya razı işçiler demektir patronlar için. Dünyanın hiçbir yerinde patronlar, mültecileri kullanarak ücretleri daha da düşürmek, çalışma sürelerini uzatmak, koşulları kendi lehlerine daha da ağırlaştırmak fırsatını kaçırmamıştır. Bu sonuçlar hemen her ülkede göçmenlere yönelik ırkçı saldırıların kışkırtılmasının da zemini oldu.

Paylaş

DOSYA: Suriye'den Çağlayan'a

HAZIRLAYANLAR: Bülent KEPENEK / Vedat YALVAÇ

Herhangi bir yasal statüleri olmayan mülteciler, her koşulda, karın tokluğuna bile çalışmaya razı işçiler demektir patronlar için. Dünyanın hiçbir yerinde patronlar, mültecileri kullanarak ücretleri daha da düşürmek, çalışma sürelerini uzatmak, koşulları kendi lehlerine daha da ağırlaştırmak fırsatını kaçırmamıştır. Bu sonuçlar hemen her ülkede göçmenlere yönelik ırkçı saldırıların kışkırtılmasının da zemini oldu. Sermaye, göçmenleri bir yandan daha fazla kâr etmenin öte yandan işçileri birbirine düşürmenin, bölmenin bir aracı hale getirdi hep.
Adana, Gaziantep ve Kahramanmaraş’ta meydana gelen ırkçı saldırılar da bu sonuçların yansımaları olarak ortaya çıktı. Büyük çoğunluğunun tek hedefi hayatta kalabilmek olan Suriyeli mülteciler, göç ettikleri yerlerdeki ‘yerli’ halk tarafından tehdit olarak görülüyorlar. Çağlayan’da durum bu; Türkiyeli işçiler ve esnaf göçmen işçilerden rahatsızlıklarını açıkça ifade ediyorlar. Bu rahatsızlık henüz fiziksel bir saldırıya dönüşmedi, ama alttan alta kışkırtılıyor.

SURİYELİLERE KÖTÜ DEMİYORUM, AMA

Türkiyeli işçilerin temel sıkıntısı, patronların kendilerini Suriyeli işçilerle tehdit etmesi...

Öğle molasında arkadaşlarıyla çay içerken görüştüğümüz işçilerden Mahmut Peker, “Ben Suriyelilere kötü demiyorum, her yerin iyisi ve kötüsü vardır. Hatta apartmanımıza taşındılar biz onlara sahip çıktık, eşya verdik. Babama onlar da baba diyor. Ama piyasayı çok düşürdüler. 700-800 lira haftalık alırken bugün haftalıklar 400-500 liraya düştü” diyor.
Mahmut’un arkadaşı Veysel, Suriyelilerden daha rahatsız. İşsizliğin “onlar yüzünden” arttığını, ücretlerin yarıya düştüğünü söyleyen Veysel, şöyle “Hükümet insanlara yardım ediyormuş, tamam güzel etsin, ama bizim halimiz zaten perişan, önce bize yardım etsin. Bu kadar çok Suriyelinin gelmesi beni rahatsız ediyor. Kimse sevmiyor onları” diye konuşuyor. Batmanlı bir Kürt olan Veysel’e Kürtlerin de bir dönem göç ederek geldiklerinde, çok tepki gördüklerini hatırlatıyoruz. Yanıtı şöyle oluyor: “Sonuçta biz bu ülkenin vatandaşıyız ve Türk ve Kürt’ün kardeş olduğunu herkes gördü. Ama Suriyeliler öyle değil. Oradan gelen Kürtler bile bizden farklı.” Veysel, Suriyeli işçilerle yakın zamanda bir kardeşleşme olacağına da inanmıyor.

ATÖLYELER SURİYELİ VE ÇOCUK İŞÇİ DOLU

Öğle arası çok fazla işçiyle görüşemiyoruz. Çünkü 5 dakika dahi geç kalsalar yevmilerinin kesilmesi gibi sorunlar yaşayabilirler. Tercümanlığımızı yapan arkadaş da bir işçi olduğu için işine dönmek zorunda. Biz de onunla birlikte atölyelerin içerisine girerek işçilerle konuşmaya devam ediyoruz. İşçilerin çalışma izinlerinin olmaması ve bazı işyerlerinde çocuk işçi çalıştırılması nedeniyle atölye sahipleri bizi işçilerle görüştürmek istemiyor.

Merdiven aralarında çay içen işçilerle konuşmaya çalışıyoruz. Merdivenlere oturan 5-6 kadın işçiye yaklaşıp Suriyeli işçiler hakkında ne düşündüklerini soruyoruz. Esmerliğinden dolayı Erol Taş adını taktıkları bir Suriyeli işçiyi ve 14 yaşındaki kardeşini işaret ediyorlar. Onlar Türkçe bilmediğinden, yine kadın işçiler onların yerine konuşuyor.
Yevmiyeleri düşürdükleri için tepkilerini gizlemeyen kadın işçiler, “Suriyelilerin durumu bizden iyi” diyor ve şaka yollu ekliyorlar: “Yakında bunlar bizi buradan kovar!” Kürt bir kadın işçi, “Biz bu ülkenin vatandaşı olduğumuz halde, geldiğimizde çekmediğimiz kalmadı, bize çok kötü davrandılar, ama elin Suriyelisi burada baş tacı ediliyor” diyor. Kadın işçiler, Türkiye’den evlenmek istediğini söyleyen 19 yaşındaki Musab’a, “Buldu güzel yeri gitmez” diye takılıyorlar.

PATRONLAR: YARDIMCI OLUYORUZ

Atölyesinde çalışan işçilerle sohbet ettiğimizi görerek yanımıza gelen patron telaşla, “Normalde Suriyeli işçi çalıştırmadığını, hele çocuk işçi hiç çalıştırmadığını, bu gençlere acıdığı için yanına aldığını, yoksa sokakta aç kalacaklarını” söylüyor. Aslında en büyüğünden en küçüğüne bölgedeki bütün patronların savunması bu: “Biz emek sömürmüyoruz, muhtaç durumda olan insanlara iş ve ekmek veriyoruz.”

SURİYELİ’YE DE TÜRKİYELİ’YE DE ÜCRET AYNI AMA...

İşçilerle görüşmek için atölyelere bakınırken, GSM firmalarının yaptırdığı Arapça reklam afişleri takılıyor gözümüze. Anlaşılan herkes bu krizi fırsata çevirmeye çalışıyor. Biz sokaklarda bakınarak yürürken yanımıza yaklaşıp ne yaptığımızı soranlar, Suriyeli işçilerle ilgili haber yaptığımızı öğrenince bizi bir atölyeye yönlendiriyorlar. Görece büyük bu atölyede çalışanların ikisi dışında hepsi Suriyeli Arap. Diğer iki işçi de Türkiyeli Arap. Sonradan öğreniyoruz ki patron da Arap olduğu ve aynı dili konuştukları için, işçiler özellikle tercih ediyorlar burayı.

Patronun atölyede olmaması bizim için şans, işçiler daha rahat konuşuyor. Ekrem isimli ustabaşı, başta tedirgin olsa da daha sonra izin veriyor işçilerle görüşmemize.

Öncelikle Hataylı bir Arap olan ustabaşıyla konuşuyoruz. Kendisinin de daha önce atölyesi olduğunu ama tekstil piyasasının kötü durumu nedeniyle kapatmak zorunda kaldığını söylüyor. “Piyasayı düşürenin Suriyeli işçiler değil bu durgunluk olduğunu” dile getiriyor. Patronun Alevi olduğunu, bu yüzden hak yemediğini özellikle belirten ustabaşı, sadece Arap işçi çalıştırılmasını ise “Kan çekiyor” diye açıklıyor. Ustabaşı şöyle devam ediyor: “Burada önemli olan usta olmaktır. Usta oldun mu hakkını alırsın, biz- de hızlı çalışmak önemlidir. Bahçelievler, Bağcılar gibi piyasalarda ustalık önemli olmadığı için haftalık 100-150 liraya çalıştıran patronlar var. Ama burada olmaz. Burada Türk işçi haftalık 500 lira alıyor, Suriyeli işçiler ise 475.”

Bu söz üzerine yanımızda bulunan Çağlayan İşçi Derneğinden bir işçi kulağımıza fısıldıyor: “Elbette aynı şu anda. Ama önceden Türkiyeli işçiler 700-800 lira haftalık alıyorlardı, şimdi Türkiyeli işçi de Suriyeli işçinin seviyesine çekildi.”

BEN KENDİ HAKKIMI ARAYAMAZKEN...

Yan atölyenin sahibi Mesut Gürbüz, bizimle görüşmeyi kabul ediyor. Tekstil piyasasının öldüğünü, fason üretim yaptıkları için kendilerin durumunun da çok kötü olduğunu söylüyor. Türkiyeli işçilerin iş beğenmediğini ve eleman bulmakta sıkıntı çektiklerini ileri süren Gürbüz, “Suriyeli işçiler istediğimiz her işi yapıyorlar ama Türkiyeli işçilerden çok da farklı değil koşulları” diyor. Koşulların aynılığı Suriyeli işçilerin durumunun iyiliğinden değil genel olarak Çağlayan’daki işçilerin durumunun kötülüğünden kaynaklanıyor. Patronlar ise şimdi Suriyeli işçileri kullanarak ücretleri daha da aşağıya çekmeye çalışıyor.

‘BİZİ SURİYELİLERLE TEHDİT EDİYORLAR’

Atölye sahibinin ardından konuştuğumuz işçilerden biri, patronların kendilerini Suriyeli işçilerle tehdit ettiğini ifade ediyor. İş saati olduğu için makinesinin başından kalkmadan konuşan işçi, Türkiye’ye gelen Suriyelilere oldukça öfkeli: “Onurlu insanlar olarak buraya gelmemeleri gerekirdi. Ülkelerinde savaşıp onurluca ölseydiler. Cuma günü dilenciler yüzünden camiden çıkamıyoruz. Bizim ülkemizin açı bize yetiyor zaten. Onları buraya çağıranlar gelsinler de görsünler burada yaşadıklarımızı, onları burada istemiyorum. Buradaki insanların hakkını gasp ediyorlar. Bizim vatandaşımız boşta kalıyor. 600-700 lira haftalık almam gerekirken onlar yüzünden 300-400 liraya talim ediyoruz. Onlar yüzünden! Patronlar bizi Suriyeli çalıştırmakla tehdit ediyor.”

“Onlara da sahip çıksanız, ortak hareket etseniz nasıl olur?” sorumuza ise yanıtı şu: “Biz zaten örgütsüzüz. Boşta gezen işçi çok... Ben kendi hakkımı arayamazken onun hakkını nasıl arayayım?”

BU OYUNA GELMEMELİYİZ

Hemen arkasında ütücülük yapan iki işçiye yaklaşıyoruz. Birinin adı Ahmet, Suriyeli, 8 ay önce Türkiye’ye gelmiş. Altı arkadaş aynı evde kalıyorlarmış. Tek isteğinin savaşın bitmesi ve ülkesine geri dönmek olduğunu söylüyor. Türkçe bilmediği için fazla konuşamıyoruz.

Yanı başındaki Abdülkadir ise daha önce konuştuğumuz işçilerden farklı bakıyor yaşananlara: İşçilerin vatanı olmadığını söyleyen Abdülkadir, “Bizim Türk işçiler olarak görevimiz Suriyeli işçilere sahip çıkmak, onların yerinde biz de olabilirdik. Türkiye’de zaten devlet kendi insanımızı bile birbirine düşman etmeye çalışıyor, bu oyuna gelmemeliyiz. Bu arkadaşlara insan muamelesi yapmıyorlar. Yanımda çalışan arkadaşım 1500 lira alıyor ama aylık 700 liraya çalışan işçiler var.”

TEHLİKELİ GRUPLAŞMA

Sokağa çıktığımızda beyaz önlüklü bir lokantacı yolumuzu kesiyor. İsmi Zati Günay. Hemen yanı başında açılan bir Arap lokantasını göstererek, “Evine 5 kişi misafir gelse sorun olmaz, ama 20 kişi gelince sorun olur” diyor ve ekliyor: “Bu misafirlik işi kötüye gidiyor!”

Antep’teki, Adana’daki olayların burayı da tetikleyeceğini ileri süren Günay, “Bunları çağırdılar, sahip çıkmadılar. Bizim başımıza bela olacaklar. İşçiler ucuza çalışıyorlar, buraya gelip lokanta açtılar, icabında bu lokanta olmasa benden yiyecek işçiler, şimdi onlardan yiyor. Geçen burada 5 Türk’e 100 Suriyeli saldırdı. Tabi bu da bizi düşündürüyor, gerekirse biz de tepkimizi gösteririz” diye konuşuyor. 

Sohbetimizi dinleyen taksi şoförü Erkan Çekiç de destek veriyor ona. Çekiç, “Devlet bir an önce bu sorunu çözmeli, yoksa iş kötüye gidiyor. Gruplaşmalar başladı. İş milliyetçiliğe dökülürse kötü... Her şey olabilir” diyerek yanımızdan ayrılıyor.


YARIN: Çağlayan Tekstil İşçileri Dayanışma Derneği yöneticileri ile röportaj.

ÖNCEKİ HABER

Topbaş’ın itirazına Yargıtay’dan da ret!

SONRAKİ HABER

Sanayi üretimi ağustosta bir önceki yılın aynı ayına göre %3,6 azaldı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa