Neyin sınavı?

Neyin sınavı?

Şimdi daha net görüyoruz ki; eğitim sistemleri olsun, çıkardıkları yasalar olsun, hepsi mevcut egemen sınıfın egemenliliğinin devamlılığına yarıyor. Dolayısıyla bize uygulanan sömürünün devam etmesine...

Can Kaylan
Maltepe/İstanbul


LYS yaklaşıyor. İnanılmaz bir stresi hepimiz yaşıyoruz. Sınavın senin için ne anlamı var, ne için giriyorsun sınava diye sorsalar hepimiz; ‘Daha iyi şartlarda yaşamak için’ ya da ‘Geleceğimi güvence altına almak için’ gibi cevaplar veririz. Geleceğimizin birkaç saate sığdırılmasının geleceğimizi belirsizliğe ittiğini; bu belirsizliğin de bizleri bir geleceksizlik kaygısına soktuğunu hepimiz yaşayarak görüyoruz. Fakat son bir yılda gördüğümüz şeyler bir hayli arttı. Bizler bu sınavın gerçekten ‘iyi şartlarda yaşama sınavı’ olmadığını gördük.
Berkin’in ölümü esasında oldukça ironiktir. Sanki bize bazı gerçekler hakkında mesaj veriyor. Ekmek almaya giden bir çocuğun, sonu ölüme varan bir şiddete maruz kalması. Hepimiz küçük yaşta ekmek almak yani ileride ekmeğimizi nasıl kazanacağımızı belirlemek için hayata atılırız! Ekmek yolculuğumuzda; gerek eğitim hayatımızda gerekse iş hayatında bizlere her türlü şiddet uygulanır. Bu şiddet kimi zaman okul yönetiminin demokratik eğitim talebimize verdiği yanıt, kimi zaman gerici, ezberci eğitim sistemi, kimi zaman da dershane paramızı çıkarmamız gerektiği için işe girdiğimiz plaza inşaatında iş cinayetine kurban gitmek olarak kendini gösterir. Kimi zaman da taşeron çalıştığımız bir madende katliama kurban giderek. Yani ekmek almak için çıktığımız yolda ölmek olarak.
HALİ VAKTİ YERİNDE DEĞİLSE
Soma’da yaşanan olayla tam da bu noktadan bağımızı kuruyoruz. Orada çalışan benim babam da olabilirdi. Ya da ileride ben de o madene girmek zorunda kalabilirim çünkü geleceğimi (eğer ailemin hali vakti yerinde değilse) birkaç saatlik bir sınav belirliyor. İTÜ Maden Bölümü Öğrencileri’nin işgali bu yüzdendir. ‘Geleceğimizin iş kazalarında ölmek olmasını istemiyoruz.’ demek için.
Peki gerçekten bu sınav bizim şiddetten kurtulmamızı sağlayacak olan bir çıkış yolu mu? Yani tıp kazanırsak kendimizi bu şiddetten (sömürüden) kurtarmış mı oluyoruz? Sömürüye uğrayanlar sadece madenciler, metal veya tershane işçileri mi? Cevabı hepimiz az çok tahmin edebiliyoruz. İster doktor, ister mühendis, ister madenci olalım, bu sistem bizi bir yanıyla sömürüyor. Bu sömürü (diğer adıyla şiddet); taşeron çalışma, uzun çalışma saatleri, düşük ücret, güvencesiz çalışma gibi bilumum şekilde kendini var edebiliyor. Örneğin, bir sağlık personelinin mesai saatleri dışında işe çağrılabilmesi veya muayenehane açamamasına neden olan tam gün yasası.
AYNI YERE ÇIKAN FARKLI YOLLAR
Bu bize, ‘geleceğimizi belirleyen’ sınavın aslında nasıl sömürüleceğimizi belirlediğini gösteriyor. Yani sömürüden kurtulmamız için bir şans gibi algıladığımız sınavın sadece nasıl sömürüleceğimizi belirlediğini. Bizlerden bu sınavla birlikte sonu aynı yere çıkan farklı yollar arasında seçim yapmamız isteniyor. Başka bir deyişle; ‘Sonunda ölecek olan Berkin’in ekmek almak için hangi yoldan gideceğine’ karar vermemiz.
Şimdi daha net görüyoruz ki; eğitim sistemleri olsun, çıkardıkları yasalar olsun, hepsi mevcut egemen sınıfın egemenliliğinin devamlılığına yarıyor. Dolayısıyla bize uygulanan sömürünün devam etmesine... Bizler geleceğimizin sermayeye peşkeş çekilmesini istemiyoruz. Kendi geleceğimiz hakkında söz sahibi olmak istiyoruz. Bunun bu türden bir sınavla mümkün olmayacağını bildiğimiz gibi, bu sistemle de olmayacağını biliyoruz. Mevcut eğitim ve sınav sistemindeki sorunlar sistemden kaynaklıdır. Ve bizler bu sistemi yıkmak için başta okullarımızda olmak üzere bulunduğumuz her alanda mücadele edeceğiz.

www.evrensel.net