20 Temmuz 2014 06:00

Kadınlar bugün sokakta çünkü #KadınKatliamıVar

Katliam boyutuna ulaşan kadın cinayetlerine karşı 100’e yakın kadın örgütü, siyasi parti ve kitle örgütüne üye kadınların bir araya gelerek oluşturduğu Kadın Cinayetlerine Karşı Acil Eylem Grubu, bugün Türkiye’nin pek çok ilinde sokağa çıkacak ve 'Meclis olağanüstü toplansın' diyecek.

Paylaş

Gülşah İMREK
Duygu AYBER


Katliam boyutuna ulaşan kadın cinayetlerine karşı 100’e yakın kadın örgütü, siyasi parti ve kitle örgütüne üye kadınların bir araya gelerek oluşturduğu Kadın Cinayetlerine Karşı Acil Eylem Grubu, bugün Türkiye’nin pek çok ilinde sokağa çıkacak ve “Meclis olağanüstü toplansın” diyecek. Kadınların talepleri somut: Kağıt üzerinde kalan yasaların etkili ve uygulanabilir olması için devletin tüm organlarıyla sorumluluklarını yerine getirmesi. Bu somut talep, kadına yönelik şiddeti meşrulaştıran, kadın katillerini aklayan, ayrımcı ve eşitlik karşıtı düşünceleri toplumsal norm haline getirmeye çalışan anlayışın da ortadan kaldırılmasını gerektiriyor.

Bu hafta sayfamızda, kadınları “acil” olarak bir araya getiren korkunç şiddet tablosunu ortaya sererken, mücadele için ortaklaşan kadınların bugünü sokakta, eylemde geçirme nedenlerini de aktarıyoruz.

KADIN-ERKEK EŞİTSİZLİĞİNİN SONUCU: ŞİDDET

Selin NAKİPOĞLU (Kadın Cinayetlerine Karşı Acil Eylem Grubu): Türkiye’de kadına yönelik erkek şiddetinde gözle görülür sistematik bir artış söz konusu. “Olaylar artmıyor sadece görünürleşiyor” cevabının arkasına sığınan devlet tarafından şiddetteki artış aslında doğru dürüst ölçülmüyor, rakamlar çarpıtılıyor ve oynadıkları rakamlarla manasız bir tartışma içine çekiliyoruz. Elbette ki gerçek tabloyu, problemin çapını, katedilen mesafeyi görmek için istatistiki veriler çok önemli. Rakamların mevcut tabloyu çarpıcı şekilde ortaya koyduğu da su götürmez bir gerçek. Ancak devletin, kadına yönelik erkek şiddetinin istatistiki verilerinin arkasına sığınması, duruma göre rakamları istediği şekilde hafifletmeye çalışması, siyasi malzeme olarak kullanması gibi çözümün kenarından bile geçmeyen yöntemler uygulamakla neyi amaçladığını bilmiyoruz ama neyi amaçlamadığı ortada. Bir savaş yaşanıyor! Kadınlar gününde sözüm ona ‘hediye’ gibi sunulan 6284 sayılı yasa, büyük bir PR çalışması ile imzalanan uluslararası sözleşmelerin pratikte ne oranda hayat bulduğundan haberdarız. Devlet şiddetle mücadele ettiğine ilişkin algı yaratmaya çalışadursun, tablo ortada! Kadın katliamı her yerde!

ŞİDDET SÖYLEMİNİ YAYMAKTA USTALIK DÖNEMİ!

2009 senesindeki korkunç rakamlar çetelelere girerken, 2009 – 2011 tarihleri arasında Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı görevinde olan Selma Aliye Kavaf, bu cinayetlere “Münferit” diyebildi, yeni kıyımlara adeta davetiye çıkardı. “Cinayetlerin medyada tekrar tekrar işlenmesi, aile kurumu için sakıncalı” dedi. Ama görev yaptığı iki sene boyunca bir kez bile kadına yönelik şiddeti gündemine almadı. AKP hükümetinin kadını değil aileyi koruma amacıyla iktidara geldiği günden beri attığı adımlar hepimizin malumuydu. Ancak artık Türkiye’de yeni bir durum olduğunu; kadın–erkek eşitliği ilkesinin devletin tüm mekanizmalarında tartışılmaya açıldığını, Başbakan’ın Temmuz 2010’da Dolmabahçe Sarayı’nda ‘Demokratik açılım’ı konuşmak için sivil toplum örgütlerinin kadın temsilcileriyle bir araya geldiği buluşmada gördük.

“Kreşlerin sonu huzur evleridir. Üç yaş altı çocuklara anneler baksın.” diyen bir dernek temsilcisinin konuşması salondaki havayı iyice germiş, bunun üzerine kadınların annelik rolüne ilişkin bir değerlendirme yapan Erdoğan ise şöyle demişti: “Kadın erkek eşitliğine inanmıyorum. Onun için fırsat eşitliği demeyi tercih ediyorum. Kadın ve erkek farklıdır. Birbirinin mütemmimidir.“ İşte, Başbakan’ın bu yaklaşımı, aldığı tüm bürokratik kadrolar, aday gösterdiği AKP’li yerel yöneticilerle birlikte bir devlet politikasının ilanıydı. Tam da Bingöl Belediye Başkanının, ceza kanununa göre suç teşkil eden, “Kadın belediye başkanı, başkan vekili olmaz, örfümüz ve dinimiz buna cevaz vermez, toplum bunu hazmetmez” beyanatı, temmuz 2010 ile hayatımıza giren bu devlet politikasının ürünüdür. Yani karşımızdaki en büyük sorun, kadın–erkek eşitlik ilkesinin hayatımızdan kaldırılmaya çalışılmasıdır.

ŞİDDETTEN BESLENEN HÜKÜMET AKLINA KARŞI SOKAĞA!

Şiddet, erkek egemen bir sistemden besleniyor, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin temelinde bununla mücadele yatıyor. Ancak öncelikle devlet kadın cinayetlerinin, trans cinayetlerinin adli vaka değil ‘politik cinayet’ olduğunu kabul etmeli. AKP, şiddeti engellemeye yönelik değil aileyi korumaya yönelik politikasını değiştirmediği sürece, meselenin çözümü için çaba göstermekten bahsetmesi abesle iştigal etmekten öteye gitmez. Biz kadınlar, hükümetin kadın katliamına göz yumduğu bir ülkede, meclisi göreve davet ediyoruz ve muhalefete sesleniyoruz. Daha kaç kadının öldürülmesini bekliyorsunuz?


ONLAR ‘AİLE’ DEDİKÇE KADINLAR ÖLÜYOR

Selime BÜYÜKGÖZE (Kadın Cinayetlerine Karşı Acil Eylem Grubu): Kadına yönelik şiddet, kadın ve erkek arasındaki derin toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin sonucu iken, devlet bu eşitsizliği daha da derinleştirmekten geri durmuyor. Kadınları aileye hapseden, güvencesiz ve esnek çalışma koşullarına mecbur kılan, bedenlerimizi denetim altına alan yasa ve uygulamaları bir bir hayata geçiriyor. Aile aile dendikçe, kadınların varlıkları siliniyor. Kendi yaşamımız, bedenimiz, emek ve kimliğimiz üzerindeki irademiz elimizden alınıp erkeklere devrediliyor.
Kadınların şiddet yaşantılarından çıkabilmeleri için dayanışmaya ve desteklenmeye ihtiyaçları var. Şiddete uğradığımızda gidecek bir yere, ihtiyaçlarımıza uygun destekleri sunacak mekanizmalara ihtiyacımız var. Bütün bunların olabilmesi için ise öncelikli olarak bizi suçlayan, erkek şiddetinin kaynaklarını ve dinamiklerini gören birilerinin bizi dinlemesi gerekli. Peki, pratikte ne oluyor? Kadınlar karakola gittiğinde ya şiyetinden caydırmaya ya da şiddetle barıştırmaya çalışıyorlar. ‘Kocandır yapar, yeter ki aile sağlam kalsın!’ zihniyetiyle şekillendiriyorlar kapısını çaldığımız her kurumu. Şiddeti Önleme ve İzleme Merkezleri’nin kapısına ulaşmayı başardığımızda ise kötü muamele görüyor, geçici çözümlerle karşı karşıya bırakılıyoruz. Yani koruma kararı çıkar, sığınağa git. Devlet sığınağında hapis hayatı yaşa! Her kadının kendi hikayesi olduğunu ve buna bağlı olarak farklı ihtiyaçları olduğunu bu sistem görmezden geliyor, kadınları güçlendirmeyi değil, aileyi korumayı hedefliyor.
Kadın cinayetlerine davetiye çıkaranlara karşı sesimizi çıkarmak üzere çeşitli kadın örgütlerinden, feministlerden, siyasi partilerden ve demokratik kitle örgütlerinden kadınlar olarak bir araya geldik. Kadın cinayetlerine karşı acil önlem alınmasını, meclisin olağanüstü toplanmasını talep ediyoruz.


İŞTE SON 5 YILIN ŞİDDET ÇETELESİ

* 2009 yılında 1041 kadın, erkek şiddeti sonucu hayatını kaybetti. 953 kadın ilk yedi ayda öldürüldü. Sadece 1 Mart – 12 Mart arası ‘günde iki kez duş aldığı’, ‘çalıştığı’, ‘ölen eşinin oruçlu olduğu’, ‘cinsel ilişki teklifine cevap vermediği’, ‘chat yaptığı’ gibi bahanelerle diri diri kuyuya atılarak, bıçaklanarak, kurşunlanarak, tecavüz edilerek 12 kadın öldürüldü.
* 2010’da en az 217 kadın ve üç çocuk öldürüldü, 164 kadın ve 4 çocuğu yaralandı.
* 2011’de 257 kadın, 32 erkek, 14 çocuk ve iki bebek öldürüldü. En az 102 kadın ve 59 kız çocuğuna tecavüz edildi, 167 kadın taciz edildi, 220 kadını yaralandı.
* 2012’de 165 kadın öldürüldü. 150 kadına tecavüz edildi. 210 kadını yaralandı. 137 kadını taciz edildi. Koruma talep ettikleri ve mahkeme tarafından tedbir kararı çıkartıldığı halde 24 kadın öldürüldü, 21 kadın ağır yaralandı.
* 2013’te 214 kadın ve 10 çocuk öldürüldü. 167 kadın ve kız çocuğuna tecavüz edildi/tecavüz girişiminde bulunuldu. Kadınlar en çok kocalarından şiddet gördü, yüzde 15’i boşanmak istedikleri için öldürüldü.
* Kadına yönelik şiddet 2014 yılının ilk 6 ayında 145 kadının ölümüyle sonuçlandı. Sadece temmuz ayının ilk 15 gününde 18 kadın erkek şiddeti sonucu yaşamını yitirdi.


UYGULANMAYAN YASA ŞİDDETİ NASIL ÖNLESİN?

2012 yılının 8 Mart’ında çıkarılan ‘Şiddeti Önleme Yasası’ ile görüldü ki, yasaların yapılışından çok uygulanması belirleyici oluyor. Pek çok boşluğu içerisinde barındıran Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi Yasası ile,
* Tedbir kararlarının hakimlerden alınıp mülki amirlere verileceği,
* Şiddetin belgelenmesinin hakimlerin insiyatifine bırakılacağı,
* Nüfusu en yüksek olan 14 ilde Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri’nin açılacağı ve şiddete uğrayan kadınların bu merkezlerden faydalanıp her türlü desteği alabileceği,
* 183 Alo Şiddet Hattı’nın şiddete uğrayan kadınların ilk anda arayıp destek alabileceği şekilde işleyeceği,
* Tanık koruma kanunu gereğince şiddet gören kadın ile ilgili bilgilerin gizliliğinin sağlanacağı gibi pek çok söz verilmişti.
Ancak yasanın çıkarıldığı 2012 tarihinden bugüne yapılan araştırmalara bakılırsa durum pek de söylendiği gibi değil:
* Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri kadınların kolaylıkla erişemeyeceği yerlerde, ilçe merkezlerine uzak yerlerde konumlandırıldı ve kadınlar bu merkezlerden faydalanamadı.
* Kadınlara yeterli sayıda sığınak, ayni ve nakdi destek, kreş desteği, mesleki eğitim desteği, iş bulma desteği sağlanmadı.
* Şiddete uğradığını delil ile kanıtlayamayan kadınların koruma ve tedbir kararlarından faydalanamadı ya da kısa süreliğine faydalanabildi.
* Kadın ve çocukların can güvenlikleri söz konusu olduğunda tüm resmi bilgilerinin gizli tutulması gerekirken, yapılan araştırma sonucu Milli Eğitim Bakanlığının bunu ihlal ettiği ve “gizli kayıt” sistemini işlemediği ortaya çıktı.
* Koruma masrafları polis memurlarının yiyecek vb. ihtiyacı da dahil olmak üzere şiddete uğrayan kadınlara ödetildi.
* Uzaklaştırma kararına uymayan erkekler çoğu zaman cezalandırılmadı, bu nedenle 2013 yılından bu yana 21 kadın koruma kararı devam ederken öldürüldü.


 ŞİDDETİN ADININ  BİLE OLMADIĞI YASA

Kadınlar var olan yasaların iyileştirilmesini talep ederken, yapılan değişiklikler şiddetin cezalandırılmasını sağlamak yerine neredeyse kapı açar bir düzenlemeyle karşımıza çıkıyor. Son olarak 5. Yargı Paketi kapsamında Türk Ceza Kanunu’nun cinsel suçları düzenleyen maddelerinde değişiklik getiren yasa, son dönemde artan kadın ve çocuklara yönelik cinsel istismara karşı bir önlem olacağı söylenerek çıkarıldı. Torba Yasa kapsamında pek çok maddesi geçirilen yasanın içeriği ise şöyle;
* Cinsel taciz fiilinin çocuğa karşı işlenmesi halinde 6 aydan 3 yıla hapis cezası veriliyor. Ancak ceza alt sınırı zaten 8 ila 15 yıldan başlıyordu. Üstelik taciz ayrımı getirilerek çocuğa karşı işlenen cinsel suçlarda ayrım getiriliyor.
* Sırnaşma, okşama, ani hareketle taciz etme gibi muğlak ifadelerle tanımlanan suçlar ise hafifletici unsurların önünü açıyor.
* Denetimli serbestlik ile bırakılan suçlular ise çocukların olduğu yerden başka bir yerde istediği gibi ikamet edebilecek.
* Kadınlar için adli tıp raporunun alımını kolaylaştıracak herhangi bir değişiklik ise yok.


KADINLAR HANGİ İLDE NEREDE BULUŞUYOR?

İSTANBUL, saat 14.00, Kadıköy Boğa Heykeli
ANKARA, saat 14.00, Güvenpark
İZMİR, saat 18.30, Alsancak Gar
ANTALYA, saat 21.30, Kapalı yol- Halk Bankası önü-Üç Kapılar
BURSA, saat 22.00, Eker Parkı
MARMARİS, saat 21.00
FATSA, saat 21.00, sahilde oturma eylemi
KOCAELİ, saat 17.00, Ko     caeli Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü önü
KAYSERİ, saat 16.00, Cumhuriyet Meydanı Almer önü
ÇANAKKALE, saat 20.00, Kordon
ESKİŞEHİR, saat 17.00, Adalar Migros önü
ADANA, 21 Temmuz saat 18.30, İnönü Parkı

ÖNCEKİ HABER

Eşimle birlikte mücadele edeceğim

SONRAKİ HABER

YTÜ öğrencileri: Okulumuzdaki millet bahçesi projesi iptal edilsin

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa