06 Ağustos 2014 06:00

Gazze’de kolektif cezalandırma

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu bir basın toplantısında şunları söylüyor: “Ürdün Nehri batısında yer alan toprakların güvenliğinden vazgeçmemizi gerektiren hiçbir anlaşmanın mümkün olamayacağı yönündeki sürekli sarf ettiğim sözlerimi, İsrail halkının şimdi anladığını düşünüyorum.”

Paylaş

Rashid Khalidi

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu bir basın toplantısında şunları söylüyor: “Ürdün Nehri batısında yer alan toprakların güvenliğinden vazgeçmemizi gerektiren hiçbir anlaşmanın mümkün olamayacağı yönündeki sürekli sarf ettiğim sözlerimi, İsrail halkının şimdi anladığını düşünüyorum.”

Netanyahu’nun İsrail halkına yaptığı konuşma dikkatle dinlenmeye değer. Bugün Filistin’de olanlar gerçekte Hamas’la ilgili değildir. Roketler, canlı kalkanlar, terörizm veya tünellerle ilgili de değildir. Yaşananlar, İsrail’in Filistin toprakları ve Filistinlilerin yaşamı üzerinde devamlı suretteki kontrolüyle ilgilidir. Netanyahu’nun aslında söylediği ve sürekli lafını ettiğini artık kabul ettiği şey budur. Söz konusu olan; Filistin’in kendi kaderi tayin hakkını, özgürlüğünü ve egemenliğini kabul etmeyen değişmez, onlarca yıldır devam eden İsrail politikasıdır.

İsrail’in bugün Gazze’de yaptığı şeyin adı kolektif cezalandırmadır. Gazze’nin uysal bir getto olmayı reddetmesinin, Filistinlilerin birleşmesinin, İsrail’in defalarca silahsız protesto gösterilerini ezmesinin ardından Hamas ve diğer örgütlerin İsrail kuşatmasına ve provokasyonlarına silahlı ve silahsız şekilde direnerek karşılık vermesinin cezalandırılmasıdır.
Netanyahu’nun kendi sözlerinin de gösterdiği üzere, İsrail, Filistinlilerin kendilerine tabi olmayı kabullenmeleri dışında hiçbir şeye rıza göstermeyecektir. İsrail tarafından sadece, gerçek bir devletin tüm sembollerinden – güvenliğin kontrolü, sınırları, hava sahası, deniz sınırları, sınırdaşlık, yani özetle egemenlik hakları- soyutlandırılmış bir Filistin ‘devleti’ kabul görecektir. Yirmi üç yıllık saçma ‘barış süreci’ sonucu anlaşılıyor ki, Washington’un da tam desteğiyle İsrail bunu istiyor. Filistinliler hazin kaderlerine her direndiklerinde –her ulus gibi- İsrail onları cüretkarlıkları nedeniyle cezalandırdı. Bu yaşananlar yeni değil.

Filistinlileri varolmaya çalıştıkları için cezalandırmanın  uzun bir geçmişi var. İsrail’in kabusu olan Hamas ve onun ilkel roketlerinden önce veya Gazze’yi açık hava hapishanesine, kum torbasına, silah laboratuvarına çevirmeden de önce bu yöntem İsrail’in politikasıydı. 1948’de, yüzde 65’i Arap olan topraklar üzerinde büyük Yahudi devletini kurmak adına İsrail binlerce masum insanı öldürdü, yüz binlercesini de zorla yerinden etti. 1967’de tekrar yüz binlerce Filistinliyi yerlerinden etti, 47 yıldır süren toprak işgalini gerçekleştirdi.

1982’de, Filistin ulusçuluğuna son vermek ve Filistin Kurtuluş Örgütünü uzaklaştırmak için İsrail, Lübnan’ı işgal etti. İşgal sırasında çoğu sivil on yedi bin insanı öldürdü. 1980’lerin sonundan bu yana Filistinliler işgale isyan ettiğinde –çoğunlukla genel grev veya taşlarla-  İsrail binlercesini tutukladı. 750 binin üzerinde (bu rakam bugünkü yetişkin erkek nüfusun yüzde 40’ına karşılık geliyor) Filistinli, 1967’den bu yana İsrail cezaevlerine girdi. Diğer yandan B’tselem gibi insan hakları örgütleri de İsrail’in gerçekleştirdiği işkenceleri ortaya çıkardı. 2000 yılında başlayan ikinci intifada sırasında İsrail, Batı Şeria’yı yeniden işgal etti (oradan tamamen de ayrılmamıştı). Filistin toprakları üzerindeki işgal ve sömürgecilik 1990’lardaki barış görüşmelerine rağmen aralıksız devam etti ve bugün de sürüyor. Hal böyleyken; bu can alıcı, devamlı mahiyetteki zalimane şartlar, ABD’de tartışma dışı bırakılıyor ve onun yerine tartışma, çok sık olarak, İsrail’in kendini savunma hakkı ve Filistinlilerin maruz kaldığı acılardan sözde kendilerinin sorumlu olduğu ile sınırlandırılıyor. Son yedi hatta daha fazla yıldır Gazze Sınırı kuşatılmış, zulme uğramış ve düzenli olarak İsrail tarafından saldırıya maruz kalmaktadır. Bahaneler ise değişiyor: Onlar Hamas’ı seçtiler, uslu durmadılar, İsrail’i tanımadılar, roket fırlattılar, tünel kazdılar, vs. vs. Ancak söylenen her bir bahane dikkati başka yöne çekme çabasının sonucu. Çünkü gettonun gerçekleri – yüz kırk kare mil içine (New York şehrinin neredeyse üçte biri kadar alan) 1.8 milyon insanı hapsettiğinde, Oslo anlaşması 20 mile kadar açılma hakkı vermesine rağmen Filistinli balıkçıların denize erişimi neredeyse tamamen engellenirken, giriş ve çıkışlar tutulmuş, gece ve gündüz tepenizde insansız hava araçları dolaşırken – ki, er ya da geç isyan edecektir.  Soweto ve Belfast şehirleri için gerçek ne idiyse, Gazze için de odur. Hamas’ı veya onun yöntemlerini beğenmiyor olabiliriz ancak atalarının toprakları üzerinde özgür bir halk olarak var olma haklarının reddine boyun eğmeleri şeklindeki uygunsuz teklifi kabul edemeyiz.  

Bunun yerine ABD daha güçlü tarafın lehine parmağını teraziye basıyor. Bu sürreel dünyada gerçekler ters yüz edilerek, neredeyse İsrail Filistinliler tarafından işgal edilmiş gibi görünüyor. Bu çarpık evrende, bir açık hava hapishanesinin tutukluları dünyanın en ileri ordularından birine sahip olan, nükleer silahlı gücü kuşatıyor.

Eğer gerçekliğe yaklaşacaksak, ABD ya mevcut politikalarını tersine çevirmeli ya da ‘tarafsız arabulucu’ iddiasından vazgeçmelidir. Eğer ABD İsrail’i fonlamayı, silahlandırmayı ve İsrail’in uluslar arası hukuku ve aklı hiçe sayan açıklamalarını tekrarlamayı istiyorsa, öyle olsun. Fakat barış konusunda ahlaki liderlik iddia etmesin ve ağırbaşlı bir şekilde konuşmasın. Ve asla, onları veya bugün Gazze’de ölmekte olan çocuklarını umursadığını söyleyerek, Filistinlilere hakaret etmesin.
Çeviren: İlyas Coşkun

 

ÖNCEKİ HABER

Vergide kıyak grevde yasak!

SONRAKİ HABER

10 Ekim Ankara Katliamı davası kitabı "Duymak Zorundasınız" Eskişehir'de tanıtıldı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa