03 Ağustos 2014 06:00

‘Fabrikadan içeriye hakkımızı alarak gireceğiz’

Toplu sözleşme sürecinde talep ettikleri ücreti alamadıkları için ve esnek çalışma koşulları yüzünden greve çıkan Kent Gıda işçisi kadınlar, direnişi sürdürmekte kararlı.

Paylaş

Arzu ERKAN
Gebze


Bir Ramazan Bayramını, namı diğer Şeker Bayramını daha geride bıraktık. Çocukluk yıllarımızın en hasretle beklenen bayramıydı Şeker Bayramı... Rengarenk ambalajlara sarılı şekerler, çikolatalar daha arife gecesinden süslerdi hayallerimizi. Öylesine tecrübe edinmiştik ki; hangi evde şeker, hangi evde çikolata, hangi evde bayram harçlığı alabileceğimizi önceden bilir, bayram sabahı kimin kapısını önce çalacağımızın planını da buna göre yapardık. Bütün bir günün yorgunluğunun ardından şüphe yok ki en keyif aldığımız anlar, topladığımız şeker ve çikolataları paylaştığımız anlardı. Benim tercihim çoğu zaman ağızda kolayca eriyebilen sakız kıvamında şekerlemeler olurdu. Tercihlerin çakışması ise en büyük kavga nedeni. Desturumuz, “Bayram günü küslük olmaz” olunca da şekerlemeler yarı yarıya bölünerek çoğu zaman orta yol bulunurdu. Yıllar sonra öğrendim, bayram sabahı üstüne kavga ettiğimiz şekerlemelerin Kent Gıda işçileri tarafından üretildiğini. 2000’li yıllardı… Bayramların önemine vurgu yapan bir reklam filmi, benim çocukluğumun o en eğlenceli ve de en macera dolu yıllarına götürmüştü.

Aradan geçen bunca yılda Kent Gıda büyümüş; Türkiye’de ilk şekerleme, sakız ve çikolata üreticisi ve ihracatçısı sıfatı ile sektörün lideri konumuna ulaşmıştı. Üstelik 2013 yılı İstanbul Sanayi Odası verilerine göre, Türkiye’de ilk 500 büyük sanayi kuruluşu arasında da yerini almıştı. Şirketin sektörde bu devasa büyümesinden; o canım şekerleme ve çikolataları üreten işçilerin payına düşenin ise açlık sınırının çok çok altında bir yaşam olduğunu, çok değil 15 gün önce Kent Gıda işçilerinin greve çıkmalarının ardından öğrendim. Ramazan Bayramının üçüncü gününde Emek Partili kadınların, Kent Gıda’da çalışan ve sayıları 300’ü aşan kadın işçilerle bir araya gelişinde tanık olduklarımız, bu devasa büyümenin altında yatan sömürü koşullarını bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyordu.

KENT GIDA İŞÇİLER İÇİN ÖMÜR TÖRPÜSÜ

Şeker Bayramında misafirlerimize, kapımızı çalan ve sayıları artık bir haylice azalan çocuklara -ki sokakların çocuklar için nicedir tehlikelerle dolu olduğunu düşündüğümüzde- ikram ettiğimiz o rengarenk şekerleme ve çikolataları üreten kadın işçilerin ağır çalışma koşulları altında, sefalet ücretiyle ömürlerinin nasıl törpülendiğini dinlediğimizde, çocukluğumuzdaki kadar tatlı gelmedi o şekerlemeler bize…

Emine, Kent Gıda’da 19 yılını geride bırakmış kadın işçilerden sadece biri. İşçilik hayatına daha 14’ünde, çoğumuzun sokaklarda ip atladığı, top oynadığı çağlarda başlamış. Geçim sıkıntısı nedeniyle ilkokulu bitirir bitirmez başladığı işçilik hayatına, 19 yıldır bu fabrikada devam ediyor. Bu 19 yılın ardından ay sonu eline sadece ve sadece bin 200 lira maaş geçen Emine, bu duruma isyan ediyor: “Devletin yaptığı bir şey mi bilmiyorum ama her şey çok bozuk, işçiler artık bitmiş durumda. Her yerde bir asgari ücret, asgari ücret tutturmuşlar. Herkesin hakkının verilmesi lazım. Herkesin emeğinin karşılığını alması lazım. Bedava çalışıyoruz. Bu sadece Kent’te değil, diğer bütün fabrikalarda böyle. Bu yüzden artık işçilerin birbirine kenetlenmesi lazım” diyor.

Şekerleme, çikolata ve sakız fabrikası deyince hafif işler akla gelse de, Kent Gıda’daki çalışma koşulları son derece ağır. 3 vardiya çalışılan fabrikada günde 8 saat ayakta çalışıyor kadın işçiler. Özellikle şekerleme bölümünde çalışan işçiler, 8 saat boyunca 20- 25 kilo ağırlığındaki şeker torbalarını elle kaldırarak makineye şeker döküyor. 18 yıldır bu bölümde çalışan Saliha’dan dinleyelim koşullarını: “İki makine var ve ben o iki makineye 8 saat boyunca şeker döküyorum. Ayrıca makineye bakıyorum. Her şeyiyle ilgileniyorum. Bir kasanın ağırlığı nereden baksanız 20- 25 kilo ve o ağırlıktaki şekeri dökmeye çalışıyorum makineye. 8 saat boyunca böyle çalışıyorum. Yemek saatine 3 posta halinde gidiyoruz. 3 posta gidildiği için yemeğe giden arkadaşın yerine de bakıyoruz. Makinenin verimi düşmesin diye yemek saatinde de kapatmıyoruz. Yani her türlü yük, kadının üzerine biniyor.”

Kısa süre önce fabrikada otomasyon sistemine geçildiğini kaydeden kadın işçiler, otomasyon sisteminin iddia edildiği gibi bedenlerindeki yükü kaldırmadığını, artık daha az sayıda işçi ile daha çok iş yaptıklarını belirtiyorlar. Artan iş yükü ve ağır temponun sonucunda ise kadın-erkek fark etmeksizin çok sayıda işçide bel, boyun fıtığı, belde kayma, sinir sıkışması gibi rahatsızlıkların ortaya çıktığını dile getiriyorlar. Saliha, “Haklarını yemeyelim. Fabrikada işçi sağlığı, iş güvenliği eğitimleri düzenli veriliyor, buna diyecek bir şey yok. Ama sorun tek başına eğitim almak değil ki. Bizim derdimiz bir makinede 4 kişi çalışıyorsa bunu 3 kişiye indirmeleri. Böyle oldukça bu yük daha fazla kadın işçilerin üzerine biniyor. Eleman sayısını artırmalılar, düşürmemeliler” diye anlatıyor.

Grev daha bir yakınlaştırmış kadın işçileri. Düne kadar ilişkileri vardiya giriş ve çıkışlarında bir merhabadan ibaret olan kadınlar şimdi ekmekleri için, gelecekleri için omuz omuza, yan yana olmanın ve dayanışmanın mutluluğunu yaşıyorlar. “İçerdeyken birbirimizi göremediğimiz arkadaşlarımızı gördük ve sıkı sıkıya birbirimize kenetlendik. Birlikte olduğumuz sürece sırtımızın yere geleceğini sanmıyorum” diyen Safiye, dayanışmanın verdiği güçle kararlılıklarını dile getiriyor ve ekliyor: “Vardiya giriş çıkışlarında simayen birbirimizi biliyorduk ama bu kadar samimi, bu kadar candan değildik. Grevin en iyi yanı birbirimize bağlamak oldu. İçeriye de hakkımızı alarak gireceğiz, buna inanıyoruz”.


‘MÜCADELEDEN GERİ ADIM ATMAK YOK’

Ücretlerin son derece düşük olduğu Kent Gıda’da, kadın işçilerin de temel talebi, insanca yaşanacak bir ücret. İşçilerin zam talebini reddeden şirket, bu talebin karşılanmasının önünde herhangi bir engel olmamasına rağmen, 2013 yılında personele 96 milyon 95 bin 884 TL, reklama ise 43 milyon 360 bin 971 TL harcamış. Bu, tüm personele yapılan ödemenin yüzde 45’i kadar bir rakamın reklama harcandığını ortaya koyuyor. Yöneticilere yapılan ödemeler çıkarıldığında, reklama yapılan harcamaların neredeyse tüm işçilere yapılan ödemeye denk düştüğü görülüyor.Ücretlere seyyanen 420 lira zam yapılmasını isteyen işçiler, en son işverenin ücret teklifini düşük ücretli işçiler için 360, yüksek ücretli işçiler için ise 250 liraya çıkarması üzerine, sendika tarafından yapılan referandumda greve devam etme kararı almışlar. Açlık sınırının bin 500 lira olarak açıklandığı ülkemizde, bu rakamın yanına dahi yanaşamayan Kent Gıda işçileri için, talep ettikleri ücreti almadan mücadeleden geri adım atmak yok.

Hatice Özcan da 12 yıldır Kent Gıda’da çalışıyor. 12 yıllık emeğine karşılık maaşı sadece 930 lira. Evli ve iki çocuk annesi Hatice’nin talebi, asgari bir yaşam sürmekten kurtulmak. O da diğer Kent Gıda işçileri gibi çocuklarının istekleri karşısında boynu bükük kalmak istemiyor. Eşi de kendisi gibi işçi olan Hatice, aldıkları ücretle ay sonunu kredi kartları ile ancak getirebildiklerini anlatıyor. Hatice için de diğer kadın işçiler için de tatile gitmek, sinemaya gitmek, tiyatroya gitmek birer lüks. “Paramızın yettiği kadar yaşıyoruz” diyen Hatice, şu zamana kadar hiç sinemaya gitmemiş. Hatice “Ben hiç sinemaya gitmedim, ama çocuklarım gitsin istiyorum. Hiçbir şeyde gözleri kalmasın. Çocuk bu, varı yoku bilmez. Çocuklarımın yüzü gülsün diye direniyoruz ve hakkımız olanı alana kadar da direneceğiz” diyor.

‘KREŞ KADIN İŞÇİLERİN ORTAK TALEBİ OLMALI’

Koşullar böylesine ağır, ücretler böylesine düşük olunca; kadın işçilerin kadın olmaktan kaynaklı sorunları, 300 kadın işçinin çalıştığı fabrikada çocuklarını güvenle bırakabilecekleri bir kreşin dahi olmaması daha ikincil bir hale geliyor. Açlıkla mücadele diğer birçok şeyin de önüne geçiyor. O nedenle de kadın işçiler, çocuk bakımını ülkemizde milyonlarca kadının yaptığı gibi en yakınındakilere, anneannelere, babaannelere havale ediyor.

Canan 15 yıllık Kent işçisi. Evli ve iki çocuk annesi Canan’ın çocuğuna da babaannesi bakmış. Canan “Babaanneler, anneanneler sağ olsun, böyle çözüyoruz çoğunlukla. Ama yakınları yanında olmayan, çocuklarını başkalarına baktıran ve birçok sorun yaşayan arkadaşlarımız var. Türkiye’de özel sektörde çalışan birçok işçinin kaderini paylaşıyoruz. Kreşin olmaması sadece bize özgü bir durum değil. Türkiye’de birçok kuruluşta kreş yok. Ben işe başladığımda ilk çocuğum büyümüştü zaten, okula başlamıştı. İkincisi de babaanneyle büyüdü” diye konuşuyor. Canan’a göre kreş sorunu kaynağından çözülmeli ve devlet kreş açmayı zorunlu kılmalı. Canan, “Kişilerin vicdanlarına bırakılmamalı. Biz vicdanlarına bıraktığımız sürece bir sürü şey suistimal edilir. Torba yasalarla yürütülen bir sistemin içerisindeyiz. İnşallah kreş sorunu da bir gün torba yasanın içine atılır. Kreş sorunu başta sendikalı kadın işçilerin talebi olmalı. Ortak bir ses çıkarsa, ortak bir talebe dönüşürse karşılığını bulur”.

İlmiye Esen ise, Bulgaristan göçmeni bir kadın işçi. 15 yıldır Kent Gıda’da. O da tıpkı Emine gibi çocuk yaşta daha 15’inde başlamış işçilik hayatına. O da evli ve bir çocuğu var. Kreş sorunu açılınca Bulgaristan’daki koşulları anlatarak bunun bir devlet politikası olması gerektiği konusunda Canan’a destek veriyor. İlmiye “Çocuğuma anneanne bakıyor olmasa çalışamayacağız. Bulgaristan’da annem beni dünyaya getirdiğinde çalışıyormuş. Ben iki yaşına girene kadar ücretli izindeymiş, maaşını devlet veriyormuş. Ben iki yaşına gelince kreşe vermişler. 5,5 yaşına kadar kreşteydim, sonra zaten okul. Annem işe gidiyordu, beni de bırakıp iş çıkışı alıyordu. Ben 25 yıldır bu ülkedeyim, bu yönde hiçbir şey görmedim” diyor.

ÖNCEKİ HABER

Müzik sadece şaşaalı mekanlara ait değil

SONRAKİ HABER

Filistin’den ABD çalıştayına karşı boykot çağrısı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa