OĞLUMUZ ONURUMUZ

OĞLUMUZ ONURUMUZ

BİZİ EVLAT VE KARDEŞ ACISI İÇİNDE BIRAKAN, OĞLUMUZ ONUR YASER CAN’IMIZIN YAŞAM HAKKININ ELİNDEN ALINMASININ ÜZERİNDEN BİR YIL GEÇTİ.OĞLUMUZ ONUR YASER CAN’IN ÖZGEÇMİŞİ, YAŞAM HAKKININ İHLAL EDİLİŞİ  VE ADALET ARAMA SÜRECİMİZ:ÖZGEÇMİŞİOğlumuz Onur Yaser Can, 3 Haziran 1982’de Ankara&r

Hatice Can / Mevlüt Can

OĞLUMUZ ONUR YASER CAN’IN ÖZGEÇMİŞİ, YAŞAM HAKKININ İHLAL EDİLİŞİ  VE ADALET ARAMA SÜRECİMİZ:

ÖZGEÇMİŞİ

Oğlumuz Onur Yaser Can, 3 Haziran 1982’de Ankara’da,  aynı üniversitenin aynı bölümünden mezun, birbirine aşık olup, evlenen Arap etnik kökenli baba ile Girit göçmeni bir ailenin torunu annenin, sevgili yakışıklı oğlu olarak dünyaya geldi. Babası devlet memuruydu. Annesi henüz iş bulamamıştı. Onur Yaser’i 12 Eylülün egemen kılmağa çalıştığı ideolojiden uzak değerlerle, iyi vatandaş olarak yetiştirmeye başladılar.

Onur Yaser Can, ODTÜ, Saint Lucas Güzel Sanatlar Okulu ve Bari Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesinde Mimarlık eğitimi aldı.

OĞLUMUZUN YAŞAM HAKKININ İHLAL  EDİLMESİ SÜRECİ

Oğlumuz Onur Yaser, İstanbul’da yaşamını sürdürürken, esrar satın aldığı gerekçesiyle, Harbiye’de 2 Haziran 2010’da, İstanbul Narkotik Şube Müdürlüğü ekiplerince yakalandı. Ancak, Onur Yaser’i yakalayan polis ekibi kendisini yakaladıklarında, kolayca yakalayabilecekleri uyuşturucu satıcılarını bilerek ve kasten polis ifadeleri dikkate alındığında anlam veremediğimiz bir soruşturma tekniği nedeniyle yakalamadı. Onur Yaser’in ifadesi müdafii avukat bulundurulmadan alındı. İfadesinde ailesinin telefonu yazılı olmasına ve anayasal bir gereklilik olmasına rağmen yakınları olan biz anne ve babasına yakalanması haber verilmedi. Onur Yaser’in zorla yakalanmış olmasına ve yasal bir gereklilik olmasına karşın yakalanma anındaki bedensel, ruhsal sağlık durumunun saptanması için Giriş Doktor Raporu alınmadı. Savcının gözaltı kararı olmamasına, gözaltına alınmayan şahısların nezarete dahi konulması yasal olarak yasak olmasına karşın; Onur Yaser nezarete alınarak çırılçıplak soyularak işkence ve cinsel istismara maruz bırakıldı, bu sırada acı içinde polislere yalvaran genç bir insanın sesi dinletildi, hakarete uğradı, tokatlandı, muhbirliğe zorlandı. İşkence sonrası alınan Çıkış Doktor Raporu için yapılan muayene yine yasal bir gereklilik olmasına ve yapılmaması zorunluluğuna karşın, işkence şüphelisi polisler huzurunda yapıldı, bedensel ve ruhsal sağlık durumu tam olarak muayene edilmeyerek, Çıkış Doktor Raporu, Yakalama ve Gözaltına Alma Yönetmeliğine ve İstanbul Protokolü’ne aykırı biçimde hukuk dışı olarak düzenlendi. Onur Yaser, savcının salıverilmesi talimatına karşın Çıkış Doktor Raporu’ndan sonra işkence şüphelisi polisler tarafından tekrar emniyete götürülüp bir süre daha tutuldu. Düzenlenen ve Onur Yaser’in imzaladığı ifade ve tutanaklardan, salıverilmesi sırasında kendisine bilerek ve kasten hiçbir suret verilmeyerek, kendisini şüphe altında hissetmesi sağlandı, daha sonra söz konusu ifade ve tutanaklar planlanmış bir şekilde değiştirilmek istendi. Bu konuyla ilgili olarak, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca iddianame düzenlenmesi için ‘yeterli şüphe’ bulunarak İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesinde dava açılmıştır.  

Onur Yaser yakalandığı gecenin hemen ertesi günü, 3 Haziran 2010 tarihinde, telefonla aranarak imzaladığı ifade ve tutanaklarda “Tarih hatasının düzeltilmesi” hilesi ile ikinci kez emniyette çağrıldı. Emniyete gittiğinde, ifadesine bazı eklemeler yapıldı,  loş,  karanlık bir ortamda korkutulup, tehdit edilerek yeni ifade ve tutanaklar imzalatıldı. Ancak yeniden zor ve tehditle imzalattırılan ifade ve tutanaklardan da birer suret verilmeyerek kendisinin yine şüphe altında kalması sağlandığı gibi, üzerinde yakalanan esrar maddesini satın aldığı  kişinin telefonunu, kim veya kimlerden öğrendiğini hâlâ söylemediği için;  20 gün boyunca tahsis edilen bir polis ekibi tarafından adım adım fiziki olarak izlendi, telefonu dinlendi. Onur Yaser, bu gelişmelerden sonra çok çok fazla tedirgin olarak bir avukata başvurdu, vekaletname verdi. İfadesinin ve imzaladığı tutanakların birer örneğini almak için emniyete giden avukatına “Dosya üzerinde gizlilik kararı var “ gerekçesi ile ifadesi ve tutanaklar yine narkotik polislerince verilmek istenmedi, avukatın ısrarı, yazılı dilekçe vermek ve müdürleri ile görüşmek istemesi sonucunda ifadesi ve Madde Tartım Tutanağı’nı verdiler. Ancak iki kez alınmış olan ifade tutanağında, ifadeyi alan komiser vekili polis memurunun imzası bulunmamaktaydı. Üstelik yakalanmış bir şahsın aynı konudan ilgili Cumhuriyet Savcısının yazılı talebi olmadan; tekrar yakalanamayacağı, ifadesinin alınamayacağı yasal bir gereklilik olmasına karşın; avukatına müvekkilinin yeniden ifadesinin alınacağını söyleyerek  Onur Yaser’i, üçüncü kez ifade vermesi için narkotik şubeye çağırdılar. Onur Yaser 3. kez ifadeye gideceği veya tekrar yakalanabileceği ihtimalinin olduğu günün akşamında, 23 Haziran 2010 saat 22.00 civarında, kendisini, oturduğu apartmanın 3. katındaki evinde, odasının penceresinden çırılçıplak bir halde attı. Atladığında hayatta olan oğlumuz, ambulansın geç gelmesi, götürüldüğü ilk hastanenin başka hastaneye sevk etmesi ve ikinci hastanede de zamanında müdahale edilmemesi sonucu hayatını kaybetti.

Onur Yaser, yaşamına son verme girişiminde bulunmadan bir kaç saat önce bizden İstanbul’a gelmemizi istemiş, başının sıkıntıda olduğunu bildirmişti. Saat 03.00 sıralarında İstanbul’a ulaştığımızda, oğlumuzu kaybetmiştik. Adli Tıp, Onur Yaser’in iç kanama sonucu öldüğünü belgeledi.

Arkadaşları ve Patronu, Onur Yaser’in gözaltına alındıktan sonra yemeden içmeden kesildiğine, ürkek, tedirgin bir halde olduğuna, suskunlaştığına, iş konsantrasyonunun ve psikolojisinin bozulduğuna tanık oldular. Onur Yaser, arkadaşlarına anlattığı ve yaşamına son verme girişiminden bir gün önce kendi el yazısı ile yazdığı ve yarım kalmış olan nota göre, savcının serbest bırakın talimatına rağmen emniyette çırılçıplak soyuldu, hakarete uğradı, başkaları hakkında ifade vermeye zorlandı. Ölümünden bir gün önce konuştuğu bir arkadaşına ise şunları anlattı: “Gözaltında çırılçıplak soyuldum. Duvara yaslanmamı söylediler. Öksürtüldüm, bir süre çömeltilerek bekletildim. Bu süreçte ağlayan, polislere yalvaran bir kişinin sesi dinletildi, tokatlandım, sözlü olarak aşağılandım. Polislerden biri beni telefonla emniyete çağırdı ve önceki ifademden farklı bir ifade imzalattılar. Muhbirlik yapmam söylendi.” Arkadaşı, dosyadaki ifadesinde, “Benimle konuşurken zorlanıyordu, hüngür hüngür ağlıyordu. Söyledikleri zor anlaşılıyordu. İfadeyi imzalaması konusunda tehdit edildiğini söyledi” dedi.

ADALET ARAMA SÜRECİMİZ

Oğlumuzu kaybettiğimiz gün polisler hakkında, suç duyurusunda bulunarak, Oğlumuza, işkence yaptıkları, cinsel istismar yaptıkları ve insanlık dışı bir psikolojik baskı altında tuttukları için ölümüne neden olduklarını belirttik. Şişli Etfal Eğitim Araştırma Hastanesi, Okmeydanı Eğitim Araştırma Hastanesi ve İstanbul 112 İl Ambulans Servisi Başhekimliği görevlileri hakkında da geç müdahale ettikleri gerekçesiyle suç duyurusunda bulunduk. Polisler hakkındaki soruşturma Fatih Cumhuriyet Savcılığında yaklaşık 11 ay sürdü. Bu sürede, soruşturmayı yürüten cumhuriyet savcısı üç kez değişti. Dosyanın İEM bilgisayar image kayıtları hakkında gizlilik kararı konulmasına rağmen dosyanın tümünde gizlilik kararı varmış gibi, image kayıtlarının dosyaya ithali tarihi itibariyle, dosyanın devamına avukatların erişmesi uzun süre engellendi. Savcılığın isteği üzerine, ancak talebimizin aksine nezaret odası kameraları değil de yalnızca emniyetin giriş çıkış kameralarını inceleyen bilirkişiler, Onur Yaser’e işkence, cinsel istismar ve kötü muamele yapıldığına ilişkin bir kayda rastlamadıklarını belirttiler. Soruşturmayı tamamlayan Cumhuriyet Savcısı Muammer Akkaş bilirkişilerin bu raporu üzerine, 4 polis hakkında işkence suçundan takipsizlik karar verdi. Savcı, “Soyut iddialar dışında, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğini” belirtti. Ancak aynı kararda Narkotik Müdürlüğü bilgisayarlarının imaj kayıtları dikkate alınarak, iki polis hakkında ise resmi belgede sahtecilik suçundan fezleke düzenlendi.  

ETKİLİ BİR SORUŞTURMA YAPILDIĞINA İNANMIYORUZ

İddialarımızın olay örgüsü başlangıcında yer alan Onur Yaser’in 04.06.2010 veya 05.06.2010 tarihinde imzaladığı belgelerin, gözaltına alındığı 02.06.2010 tarihinde hazırlanmış ve imzalanmış gibi gösterildiği’ iddiası ile ilgili olarak ‘yeterli şüphe’ bulunup soruşturma dosyasının 2 şüphelisi hakkında Savcılık tarafından fezleke düzenlenerek İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir. Cinsel saldırı ve işkence iddialarına ilişkin olarak verilen takipsizlik kararı ise, dosyanın diğer delilleri ile birlikte yeterli ve etkili bir soruşturma yapılmadan, görüntü tarihleri hususunda itirazlarımızın bile aydınlatılmadığı, Nezarethane kamera görüntülerinin ortaya çıkmadığı, sadece İstanbul Emniyet Müdürlüğü Narkotik Şube Müdürlüğünün giriş ve çıkış noktalarına ait kamera görüntülerinin incelenmesine ilişkin bilirkişi raporuna dayanmaktadır. Hakkında takipsizlik kararı verilen bir memurun, Onur Yaser’in üst aramasının çırılçıplak yapıldığını, ancak “İşkence yapılıp yapılmadığını görmediğini”, diğerinin “ çırılçıplak aramayı bizzat arkadaşı polis memuru ile birlikte yaptığını, ama çok nazik davrandığını” arkadaşı polis memurunun ise  “Çıplak aramayı polis arkadaşının yaptığını ancak kendisinin buna katılmadığı” şeklindeki inanılmaz çelişkili ifadelerine rağmen, takipsizlik kararının iddia olunan cinsel saldırının yapılması muhtemel yer olan çıplak aramanın yapıldığı nezarethane odası yerine, tarihleri hakkında bile itirazlarımızın bulunduğu Narkotik Şube Müdürlüğünün giriş/çıkış noktalarındaki kamera görüntülerinin incelenmesine ilişkin rapora dayandırılması, bizde ve avukatlarımızda suç duyurusunun yeterli ve etkili bir şekilde soruşturulmadığı kanaatini uyandırdırmıştır. Bu nedenle Avukatlarımız vasıtasıyla, Onur Yaser’i yakalayan polisler hakkında işkence, kötü muamele ve cinsel saldırı iddiaları hakkında verilen takipsizlik kararına da itiraz ettik.

Avukatlarımız, İstanbul Valiliğinin doktorlar hakkında soruşturma izni vermemesi üzerine, Bölge İdare Mahkemesine başvurdular. Bölge İdare mahkemesi nezdindeki itirazımız kabul edilmiş olup doktorlar hakkındaki soruşturmanın başlayabilmesi için yazışma, tebligat gibi süreçlerin  tamamlanması beklenmektedir.

Oğlumuzun ihlal edilen yaşam hakkı için adalet arama mücadelemizde, yurt içinde ve yurt dışında; Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı, TBMM İnsan Hakları İnceleme ve Araştırma Komisyonu, İnsan Hakları Derneği, Avrupa Konseyi İşkenceyi Önleme Komitesi, Birleşmiş Milletler Şiddet Özel Raportörü, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği ve Birleşmiş Milletler Keyfi Gözaltına Alınanlar İçin Çalışma Grubu’ olmak üzere, insanların Temel İnsan Hakları ve Özgürlüklerini kullanma hakkının sağlanması alanında çalışmalar yapan yedi kuruluşa şikayet başvurusunda bulunduk.

“Başvuru Dilekçelerimizde Yukarıda Açıkladığımız Hususlar Dışında Aşağıda Belirttiğimiz Noktalar Üzerinde de Durduk”
Emniyet görevlileri, işkence, kötü muamele, cinsel istismar ve insanlık dışı psikolojik baskı yapmak suretiyle, oğlumuzun yaptığından utandırılması gibi, kaynağı kendinden menkul bir görev ve yetkiyi mi kendilerinde bulmuşlardır? Yasalara açıkça aykırı olmasına karşın; ifadesi alınan bir şahıs neden tekrar ifadeye çağrılmıştır? Bundan ilgili cumhuriyet savcısının bilgisi var mıydı? Bu durum Onur Yaser’in, oynanmak istenen kirli bir planın bir parçası haline getirilmek istendiğinin bir delili mi? Sadece kullanıcı olabileceği ispatlanabilecek Onur Yaser’in ölümüne kadar; narkotik şube görevlilerince, “Büyük bir uyuşturucu operasyonu dosyası içindesin” denilerek, izlendi, sıkıştırıldı, tehdit edildi, isimler alınmaya çalışıldı, muhbirliğe zorlandı mı? Onur’un çırılçıplak atlayarak intihar etmesinin ve ölmesinin anlamı, kendisini çırılçıplak soyarak işkence ve kötü muamele yapan narkotik Şube polislerine ve ölümüne kadar geçen 20 günlük süre boyunca kendisine psikolojik işkence yapanlara “Beni siz öldürdünüz” mü demek istedi? Nice emeklerle yetişen, ülkesine en çok hizmet edecek yaşta olan, çok zeki, ressam, müzisyen, heykel yapan, sporla uğraşan, mimarlık mesleğinde son derecede başarılı ve bu başarılarını daha da yükseltecek olan oğlumuzun, 11.4 gram esrar bulundurduğu yargılama sonucunda kanıtlansa bile Onur Yaser’imiz, Cezaların yasallığı ilkesi çerçevesinde yasal hakkı olarak denetimli serbestlik ve koruyucu önlemlerden faydalanarak sapasağlam genç bir adam olarak yaşamını sürdürecek, nice güzellikler ve sevdalar yaşayacak, nice eşi bulunmaz eserler yaratabilecek iken, O’nun kendi yaşamına kıymasına neden olacak sürecin devletin emniyet görevlilerince kendisine reva görülmesi, Sayın Başbakanın dilinden düşürmediği “İleri Demokrasi” içinde olan ülkemizde nasıl yaşanabilmiştir?

OĞLUMUZ İÇİN KURULMUŞ WEB SAYFASI

Oğlumuzun anılarını, hatırasını yaşatmak için kurulmuş web sayfasına  adresinden ulaşabilir onun fotoğraflarını görebilir, kardeşinin, akrabalarının, dostlarının, arkadaşlarının, patronlarının O’nun HAKKINDA, O’nun ARDINDAN duydukları acı, hasret kokan duygularını dillendirdikleri şiirleri, yazıları okuyabilirsiniz.

Onur – Yaser CAN’ın
Anne ve babası
Hatice, Mevlüt CAN

www.evrensel.net