Borgman ya da Bela

Borgman ya da Bela

Şeytanlar yer altındaki sığınaklarında bekliyorlar. İnsanlar onların yaşadıkları bu dehlizlerin hemen üstündeler. Din adamı, demirci ve bazı başka şeytan kovucular birlik olup, bunları inlerinden kovma uğraşı veriyorlar.

Kadir AKBULUT

Şeytanlar yer altındaki sığınaklarında bekliyorlar. İnsanlar onların yaşadıkları bu dehlizlerin hemen üstündeler. Din adamı, demirci ve bazı başka şeytan kovucular birlik olup, bunları inlerinden kovma uğraşı veriyorlar. Başarılı olmaları halinde ellerine ne geçecek ki? Yer altından yer üstüne çıktıklarında, insanların yaşadıkları yerlere musallat olacaklar, böylelikle de toplumsal yaşama daha yakın olup daha çok tehlike saçacaklar.
Alex van Warmerdam’ın Bela’sının vaad ettiği şeyler, bu kısa giriş paragrafıyla sınırlı değil elbette. İnsana dair önemli hasletleri kendine has bir üslupla filmine taşıyor. Aeuter yönetmenlerden biri olarak sayılmayı da hak eden Warmerdam, senaryosunu da yazdığı filmleriyle 1986 yılından bugüne getirdiği kayda değer bir filmografiye sahip. Tek bir türde takılı kalmayan yönetmenin, her filminde başka bir ifade arayışının etkileri bulunuyor. Ülkemizdeki sinemaseverler, Kim Ki Duk, Michael Haneke ya da Dardenne kardeşler kadar aşina olmasa da en az onlar kadar ilgiyi hak eden böylesi bir yönetmene vizyon yolunun gözükmesi de ayrıca olumlu bir durum. Her yıl film çeken yönetmenlerin aksine o, birkaç yılda bir meydana getiriyor filmlerini. Filmleri de öyle kolay yenilip yutulamıyor, sindirilmesi gerekiyor.
Garip bir komedi olan ilk filmi Aber’de (1986) kendisi de rol alan Warmerdam, 18 İstanbul Film Festivali’nde gösterilmiş filmi Küçük Tony’de (1998), 2006’daki Garson filminde, Emma Blank’ın Son Günleri (2009) ve Bela (2013) filminde de oyuncu olarak yer alıyor. Üstelik onun olayı Hitchcock gibi sadece bir gözükeyim de değil. Yazarlığı, yönetmenliği ve oyunculuğuyla filmlerinde büyük bir gücü oluşturması da boşuna değil.

ŞEYTANI AĞIRLAMAK

Yersiz yurtsuz Borgman ve arkadaşları kendilerine mekan belledikleri yerden kovululurlar. Kaçıp kurtulmaları sonrasında Borgman’ı; aristokrat ailelerin kapısını çalarken, gayet doğal bir istekte bulunur gibi banyo yapma arzusunu dile getirirken buluruz. Denemeleri sonucunda en sonunda punduna getirip evlerden birisine yerleşmenin yolunu bulur. Yerleştiği evde, hali vakti fazlasıyla yerinde olan, üç kızları ve hizmetçileriyle mutlu bir üst tabaka aile portresi çizen Richard ve karısı Marina yaşamaktadır. Her ne kadar Richard eve gelen bu serseriyi hoş karşılamamışsa da Marina şeytan tüyünden etkilenmiş bir bireyin ruh haliyle, eşinden gizli bir şekilde eve kabul eder ve gün geçtikçe daha çok bağlanıverir. Öyle uluorta olması mümkün olmayan özel yaşam alanı da bu yeni resimde farklı fırçalarla boyanmaya hazırdır artık.
Warmerdam bu ilginç filmde, özellikle imkanları geniş mutlu üst sınıf aile tablosuyla, toplumdaki hiyerarşininin insanlar arası dengeyi nasıl sarstığıyla ve bir başka açıdan da ne ekersen onu biçersinden hareketle karma felsefesiyle bağlar kuruyor. Çok yakınımızda olan ama aramızda mesafeler bulunan bir zümrenin, yerinden yurdundan kovulup yanıbaşımızda konuçlanmak suretiyle hayatımızı ele geçirmesi, bizden olanı alıp yerine hiçliği bırakıyor olmasından başka bir şey de değil bu.
Oldukça karamsar bir durumu, çok naif  ve güldürmeyen açık sözlü bir mizah ekseninde işleyen Warmerdam, şimdiden bir sonraki filminde hangi ilginç işe imza atacak diye merak ettiriyor. Yenik düşmek ya da sağlam durmanın dilemmasında bir gezinti bu. Dünya sinemasına düşkün birileri müstesna bir film arıyorlarsa, Bela’yı bulduklarına sevinebilirler.

www.evrensel.net
ETİKETLER Kadir Akbulut