24 Temmuz 2014 10:03

İki iş yeri, bir sendika: Öz Gıda İş

Öz Gıda-İş Sendikası Ülker ve Nestle’de 30 yıla yakındır sözleşme yapıyor. Son yapılan sözleşmeler, işçiler açısından bardağı taşıran son damla oldu. İki iş yerinde de işçilere sorulmadan sözleşmeler imzalandı ve işçiler bir kez daha açlık sınırında yaşamaya mahkum edildi.

İki iş yeri, bir sendika: Öz Gıda İş

Fotoğraf: Emrah Yorulmaz/AA

Paylaş

Kadir YALÇINKAYA

Öz Gıda-İş Sendikası Ülker ve Nestle’de 30 yıla yakındır sözleşme yapıyor. Son yapılan sözleşmeler, işçiler açısından bardağı taşıran son damla oldu. İki iş yerinde de işçilere sorulmadan sözleşmeler imzalandı ve işçiler bir kez daha açlık sınırında yaşamaya mahkum edildi. İşçiler ağır çalışma koşulları ve işverenlerin baskısıyla da baş başa kaldılar.
Dünya devi ve uluslararası alanda büyük tekellerle yarışan, markalar satın alan Ülker’deki durumun anlaşılması açısından bir grup işçiyle yaptığımız sohbette söylenenleri abartmadan aktarıyorum. 21 yıldır Ülker’de çalışan bir işçiye kulak verelim: “Psikolojim bozuldu. Arkadaşların büyük bölümü böyle. Düşük ücretle çalışınca mesai yapmak zorunda kalıyoruz. Mesaiye kalınca zamanın büyük bölümü işyerinde geçiyor, on iki saat çalışıyoruz. Sabah 05.30’da yola çıkıyoruz, gece 21.00’de eve dönüyoruz. Zamanın bir bölümü yolda geçiyor, sadece uyumak için eve gidiyorum, vardiyalı çalıştığım için çocukların yüzünü bile göremiyorum. Psikolojik tedavi gören arkadaşlarımız var. Aile içi huzursuzluk çok, boşanmalar arttı. Eşlerimiz işten çıkalım diye zorluyor. Çünkü onların da psikolojisi bozuluyor. Yedi ay boyunca günde on iki saat, bayram, pazar demeden çalıştık. Saatte 150-200 adet 25-30 kiloluk koliler kaldırıyoruz. 600 işçide bel ve boyun fıtığı var. Kimi bölümler çok sıcak, kimi bölümler çok soğuk, bu durum sağlığımızı olumsuz etkiliyor. Ücretlerimiz kimi zaman asgari ücret artışıyla birlikte yükseliyor. İkramiye ve sosyal haklar dahil elimize son yapılan sözleşmeyle 1200 lira geçiyor. Son sözleşmeden sonra 100 kişi işten ayrıldı. 2000 yılından bugüne yaklaşık 5 bin işçi sirkülasyonu yaşandı. Eskiden işçiler torpille işe girmek isterlerdi, şimdi gönüllü ayrılmak istiyor. İşçilere kahvaltıda kırık bisküviler veriliyor. Biz ürettiğimiz ürünlerin ancak kırıklarını yiyebiliyoruz. Çalışma koşullarına itiraz eden işçiler, direkt temsilciler veya şube başkanı tarafından işverene bildiriliyor, ertesi gün ilgili birim sorumluları bizi sorguya çekerek tehdit ediyor. Sendika seçimleri demokratik olmuyor, temsilciler ve şube kendi istediklerini göreve getiriyorlar, delegeleri kendileri seçiyorlar. Son imzalanan sözleşme ne işçilere sorularak hazırlandı, ne de imzalanırken işçilere soruldu. Bu süreç artık işçilerin sendikayı sorgulamaya başladıkları ve farklı arayışların yaşanacağı bir dönemdir.”
İkinci işyeri Nestle. Yaklaşık 20 yıldır sözleşme yapılıyor. Son sözleşmede işçiler birleşerek kendi hazırladıkları taslağı sendikaya vererek bu taslağın savunulmasını istedi. Aylar süren görüşmelerden sonra sendika ne işçilere bilgi verdi, ne de temsilcileri dikkate aldı. Bir kez daha sözleşmeyi patronların istediği biçimde imzaladı. İşçilerin ilk tepkisi kitlesel oldu, sendikacılar birkaç gün fabrikaya giremedi. Sendika bu durum karşısında öncülük yapan işçilerin listesini patrona vererek 28 işçinin işten atılmasına onay vermiş oldu. Buradaki çalışma koşulları Ülker’den farklı değil. Asgari ücret artışıyla artan ücretler, yoğun fazla mesailer, her tarafta güvenlik kameraları, baskılar... Tam bir yıldırma ve çaresiz bırakma tutumu. İçeride sendikaya güven yok. “İşsizlik korkusu, işten atılma korkusu olmasa bir kişi bile sendikada durmaz, başka sendikaya geçeriz. Ancak biz patrondan çok sendikadan korkar hale geldik” diyorlar. İşçilerin büyük bölümü tecrübesiz, gelişmeler karşısında ne yapacağını bilmiyor.
İşçilerin söyledikleri ortada, fazla söze gerek yok. Öz Gıda-İş Sendikasının sözleşme yaptığı iki iş yerindeki gerçek durumu işçilerin ağzından aktarmaya çalıştık. Her iki işyeri dünyaca bilinen markalar, her iki iş yerine dışardan bakanlar burada çalışanların ne kadar şanslı olduğunu düşünebilir. Ya da dışarıdaki işçiler “Burada çalışmak ayrıcalıktır” diyebilir. Yıllardır burada sözleşme yapan Öz Gıda-İş Sendikasının işçilerin temsilcisi olmaktan çok, işveren temsilcisi gibi davrandığı işçiler tarafından her fırsatta dile getiriliyor.
Şimdi bu iki iş yerinde çalışan işçiler artık sendikayı ve sendikal anlayışı sorgulayacak bir noktaya doğru adımlar atıyor. Yılların baskısının biriktirdiği korku, sindirilme ve üzerlerindeki pası silmeye uğraşıyorlar. Yaşanan bu gelişmeler, egemen olan iş birlikçi sendikal anlayışın sorgulanmaya başladığı, bunun giderek daha istikrarlı bir mücadeleye dönüşeceğinin sinyallerini veriyor. İşçi sınıfı için taşeronlaştırmaya karşı mücadele, işçi sağlığı ve iş güvenliğinin sağlanması ne kadar elzem ise, bürokratik, iş birlikçi, uzlaşmacı sendikal anlayışa karşı mücadele etmek aynı derecede önem kazanmıştır.

Not: Ülker; 2013 yılında en büyük 500 şirketin içinde ilk yüzde, 81. sırada yer alıyor. 2014 yılında Murat Ülker de 3.7 milyar dolar serveti ile en zengin iş adamı oldu.
Nestle ise dünyanın ilk 500 şirketi arasında 44. sırada bulunuyor.

ÖNCEKİ HABER

Erzincan\'daki Haydar HES\'i durduruldu

SONRAKİ HABER

İstanbul Havalimanı'na taşınma Mart ayına ertelendi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa