31 Temmuz 2014 06:00

Zini Gediği katliamı

Tarih 1938’in 6 Ağustosu’ydu. Erzincan’ın Munzur’a bakan dağlık bir köyünde, Surbahan ve çevre köylerden toplanan 95 köylü hiç bilmedikleri “suç”larının cezasını, iki gün Eyüp Ağa’nın ahırında tutulduktan sonra, Zini Gediği’inde kurşuna dizilerek ödediler.

Paylaş

Sinem Derya ÇETİNKAYA

Tarih 1938’in 6 Ağustosu’ydu. Erzincan’ın Munzur’a bakan dağlık bir köyünde, Surbahan ve çevre köylerden toplanan 95 köylü hiç bilmedikleri “suç”larının cezasını, iki gün Eyüp Ağa’nın ahırında tutulduktan sonra, Zini Gediği’inde kurşuna dizilerek ödediler. Mezarları hiç olmadı; kurda kuşa yem olmak üzere o dağ başında toz ve toprak içerisinde öylece bırakıldılar. Uzun yıllar boyunca Zini Gediği bölgesine gidilmesi yasaklandı, geride kalanlar yakınlarının kemiklerine sahip çıkamadı, yas süreci hiçbir zaman tamamlanamadı…
Geride kalan aileler köyleri boşaltmak zorunda bırakıldı; Balıkesir ve Edirne başta olmak üzere hiç bilmedikleri, tanımadıkları batı illerine 10 yıl geri dönmemek şartı ile sürgüne gönderildiler.
Biz geride kalanlar; atalarımızın Surbahan, Mağaçur, Kismikor, Balıbey, Mollaköy ve Girlevik’ten birbirlerine iplerle bağlanarak başlayan ve 3200 metre yükseklikte ıssız bir dağ başından Ovacık’a bakan Zini Gediği’nde sonlanan yolculuklarının hesabını sormak ve onları anmak üzere bir yola çıktık.
Resmi tarihte adı geçmeyen bu katliamda ölenlerin naaşları üzerinde DNA tetkiki yapılması ve naaşların ailelere teslim edilmesini talep eden; katliamda babasını kaybeden Canpolat Yakar’ın emsal olabilecek müracaatı,  “Dersim Katliamı ‘Asayiş sorununa ilişkin bir olay’ olarak kayıtlara geçmiştir ayrıca olay zaman aşımına uğramıştır” denilerek takipsizlik kararı ile kapatıldı. Dava, 2012 yılından beri AİHM’de.
Biz geride kalanlar; söz konusu fiziki ve kültürel imhanın hesabını sormak, bu katliamı hatırlamak ve hatırlatmak, 76 yıldır fısıltıyla konuştuğumuz acımızı ve kederimizi yüksek sesle söylemek için bir araya geliyoruz. Çünkü yüzleşmemiz gerekiyor; tuğlası katliam ve inkarla örülü olan bu ülkede yeni katliamların olmaması için fısıltılı sesimizden vazgeçmemiz gerekiyor.

GÜNLERCE KAN AKAN DERELERİ UNUTAMAYIZ

Bizler 1938 Dersim Katliamı’ndan geride kalanlarız; Zini Gediği’nde öldürülen atalarımızı,  Laç Vadisi’nde, Kutu Deresi’nde süngülerden geçirilen binlerce kadın ve çocukları, günlerce kan aktığı söylenen dereleri unutamayız.
Eğer zamanında 1915 Ermeni Soykırımı’nda saçılmış bir narın taneleri gibi dağılan Ermenileri, 1925 yılında Şeyh Said katliamını, 1926-27 yıllarında Zilan Deresi’nde ölen binleri, 1943 yılında Van’da öldürülen 33 köylüyü, 1955’in 6-7 Eylül’ünden sonra ülkelerini terk etmek zorunda bırakılan neredeyse 77 bin Rum vatandaşını; darbeleri, sayısının tam olarak asla bilemeyeceğimiz evlerinden, iş yerlerinden, okullarından alınıp infaz edilen-kaybedilen “faili meçhulleri”; Maraş, Çorum ve Sivas Katliamlarını, köy boşaltma ve yakılmaları ile ilgili olarak iktidarların “unutmamızı” salık vermesine daha kalabalık bir biçimde karşı çıkabilseydik devletin bu katliamlarla yüzleşmesini, özür dilemesini sağlayabilseydik belki bugün, çok değil dün Roboskî’yi geride kalan ailelerin gözyaşından bu kadar canlı, bu kadar yakın izlemeyecektik.
Türkiye tarihi boyunca meydana gelmiş kıyım, katliam, sürgün ve diğer tüm hak ihlallerini sıralamak bu yazıda mümkün değil. Ancak farkındalığımız şu ki hep ölüyoruz; üstelik de çok ö-lü-yo-ruz.

HATIRLAMAK VE HATIRLATMAK İÇİN

Zaman;  geçmiş, şimdi ve gelecek sürekliliği içinde var olur, zaman geçmişle olduğu kadar gelecekle de ilintilidir ve hatırlamak mutlaka bugünle ilgilidir. Yani belleğimiz ve bütün hatırlamalar kimliğimizi oluşturur, bizi var eder ön kabulü ile; bizler katliamlardan geçmiş olan kuşakların ardılları, yok sayılan, “unutun!” denilerek, yıkıcı bir yaklaşımla hep karşı karşıya kaldık. Oysa unutmak için bile önce hatırlamak gerekiyor… Bizler hatırlamak ve hatırlatmak için çıkıyoruz bu yola, çünkü belleğimiz zaman ve mekan olarak Zini Gediği’nde işaretlidir.
Yarın başka katliamlar, zorla yurdundan edilmeler, sürgünler, böylesi korkunç tanıklıklar, acılar ve gözyaşı olmasın diye devleti ve Türkiye toplumunu geçmişiyle yüzleşmeye davet ediyoruz. İlgili ve duyarlı herkesi 8 Ağustos’ta Erzincan Surbahan/ Kılıçkaya köyünden başlayacak olan anma etkinliğine davet ediyor, Zini Gediği anıt mezar açılışında yanımızda olmanızı bekliyoruz.

ÖNCEKİ HABER

Silopi\'de elektrik protestosuna polis saldırdı

SONRAKİ HABER

Devlet borç stokunun GSYH'ye oranında rekor artış

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa